22 Mart 2019 Cuma


Bu sabah Nohut, çok hoşuma giden bir hikaye uydurunca, bir süredir elimizde gezinen şu kartlardan size de bahsetmek istedim.
Meraklı Minik’in eski sayılarından birinin hediyesi kartlar, bir nevi basitleştirilmiş tabu oyunu. Resimleri kelimeyi kullanmadan anlatmaya çalışıyorsunuz. Kartlarla önce dergide anlatıldığı gibi oynamaya başladık, oynadıkça aşina olduk ve oyun aynılaşıp ilginçliğini kaybedince yeni arayışlara girdik.
Bir süre hafıza oyunu oynadık. Kartları önce üçerli sıralayıp, dikkatli bakıp, ardından birini saklayıp hangisinin olduğunu bulmaya çalışıyorduk sırayla. Sonra sıralanan ve saklanan kart sayılarını arttırarak oyunu zorlaştırdık.
Nohut’un ve benim de en sevdiğimiz hali ise kartları hikayeler uydurmak için kullanmak. Nohut bir kart çekiyor, çıkan resimle ilgili ben bir hikaye anlatıyordum. Sonra çekilen kartları üçe çıkardık. İçinde üç resmin de yer aldığı hikayeler anlatmaya başladım. Mesela, çiçek, bulut, baykuş kartları geldiyse bu üçünün de içinde geçtiği bir hikaye.
Ardından resimlerin bize ne faydası var ya da bununla ne yaparız oyunu oynadık. Mesela sandalye ile ne yaparız, ağacın ne faydası var gibi. Bizde hafıza oyunu ve hikaye anlatma kadar ilgi çekmese de, bu da aslında farklı fikir ve denemelerle zenginleşebilecek bir oyun.
Aklımdaki sırada, hayvan, bitki eşya olan kartları gruplara ayırma, gruplardaki eşya ya da hayvanlar arasında bağlantılar kurma, benzerlikler, farklılıklar bulma var. Daha büyük yaş grubuyla resimler üzerinden, sen bir ağaç olsaydın, sen bir baykuş olsaydın gibi sorular sorularak konuşulabilir, yeni hikayelere yol açılabilir.
Peki, siz olsanız nasıl oynardınız bu kartlarla?
Bu arada, Nohut’un ağaç kartı hikayesi ise şöyle: Ağaç yaşlanmış, dalı kırılmış. Sonra çocuklar onu yeni bir ağaca dönüştürmüş. Yeşile, kahverengiye boyamışlar, adını da Fatoş hanım koymuşlar, sonra da ağaç yeni olmuş.

15 Mart 2019 Cuma

Açılın Ben Öğretmenim


Eğitim alanında çalışan biri olarak, eğitim ve ebeveynlikle ilgili kitapları okumaya çalışıyorum. Bu alanda gerçekten iyi, bildiklerimizi, inandıklarımızı sorgulayan, hatalarımızı fark ettiren, zihnimizi yeniden şekillendiren çok sayıda kitap var ama kitaplarda eksikliğini hissettiğim en önemli nokta; işin pratik kısmı, yani bu anlatılanları, kafamıza tam olarak yatan şahane fikirleri hayata nasıl geçireceğiz? Örneğin yıllardır, rekabet kullanarak öğrencilerinizi motive etmeye çalıştınız, sonra okuduklarınızla, tecrübelerinizle bunun doğru olmadığını, işe yaramadığını düşünmeye başladınız, buna inandınız ve değiştirmek istediniz. Peki bundan sonra ne yapacaksınız? Çocuklara ne söyleyeceksiniz, ne zaman, nasıl davranacaksınız, yerleşmiş, kabul gören, bildiğiniz bir düzenden, daha önce hiç uygulamadığınız başka bir düzene nasıl, hangi adımları atarak geçeceksiniz? Kitaplarda sıkça rastlayamadığımız konular.
Müjdat Ataman’ın kitabı tam da böyle bir ihtiyacı karşılıyor bana kalırsa, kitapta yer alan bir ifadeyle, “pratiği yazmayı basit bulma, kara bulutlarını dağıtıyor”. Hem öğrenciye yaklaşım konusunda yeni bir bakış açısı sunuyor, hem de bunu nasıl uygulayacağımıza dair somut örnekler, yöntemler ve tekniklerle dolu.
Hızla değişen çağın, teknolojiyle büyüyen nesli karşısında, şikayet edip “nerde o eski öğrenciler” demek dışında, yapmak istediğimiz şeyler varsa, yeni çocuklara ulaşmak, iletişim kurmak, dünyalarında bir şeyleri değiştirmek istiyorsak, her an elimizin altında bulundurmamız gereken kitaplardan.
Kitabı, çocuklarla çalışırken kullanabileceğim onlarca fikir, yöntem, oyun, yeni duyduğum ve daha fazlasını öğrenmek istediğim uygulama, kavramla tanışarak bitirdim. Yazarın, kitabın geneline hakim olan mütevazi, içten, zor ve uzunca anlatmayı gerektirecek konuları basitleştiren, kısa, akılda kalıcı, uygulanabilir bilgi ve örneklerle dolu anlatımını çok sevdim.
Keşke daha çok okunsa, okullarda elden ele dolaşsa.

6 Mart 2019 Çarşamba


Nohut doğmadan önce okulda çalışırken çocukların ekran kullanımı ile ilgili o kadar çok sorun yaşıyorduk ki, bu yüzden onu doğumundan itibaren mümkün olduğunca ekrandan uzak tutmak istedim. Ancak çocukları ekrandan uzak tutmanın ne kadar uzun soluklu ve çok boyutlu bir mücadele olduğunu yaşadıkça anladım. Sizin ekrandan uzak durmanız ve çocuğunuza izletmemeniz yeterli olmuyor, çevremizde çocuklara telefondan bir şeyler izletmek öyle normal hale gelmiş ki, ilk fırsatta telefonundan bir şeyler açıp izletmeye çalışan tanıdıkları da tekrar ve tekrar uyarmak gerekiyor. Kısa süre öncesine kadar hayatımızda hiç yer almayan cep telefonlarının bu kadar kısa sürede çocukları eğlemenin tek yolu olmasının üzerine de ayrıca düşünmek gerek.
Bir keresinde bolca anneaanne ve ninenin olduğu bir oturmaya katılmıştık, anneannelerin bile sohbeti telefonlarından torun fotoğrafı ve videosu göstermek ekseninde ilerliyordu. Eskiden teyzelerin, ninelerin çocuklara masallar anlattığı bir dünyanın, büyüklerimizin bile telefondan video ve fotoğraf gösterdiği bir dünyaya evrilmesi ne acı ve çocuklarımız için ne büyük kayıp.
Çocukların beyin gelişimi büyük ölçüde 3 yaş civarında gerçekleştiği için ekran kullanımı için ideal olan, 3 yaş sonrası. Ancak kullanımı hep sınırlı ve kontrollü olmalı.
 Son dönemlerde bağımlılık tedavi merkezlerinde teknoloji bağımlığı tedavi bölümleri açıldığından haberdar olmuşsunuzdur. Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki, ekran da madde gibi, sigara gibi her yaşta bağımlılık yapıcı etkiye sahip ve ne kadar erken başlanırsa bağımlılık riski o kadar artıyor.
Çocukların ekran kullanımıyla  ilgili okulda görüşmeler yaparken fark ettiğim, kafama takılan bir konu youtubeun ne kadar rahat kullanıldığıydı. Çocuklar serbestçe orada dolaşıp istedikleri ve istemedikleri her içeriğe ulaşabiliyordu. Geçen yıldan beri yaptığım görüşmelerin büyük yüzdesini ekranda yaş düzeyinin üzerinde içeriğe maruz kalmış çocukların yaşadığı sorunlar oluşturuyor. Kabuslar, kekelemeler, alt ıslatmalar vb. Arkadaşlarının anlattığı bir şeyi, sınıfta konuşulan korkutucu bir film ya da oyunu merak edip bakıyorlar. Ya da bir şeyler izlerken çıkan linklere tıklarken yanlışlıkla bu içeriklerle karşılaşıyorlardı. Çocukların youtube üzerinden direk hiçbir şey izlememesi gerekiyor, öncesinde aileler izlenecek şeyleri kendileri yükleyip internet bağlantısı olmadan izlemelerini sağlayabilirler.
İnternet ödevi olan çocuklar da ekran başında yalnız kalmamalı, bir büyükleriyle birlikte araştırma yapabilirler. Gördüğüm kadarıyla maalesef, çoğu aile güvenli internet kullanımından bihaber.
Bir de çocukların anne babanın telefonunu kullanması durumu var ki, o da aynı riskleri barındırıyor, internete direk erişimi olduğu için tehlikeli. Oradan da her türlü uygulamaya ve içeriğe ulaşabilirler. Cep telefonu anne babanın kişisel eşyası olarak kalmalı ve çocuğun kullanımına izin verilmemeli. Gerekirse eski bir telefon ya da bir tablet, içine sadece çocuğun izleyeceği içerikler yüklenip internet erişimi kapatılarak kullanılabilir.
Hem ilkokulda çalıştığım hem de ortaokulla aynı odayı kullandığımız için iki grubun da sorunlarını gözlemleme fırsatım oluyor, öğrencileri arasında yaşanılan sorunların yüzde sekseni ekran kullanımından kaynaklanıyor.  Dursun diye, sussun diye çocuğun eline ekran tutuşturmayı, telefondan, youtubedan çocuğa bir şeyler izletmeyi normal kabul eden algımızı değiştirmek gerekiyor. İçeriği faydalı bile olsa, ekranın kendisi uzun süreli kullanıldığında çocukların gelişimini olumsuz etkiliyor. Bir de çocuğun zararlı içerikleri izlediği durumda yaşayacaklarını siz düşünün. Belki son günlerde haberdar olduğumuz  bu korkunç mommo videoları tehlikenin boyutunu anlamamız için bir vesile olur.