30 Aralık 2015 Çarşamba

Altıncı Ayda Gelişim

Bilgiler "Bebeğimle Oynuyorum" kitabından alıntıdır. 


Bebeğiniz bu ay yabancı biriyle karşılaştığında kaygısını yavaş yavaş göstermeye başlayacak, bundan sonra, tanımadığı kimselerin kucağına gitmek istemeyecektir. Artık insanları “yardımına güvenilir” veya “yabancı” olarak sınıflandırmaktadır. Kendisi ile rutin bir iletişimi olmayan yabancılara farklı davranacaktır. Böyle durumlarda onu sakinleştirin ve yabancılardan yavaş yaklaşmalarını isteyerek durumu açıklayın. Ancak bu durumdan dolayı bebeğinizi kalabalığa çıkarmamak gibi bir karar almayın, aksi takdirde, kalabalık ve yabancılar alışmadığı durumlar olduğu için onu ürkütmeye devam eder. Eğer evinize bir yardımcı alacaksanız, bebeğinizde bu yabancı kaygısı başlamadan önce alırsanız her iki taraf için de daha kolay olacaktır.

Yabancıyı tanıma becerisi bu ayda yaşadığı bilişsel değişimden kaynaklanmakta ve genel olarak sınıflandırma becerisinde bir değişim olmaktadır. Bebeğinizin artık canlı-cansız ayrımı konusunda bir fikri oluşmaya başlamıştır. Ancak dokuzuncu aya kadar bu ayrımın sınırları çok belirgin değildir.

Bu ay ayrıca, doktorunuz aksi bir durum belirtmedikçe bebeğinizin katı gıdaya geçiş zamanıdır. Katı gıdaya geçiş uzun ve sabır gerektiren bir yolculuktur. Bebeğinizin her gıdayı tek tek denemesi, onun reddedişleri, katı gıdayla beslenmeye alışması, gıdaların aşamalı olarak verilmesi anne babalar için çaba sarf etmeleri gereken yeni konulardır.  Ancak bebeğiniz büyümektedir ve bu da büyüme yolunda önemli bir kilometre taşıdır.


Altıncı ayla birlikte daha interaktif olan bebeğinizle karşılıklı oyunlar oynamak daha keyifli hale gelmiştir. Bebeğiniz artık daha az destekle, belki de desteksiz oturabilmekte, katı gıdaya başlamasıyla da bazı öğünlerde size eşlik edebilmektedir. 

Eline verdiğiniz iki oyuncak arasında seçim yapabilmekte, oyuncağa daha rahat uzanıp kavrayabilmekte, hatta elden ele geçirebilmektedir. 

Tüm değişimleri ile altıncı ay, bebeğinizin koca bir adım daha attığını hissettiğiniz bir ay olacaktır.

24 Aralık 2015 Perşembe

Bebeğimle Oynuyorum




Kızımın doğumundan sonra aldığım kitaplardan biriydi "Bebeğimle Oynuyorum". Bebeğimin doğumundan bir ay kadar sonra kafamda, bebeğimle ne oynayabilirim, nasıl oynayabilirim, soruları oluşmaya başladı. İlk ay, nasıl uyutabilirim, nasıl susturabilirim, sorularıyla meşguldüm:) Daha önce bebeğin gelişimi, anneyle bağ kurması, oyunun önemi gibi konularda mesleğim nedeniyle epeyce okumuş ama pratikte bir bebekle uzun zaman geçirmemiştim. İlk aylarda okumaya pek fırsatım olmasa da ikinci aydan itibaren okuyup oyunları bebeğimle oynamaya çalıştım ve kitaptan epey faydalandım. Sadece örnek oyunlar değil oyunla ilgili bilgilerle de yeni şeyler öğrendim ve unuttuğum bazı şeyleri hatırladım. Kitaptan geriye zihnimde neler kaldı, neleri uyguladım, neler bebeğime fayda sağladı buraya not düşeyim istedim.

Yıllardır okuduklarımla oyunun önemi zihnime yerleşmiş, hatta bununla ilgili bir ödev hazırladığımı hatırlıyorum ama şimdi fark ediyorum ki, okulda çocukla ilgili öğrendiğim her şeye, ne yazık ki sınav sorularına cevap olarak bakmışım. Çalışmaya başlayınca bu bilgiler çocuklarla çalışırken işime yarayan bilgiler haline geldi ve o zaman daha çok okumaya, araştırmaya başladım. Bilgilerin gerçek anlamını bulması ise anne olmamla birlikte gerçekleşti. İnsanın gün be gün büyüyen, tepkileri değişen bir bebekle birlikte öğrenmesi bambaşka bir deneyimmiş. Öğrendiğiniz her şey yerini ve anlamını buluyor, bir şeyleri değiştirebiliyor, böyle olunca daha çok öğrenmek ve daha iyisini uygulamak istiyorsunuz. Oynadığınız oyunlara verdiği tepkilerin değişimi, yapabildiği şeylerin hızla çoğalması, gözünüzün önünde büyümesi inanılmaz. Bu hıza ayak uydurup, hiç bir şeyi kaçırmadan, gerektiği zamanda gerektiği şekilde onu desteklemek istiyorsunuz. Neyse ki kitaplar yardımımıza yetişiyor:)

Oyun bebek için de, çocuk için de çok önemli elbette, peki neden? Çünkü oyun, sadece oyun değil, sadece çocuğu avutmak için, zaman geçirmek için oynadığımız bir şey değil. Sanat sanat içinse oyun da oyun için a dostlar:)

Kitap, oyunun bebeğin gelişimi için önemini elbette benden çok daha güzel açıklamış:) Kısaltarak aktarıyorum.

1. Oyun, zeka gelişimini destekler.

Bebekler doğumun hemen sonrasında, sanılanın aksine, yetişkinlikte sahip olabileceklerinden çok daha fazla beyin hücresine sahiptir. Ancak bu hücreler yaşamlarını deneyime bağlı olarak sürdürmektedir. Yani kullanılan beyin hücreleri kalıcı olurken, kullanılmayanlar zamanla ölmektedir. Çoğunun ziyan olup gitmesi ise sanıldığı kadar uzun sürmez. İlk üç yaşta bile beyin erişkin beyninin %80'ine ulaşmış olur. Bu nedenle, ilk yıllardaki gelişim için öğrenme ve deneyimleme büyük önem taşımaktadır. Bebek ne kadar çok çevreyle ilişki içine girerse, ona ne kadar çok uyaran sunulursa, bebekteki beyin hücrelerinin sayısı o kadar çok olacak, hücreler arasındaki bağlantılar da bir o kadar güçlü olacaktır.

2. Oyun bebeğinizin gelişimini destekler.

Bebek, zihinsel, fiziksel, dil ve sosyal-duygusal alanlarda gelişim gösterir. Bu alanlar birbiriyle etkileşim içindedir. Örneğin fiziksel gelişim zihinsel gelişimi doğrudan etkiler. Bu yüzden fiziksel aktiviteler bebek için spor yapmaktan daha fazlasıdır. Emekleyen bir bebek, tüm gün sırt üstü yatan bir bebekten daha fazla şey öğrenir.

Bu alanlardaki gelişmeyi hızlandırmak, zamanı geldiğinde gerekli uyaranları vermek bizim elimizdedir. Bebeğin öğrenme aracı oyundur.

3. Oyun bebeğin kendisi ile ilgili farkındalığını arttırır.

Oyunlarla vücudunun farkına varmaya başlar.

Daha sonra bir birey olduğunun, benliğinin farkına varır.

Duyguları ile ilgili farkındalığı gelişir.

4. Oyun bebeği daha huzurlu bir bebek yapar.

Oyun içinde duygularının ve isteklerinin anlaşıldığını hisseden bebek daha keyifli olacaktır.

5. Oyun bebeğinizin yaratıcı yönünü destekler.

Oyun içinde onu serbest bıraktığınız,

Olabildiğince az yönlendirdiğiniz,

Daha çok onun verdiği işaretleri izleyerek adım attığınız,

Adımlarını eleştirmediğiniz,

Merak etmesine, araştırmasına ve üretmesine izin verdiğiniz,

Ve bu durumları takdir ettiğiniz,

Problemlere bulduğu çözümleri "yanlış" yerine "yeni" olarak değerlendirdiğiniz, her durum bebeğinizin yaratıcılığının gelişimi de olumlu yönde etkilenmiş olacaktır.

6. Oyun oynamayı öğrenen ebeveyn, bebeği çocukluk dönemine geldiğinde, karşılaşabileceği sorunları oyunla çözümleyebilir ve hatta engelleyebilir.

Oyun bebeklik döneminde bir iletişim aracı olduğu gibi çocukluk dönemine gelindiğinde de en etkili iletişim aracı olmaya devam etmektedir. Çocukluk döneminde dil becerisi kazanılmış olsa dahi, dil, çocukların duygu ve düşüncelerine tercüman olmakta yetersiz kalmaktadır. Çocuk iç dünyasını oyunla dışa vurmaktadır.

7. Akademik başarının temel taşı oyun oynamaktır.

Oyunla çocuğunuzun merakı tetiklenir, öğrenmenin temelinde de merak yatar. Oyun, meraklı ve öğrenmeye istekli bir çocuk yetiştirmenizi destekler.

Oyunun öğrenmeyi desteklediği farelerle yapılan bir deneyle de kanıtlanmış. Odasına oyuncak yerleştirilmiş farelerin öğrenme oranlarında, beyin hücrelerinin ağırlığında ve sinir hücreleri arasındaki bağlantılarda diğer gruplardaki farelere oranla daha fazla artış görülmüş.


Kitabın ikinci bölümü, bebeğimizle nasıl oynayabileceğimizi, oyun oynarken nelere dikkat etmemiz gerektiğini açıklıyor. Bu bölümlerden anladıklarımı genel olarak özetleyecek olursam;

Bebeğimizi gözlemleyerek, verdiği işaretleri okuyarak, ihtiyaçlarını fark ederek, onun hızına ayak uydurarak oyun oynamalıyız. Oynarken ilgimizi tamamen ona vermeliyiz. Kendi başına vakit geçirmeyi de öğrenmesi için zaman zaman tek başına oynayabileceği oyunlar da oluşturabiliriz. Elbette bebeğin üzerinden gözümüzü ayırmadan.

Bebeğimiz büyüdüğünde (3 yaşından sonra) oyunu yönetmeyi ona bırakıyoruz. Oyun oynarken bir anlamda yönetmen koltuğunda bebeğimiz, yapımcı koltuğunda biz varız. Ancak bebekler söz konusu olduğunda oyunu başlangıçta bizim oluşturmamız ve daha sonra bebeğe bırakmamız daha uygun. Yani, bebeğimizin oyun oynaması için gereken koşulları oluşturuyor ama oyun oynama şekline müdahale etmiyoruz. Örneğin, uzanma yeteneğini geliştirmek için, oyuncağını uzanabileceği bir mesafeye koyuyoruz. Uzanıp eline aldıktan sonra isterse ağzına götürür, isterse yere atar. Bebeğin geliştirmesini istediğimiz davranışını ne tamamen kendisine bırakıyor, ne de kendimiz yapıyoruz. Yapabileceği uygun ortamı oluşturuyoruz.

Bebeğimizin gelişim düzeyine uygun oyunlar oynamamız da çok önemli. Oyun oynayacağız diye onu hazır olmadığı bir şeye zorlamak faydadan çok zarar getirir. Bu yüzden bebeğimizi iyi gözlemleyerek hangi becerisi gelişmekteyse onunla ilgili oyunlar oynamalıyız.

Basit, tekrar içeren oyunlar oynayabiliriz. Bebekler tekrar etmekten keyif alır çünkü tekrar, bebeğin hem öğrenmesini hem de bir sonraki adımı bildiği için güvende hissetmesini sağlar. Ayrıca, kas gelişimini ve vücut dengesini destekler.

Bebekler oyunda da, günlük hayatlarında da bir sonraki adımdan haberdar olduklarında daha rahat hissediyorlar. Bu haberdar etme biçimi bebeğin ayına göre değişebilir. Örneğin, banyo yaptırmadan önce her zaman söylediğimiz bir şarkı olması gibi ya da banyoya başlamadan önce küvetini göstermek gibi.

Bebeğimizi alkışlayarak, kucaklayarak, gülümseyerek, öperek takdir ediyoruz. Sadece başarısını değil, çabasını da takdir etmeliyiz.

Önemli olduğunu düşündüğüm televizyon konusuyla ilgili yazılanları da aktarmak istiyorum:

Televizyon oyun değildir.

Televizyondaki görüntülerin geçişi hızlı olduğundan bebekler için fazla uyarıcı ve yorucudur. Hızlı geçişleri izlemeye alışan bebek ileride akademik hayatta ders dinlemekte zorluk çekebilir.

Bebekler ve çocuklar dili diyalog içinde öğrenirler. Televizyon, çocuğunuzla karşılıklı bir diyalogdan çok bir monolog halinde iletişim kuracağından bebeğinizin dil gelişimine faydası düşündüğünüz kadar olmayacaktır.

Bu nedenlerle, çocukların iki yaşından önce televizyon seyretmemesi, bu yaştan sonra da günde yarım saatten fazla televizyon seyretmemesi tavsiye edilmektedir.


Kitabın üçüncü ve dördüncü bölümleri ne zaman ve nerede oyun oynanması gerektiğinden bahsediyor. Genel olarak, diyebiliriz ki öncelikle bebeğin temel ihtiyaçlarının karşılanması, daha sonra oyun gelmeli. Bebeğin ayına göre oyun oynama süresine dikkat ederek onu aşırı yorulmaktan koruyabiliriz. Oyun ortamlarını çeşitlendirmeye çalışabiliriz, dışarıya çıkabiliriz. Merak ettiği şeylerle öncelikle güvenliğini sağlayarak tanıştırabiliriz.

Son bölüm ise aylara göre takip edebileceğiniz oyunların yer aldığı "Ne Oynamalı?" kısmı. Oyunlar hitap ettiği gelişim alanlarına göre ayrılarak verilmiş. Önerilen oyunların olduğu ayla ilgili gelişim özellikleri de genel olarak anlatılmış.

0-6 ay için oyunu her açıdan ele alması, bebeğin gelişim düzeyine uygun oyunların olması, hem teorik hem de pratik bilgiye yer vermesi nedeniyle çok yararlandığım bir kitap oldu. Artık yavaş yavaş altıncı ay oyunlarına geçerken, keşke her ay için daha fazla oyun ve altı ay sonrası oyunlar da kitapta yer alsaydı diyorum.



*Kitapta her ayın fiziksel gelişim bölümünde “yüz üstü yatmaca” yer alıyor. Bebeğin karnının üzerine yatırılmasının fiziksel gelişimi açısından çok faydalı olduğunu başka pek çok yerde de okudum. Ancak bizimki bu karın üstü yatma işini baştan beri hiç ama hiç sevmedi. Her denememde huzursuzlanınca ben de üstelemedim. Yine de arada bir kısa sürelerle denemeler yapıyor, istemeyince bırakıyoruz.

Karın üstü yatırmanın faydalarından bahseden her kaynak, bebeğin karın üstü pozisyonda hiçbir zaman yalnız bırakılmaması gerektiğini ve uyurken her zaman sırt üstü yatırılması gerektiğini ısrarla vurguluyor. Burada da hatırlatmış olalım.

*Karın üstü yatma ile ilgili daha fazla bilgi için şuraya ve şuraya bakabilirsiniz.

*Yazarın sitesine buradan ulaşabilirsiniz.


10 Aralık 2015 Perşembe

Beşinci Ayda Gelişim


Bilgileri Sinem Özen Canbolat'ın Bebeğimle Oynuyorum kitabından aldım.


  • Bu ay oyuncakları tanıma ve ağzına götürme konusunda daha başarılı. (Altıncı ayda oyuncakları bir elinden diğerine geçirme ve düşürdüğü oyuncağa uzanma yeteneği gelişecekmiş.)
  • Bu ay bebek anneyi tanıyor. "Anne nerede?" diye sorulduğunda bakışlarını anneye yöneltir, takip eden aylarda anne görme alanından çıktığında ağlamaya başlar. 
  • Anneyi tanıma derken, aslında bebek ilk doğduğu saatlerde bile annesinin kokusunu ve sesini, daha sonra yüzünü ayırt eder. İki-dört aylık bebeklerin bile annesi odadan çıkıp bir yabancı odaya girdiğinde vücut ısılarının düştüğü tespit edilmiş, ancak o kadar küçükken bunu davranışsal olarak dışa vuramıyorlarmış. Anne bebeğin görme alanından çıktığında onun imajını zihninde ancak bu ayda oluşturabilmektedir. İlk doğduklarında, gördüğü varlık gözden kaybolunca onun görüntüsünü hafızasında taşıyabilecek bir beyin yapıları yoktur. Bu yapı gelişmeye başlayınca bebek önce anneyi tanır, sonra yabancıları ayırt eder. Sonra da anneye bağlanır. (6-8 ay civarı)
  • Bebeğin görsel ve işitsel gelişimi yetişkin seviyesine ulaşmıştır. 
  • Bebeğinize ismiyle hitap ettiğinizde size dönecektir.