12 Nisan 2019 Cuma

Sara'ya Fındık Yok


 Bir yıl kadar önce, Nohut’un üst üste hastalanması sonrasında tanıştık alerji ile. Bir zamanlar benim için tatlıyı fazla kaçırınca kaşınmak dışında bir anlamı olmayan alerji artık hakkında ne bulursam okuduğum, üzerine sıkça kafa yorduğum, hayatımızda genişçe yer kaplayan bambaşka bir duruma dönüştü.
 İlk zamanlar, bedensel sıkıntıların ve işin uzmanlarının bile bu konudaki bilgisizliğinin getirdiği belirsizlik ve korkuyu, durumu anlayıp adlandırabildiğimizde öfkeyi, sonrasında merak ve araştırmayı, bazı şeylerin netleşmesi ile kabulu ve  alternatifleri, yeni yolları keşfetmenin getirdiği güven hissini yaşadık. Elbette tam anlamıyla bir güven hissine sahibiz diyemem, bir yanımızla hep kuşkudayız.
Nohut, çevremizde sıkça tüketilen pek çok besini tüketmiyor. Evde mutfak düzenimizi değiştirip oturttuğumuzdan artık pek sıkıntı yaşamıyoruz. Dışarısı için de mümkün olduğunca durumunu kavrayıp ona göre davranmasını sağlamaya gayret ediyorum ama ne de olsa çocuk, okula başladığında belki daha farklı zorluklarla karşılaşacağız. Yine de geçenlerde gittiğimiz bir yerde, yan odada ona bisküvi ikram eden bir ablaya benim alerjim var demesi, mutluluğum, umut ışığım oldu.
Bu vesileyle, bir süredir okuduğumuz, çocuklara alerjiyi anlatan bir kitaptan bahsetmek istedim. Bir krizle başlayan, zorluklarla devam eden, sonrasında yeni kapıların, pencerelerin açıldığı bir hikaye; Sara’ya Fındık Yok. Fıstık yedikten sonra şiddetli bir alerji atağı geçirip hastaneye götürülen, orada yapılan testlerle günlük hayatta kullanılan pek çok yiyeceğe alerjisi olduğunu öğrenen bir kızın öyküsü.  Sara, her gün, sıklıkla yediği yiyecekleri artık hiç tüketmemesi gereken yeni bir yaşama başlıyor. Etrafındaki herkese öfkeleniyor , eski hayatına dönmek istiyor ve daha sonra annesiyle birlikte yeni, yaratıcı lezzetler keşfettiği, kendisi gibi alerjisi olan çocuklarla tanıştığı, durumunu kabullenip farkındalık kazandığı bir döneme giriyor.
Hikayenin sonunda anne babalar ve eğitimciler için bilgi kısmında, kısaca alerjinin ne olduğu, bu durumu yaşayan çocukların neler yaşayabileceği, ailelerin bu duruma nasıl yaklaşılması gerektiği anlatılmış.
Günümüz çocuklarının gittikçe artan sorunu alerjiyi bilmek, öğrenmek, doğru yaklaşımları sergilemek, için herkesin, özellikle alerjisi olan çocukların ve ailelerinin okuması gereken bir kitap.
“Ahh yazık yavrum yiyemiyor mu, azcık yese, sulandırıp içse” demekten, parkta, bahçede çocukların eline yiyecek tutuşturmaktan vazgeçenlerin artması umuduyla tavsiye olunur.

9 Nisan 2019 Salı


Kelimelerle gerçekleri nasıl eğip büküp değiştirebildiğimizi, durumları nasıl da kendi işimize geldiği gibi oldurabildiğimizi fark ediyorum son günlerde. Hakikate giden yolu kelimelerle nasıl tıkadığımızı, gerçekliği kelimelerle nasıl bulanıklaştırdığımızı ve bu bulanıklığın, belirsizliğin nesilden nesile nasıl aktarıldığını.
Çocuklarla çalışmayı sanırım en çok bu yüzden seviyorum. Kelimeleri henüz gerçekleri örtmek, değiştirmek, çarpıtmak için kullanmayı bilmiyorlar. Bu yüzden onlarla konuşurken gerçeğin kalbine yakın bir yerlerde hissediyorum kendimi. Hakikatin bozulmadığı, gerçeklerin net, aydınlık olduğu, ışıklı bir yerde.
İş, yetişkinlerle konuşmaya gelince tamamen değişiyor, onlara ulaşmaya çalışırken karanlık bir kelimeler mağarasında kaybolduğumu hissediyorum.
Geçenlerde bir çocuk, babasının onunla dövüş  oyunu yaptığını, oynarken canını yaktığını, bundan rahatsız olduğunu ama babasının bunu o daha güçlü olsun diye yaptığını anlattı.
Babasıyla konuştuğumda söylediklerini doğruladı, ardından çocuğun içinde kaldığı zor durumu ona anlatmak için uçsuz bucaksız bir kelimeler denizini aşmak zorunda kaldım.
Babaya göre, dışarısı zor ve tehlikeli bir yerdi ve çocuğunu güçlü kılmak için canını yakması gerekiyordu.
Üzerinden zaman geçtikçe, mantığa bürünmüş kelimelerin altında gömülü kalıyor çocukluğumuz,  bize ışık tutan hislerimiz.
Sizden büyük, daha güçlü, güvendiğiniz, çok sevdiğiniz biri tarafından canınızın yakılması, üstelik bunun iyilik adı altında yapılması ne kadar kafa karıştırıcı. Birileri mantıklı bir açıklaması olduğu sürece canımı yakabilir, sınırımı aşabilir, kişiliğimi yıkıp geçebilir, kalbimi tuzla buz edebilir. Temellerimin sallantıda olduğu, bedenimin başladığı ve bittiği yeri bilemediğim bir dünya.
Senin canını yakıyorum ama susmalısın çünkü bu senin iyiliğin için. Yapılan zorbalığa kelimelerle iyilik süsü vermek ne kolay. Bir çocuk için canının yandığı bir duruma, çok sevdiğin, güvendiğin birinden geldiği için, kendi sesini susturarak katlanmak ne zor. İyi niyetli bile olsak karşı tarafın dünyasına, hissettiklerine kapalı olduğumuz zaman can yakabilmek ne kolay.
Bir yığın mantıklı görünen açıklamadan, mazaretten, gerekçeden örülü karanlığımıza ışık tutacak, unuttuğumuz bir soru; sana yapılsaydı, gerçekten ne hissederdin?