30 Nisan 2018 Pazartesi


İtiraf edeyim çocuğum bir şey istediğinde genelde ilk aklımdan geçen, “off kriz geliyor, kaçalım” oluyor. Çoğu zaman istemsizce, istediği şeyin neden olmayacağına dair açıklamalara girişiyorum, yapamayız çünkü bu imkansız, veremem çünkü evde yok vs. Çocukların istemek konusunda ne kadar yaratıcı oldukları ise hepimizce malum.
Aslında, çocuğun isteklerinin, bir açgözlülük ya da sorun çıkarma eğiliminden kaynaklanmadığını,  “ben varım” deme yolu olduğunu, kendisini inşa etme sürecinin bir parçası olduğunu da bilmek, anlamak, hatırlamak gerekiyor.  Ben varım ve istiyorum. İlla ki mavi bardaktan su içmek, illa da o oyuncakla oynamak istiyorum. Benim isteklerim, benim tercihlerim, benim seçimlerim var.
Son zamanlarda, açıklamalara girişmek ya da hemen çözüp bulup yaklaşan krizi engellemeye çalışmak yerine derin bir nefes alıp kabullenmeye çalışıyorum. Öncelikle istekleri olabileceğini, istediği şeyi kabullenmek ve kabullendiğimizi hissettirmek gerek.
İsteklerinden yapabileceklerimi yapmaya çalışıyorum ama üst üste gelen istekleri yerine getirmenin bana yorgunluk ve ardından öfke getireceğini bildiğim için onun yapabildiklerini mümkün olduğunca ben yapmamaya çalışıyor, yapmasına fırsat vermeye gayret ediyorum.
Yerine getiremediğim isteklerde ise, duygularını kabullendiğimi bilmesi de sakinleştirici olabiliyor. Evde olmadığı için üzüldün, onunla oynamak istiyordun, canın şunu yemek istedi vb
Ama duygularını kabullendiğimi hissettirsem de ağlamalar ve mızırdanmalar devam ediyor. Son zamanlarda bizde en çok işe yarayan ve en eğlenceli metod ise hayaller kurmak.
Bir keresinde camdan günün batışını izlerken, akşam olmasın diye ağladı. (Çünkü akşam olunca dışarı çıkamıyoruz ve uyuyoruzJ) Bana, her zaman gelmeyen bir ilham geldi, akşam sen gelme, sabah gelsin diyerek akşam ve sabahla konuşmaya başladım. O kadar hoşuna gitti ki konuşmayı o sürdürdü ve epey süre devam etti muhabbete. O günden sonra sabah ve akşam, buzağı, karga, ağustos böceği ve karıncadan sonraki arkadaşları oldu. Hala da sabah ya da akşam olduğunda onlarla konuşur, arada sabahın akşamın evine ziyarete gideriz, yol tarif ederiz, hal hatır sorarız.
Bunun gibi, istediği bir meyve için keşke evde ağacımız olsaydı, sabah uyanınca meyvelerini kopartırdık, evin her yanına dalları uzanırdı vb hayaller kurulabilir.
İstediği bir oyuncak vb olduğunda, hemen konuyu kapatıp boşver onu, unutalım, çok pahalı alamam gibi yaklaşımlar yerine, oyuncakla ilgili neyi sevdiği, beğendiği konuşulabilir, oyuncak bizim eve ziyarete gelse vb hayaller kurulabilir. Hayaller söz konusu olduğunda seçeneklerimiz sınırsız. Hem isteklerini kabul edip önemsediğinizi gösteren, hem sizi hem çocuğunuzu eğlendiren, sorunları oyuna, eğlenceye dönüştüren, çocukları hayal gücünün sınırsız imkanlarıyla tanıştıran harika bir yol bence. Deneyin derimJ

20 Nisan 2018 Cuma


Bugün, Nohut sabah çok erken kalktığı için işe gitmeden öğlen uykusuna yatırmam gerekti. Gece de pek uyuyamadığı için çok uykusu var ama her zamanki gibi gözlerini açma mücadelesinde. Yorgun, hemen uyur diyordum, çok vaktim de yok, işe gideceğim, biraz zaman geçtikten sonra, sinirlenmeye, kapat artık gözlerini demeye başladım.

Evden çıktıktan sonra, öfkelendiğim andaki iç seslerimi dinledim:  Bir kere de kolayca uyusan be çocuk, bebekliğinden beri hep zor uyudun, hazırlanmam lazım bir an önce uyusa, çabuk uyusun ki akşam uykusu geçe kalmasın. Sonra biraz geç de olsa aklıma ağır geçirdiği hastalığı geldi. İğne vurulduktan sonra canlı, neşeli, durmadan konuşan, bir türlü uyumayan Nohutum gitmiş, bütün gün uyuklayan, sesi çıkmayan, konuşmayan bir çocuk gelmişti. O haline baktıkça içim düğüm düğüm, kalbim kesik kesik, kelimelerin anlatamayacağı bir hal, anneler bilir. Çok şükür ki birkaç gün içinde kendini toparlamıştı. O zaman kendime demiştim ki, bir daha uyumadığında, uyumak istemediğinde bugünü hatırlayacağım, saçma sapan, ufak tefek şeylere kızmayacağım.
Ne unutkanım dedim bunları hatırlayınca, ne aceleci, her şey hemen olsun, her şey istediğim gibi, planladığım gibi olsun istiyorum. Ne kadar basit, önemsiz şeyleri günlerimin merkezine koyuyorum. Ne kadar ciddiye alıyorum küçücük bir çocuğun sırf çocuk olması nedeniyle verdiği tepkileri
Halbuki onun bana gelişinin bir sebebi de bana her şeyin dilediğim gibi, her şeyin hayal ettiğim gibi olamayacağını öğretmek, beni oturduğumu sandığım yönetmen koltuğundan indirmek, geçip gitmiş olana, geleceği belirsiz olan bir sonraki ana takılıp kalmamayı, filmin akışına kendimi bırakmayı, bir kelebek gibi uçabilmeyi öğretmek.

19 Nisan 2018 Perşembe


“Telefonlarını ellerinden alarak, bağırarak, ceza vererek ya da tokat atarak çocuklarımızı disipline etmek, sorunu çözmek yerine kalıcılaştırıyor. Disiplinin işe yaramadığının kanıtı önünüzde duruyor. İşe yarasaydı, çocuğunuz hala bu davranışları sergiliyor olmazdı.
Yıllarca ben de disipline inandım. Bağırdım, ceza verdim, tehdit ettim. Ebeveynliğin bunları gerektirdiğine inandım. Disiplinin gereksiz olmakla kalmayıp, düzeltmeye çalıştıkları olumsuz davranışı aslında aslında beslediğini söylediğimde, ebeveynlerin doğum haklarından vazgeçmelerini istemişim gibi tepki vermelerine şaşırmıyorum.
Ceza veren, tehdit eden ebeveynlik yaklaşımının sonucu şu oluyor: Aralıksız kontrol edilmeye alışan çocuk tehdit edilmeden ya da karşılığında bir şey almadan içinden gelerek hiçbir şey yapmıyor. İşin tuhafı, en ağır şekilde disipline edilen çocuklar kendilerini en az kontrol edebilenle roluyor.
Ne zaman bir ebeveynle bunları konuşacak olsam bana şunu söylüyor, “Ama ben de sıkı disiplinle yetiştirildim. Hatta babam canımı çıkarıncaya kadar dayak atardı, sonunda da fena biri olmadım”
Böyle bir tartışmayla konunun özüne inilemeyeceğini öğrendim. Bunun yerine şunu sorarım, “Çocukken cezalandırıldığınızda ya da dövüldüğünüzde ne hissediyordunuz?”
Amacımız çocuğumuzu eğitmekse şunu bilelim; Disiplin eğitimin düşmanıdır.
Zorla isteklerimizi yerine getirseler de taleplerimize, ama en fazla da mesajı ileten bizlere karşı içten içe bir direnç geliştirirler. Dirençleri ya da en iyi olasılıkla gönülsüzlükleri ebeveynin kontrol ihtiyacını yoğunlaştırır; çünkü ebeveyn çocuğunu sıkı tuttuğu ölçüde terbiye vereceğine inanıp çocuğun üstünde baskı uygular. İşte bu direnç öğrenmenin, gelişmenin ve-her şeyden önemlisi- ebeveyn ve çocuk arasındaki bağın önünde engel oluşturan duygusal bir yaraya dönüşecektir.
Çocuğun davranışları uyumlu olsa da içten olmayacaktır.”
Çocuğunuzun Sahibi Değilsiniz- Dr. Shefali Tsabary

18 Nisan 2018 Çarşamba

Konuş ki Dinlesin Dinle ki Konuşsun


Ebeveynliğe giriş için okunacak kitap hangisi diye sorsalar,  aklıma ilk gelen kitap olacak;  Konuş ki Dinlesin Dinle ki Konuşsun.  Anne babaları ilgilendirecek bütün konuları hem teorik hem de uygulamalarla ele alan, soru cevaplarla, akılda kalıcı diyalog örnekleriyle ve ödevlerle dolu bir kitap. Her şeyi bir anda değiştirmek yerine her seferinde ufak ufak değiştirin diye başlıyor ve her bölümü okuyup kitabı bir süre bırakıp o bölüm sonundaki ödevi yapın diyor. Kitaplardan öğrendiklerimizi hayatımıza geçirebilmek için güzel bir yol ama ben bitirmeden rahat edemeyenlerden olduğum için önce kitabı bitirdim, şimdi tekrar ödev kısmını uygulamayı düşünüyorum.
İlk bölüm çoğu ebeveynlik kitabının önerdiği, ama toplumca bize yabancı bir dil olduğu için benim zorlandığım bir öneriyle başlıyor. Çocukların kendi duygularıyla başa çıkmalarına yardım edin. Çocuğunuz güç duygularla boğuşurken Kendinizi çocuğunuzun yerine koyarak onu anlamaya çalışın ve bunu ifade edin.
Ben bunu hem kendim aklımda tutabilmek hem de annelerin aklında kalmasını sağlamak için şöyle anlatıyorum. Çocuğunuz güçlü duygularla boğuşurken, adeta denizde dalgalarla kulaç atmaya çalışıyor gibidir, bu anda siz ona uzanan bir el olmalısınız.

Burada benim çok işime yarayan yöntemlerden biri arzulara hayallerle karşılık vermek. Hayır olmaz, evde yok vb demek yerine olsa nasıl olurdu, şöyle yapardık böyle ederdik’i konuşmak, bizde çoğu zaman işe yarayan bir yöntem.
Duygularla ilgili mümkün olduğunca neden öyle hissettiğini sormamak gerek çünkü çocuklar da nedne öyle hissettiklerini bilmezler. Bunu yerine üzgün görünüyorsun,  gibi şeyler söylemek bizimle daha rahat konuşmalarını sağlayacaktır.
Genellikle çocuklarımızı mutsuz görünce biz de mutsuz olup mutsuzluğu ortadan kaldırmak için kaygıyla mücadele etmeye çalışırız. Yazar, mutsuzluğu kabullenin diyor. Çünkü mutsuzluğu yok etmek için uğraştıkça, çocuklarımız da, biz de daha mutsuz oluyoruz. Kısaca; Mutlu bir aile istiyorsan mutsuzluk içeren her şeyi kabullen.
İkinci bölüm; çocuklarla işbirliği yapmak üzerine.
Çocuklara sürekli bir şeyleri yaptıran rolünden çıkıp işbirliği içinde bir atmosferde olmamız gerekiyor. Sürekli yap, et demek yerine, durumu tanımlamak, bilgilendirmek ve kısa konuşmak daha etkili. Mesela, banyodan çıktıktan sonra ışığı kapatmanı daha kaç kez söyleyeceğim yerine; banyonun ışığı açık demek
Kim sütü içip de şişeyi dışarıda bıraktı yerine sütü dolaba koymadığımız zaman bozulur demek.
Bir daha duvara yazı yazmayacaksın yerine, yazı yazmak için duvar değil kağıt kullanılır demek
Üçüncü bölümde ceza dışı seçenekler ve sorun çözmek için neler yapabileceğimiz ele alınmış.
Burada öncelikle cezanın işe yaramayan hatta sorunları içinden çıkılmaz hale getiren bir yöntem olduğunu anlamak gerekiyor. Şunu yapmazsan sana tv yok, o olmazsa buraya gidemezsin gibi yaklaşımlar, çocuğu bizimle inatlaşmaya davet ediyor. Bunun yerine, kendisini tehdit altında hissetmesine neden olmadan, ne yapması gerektiğini, ondan beklediklerimizi basit bir dille anlatmak gerekiyor. Örneğin markette koşulmaz, insanlara çarpabilirsin, eşyalar devrilebilir demek, sonrasında onu da yaptığınız işe dahil etmek, mesela bizim için meyve seçer misin işe yarayacak bir yol. Koşarsan babana söylerim, koşarsan akşama tv yok gibi sözlerin işe yaramadığını ise ben yüzlerce anneyle yaptığım görüşmelerden biliyorum. Bu tip yaklaşımlar çocukla anne arasında inatlaşma ve güç mücadelesini arttırmaktan başka bir işe yaramıyor.
Sorunları çözmeye çalışırken çocuğu da işin içine katmak önemli. Çocuk kendisini çözümün bir parçası olarak görebilmeli, bizim bulduğumuz, tepeden inme çözümler çocuklar için hiçbir anlam ifade etmiyor. Sorun çözmekte çocukların aktif olması gerekiyor. Bunun için de bizim onlarla sakince konuşabilmemiz ve ürettikleri çözümlere saygı göstermemiz işe yarayacaktır.
Dördüncü bölüm; Bağımsızlığı Teşvik etmek
Ebeveynler olarak amacımız, bağımsız, kendilerine yeten, biz olmadan da ayakta durabilen bireyler yetiştirmek ancak gündelik hayatın hızı içinde işleri hemen onlar için yapma kolaylığına kaçabiliyoruz. Bağımsızlığı teşvik için seçimler yapmalarına fırsat verip (kırmızı elbiseni mi sarı elbiseni mi giymek istersin?), yapamadığı bir işi elinden almak yerine çabasına saygı göstermek (kavanozu bana ver yerine; kavanozu açmak zor olabilir, kapağa bir kaşıkla hafifçe vurmak bazen işe yarayabilir.) gibi yollar öneriliyor.
Benim kitapta, en çok işime yarayan önerilerden birisi soruları cevaplamak için acele etmeyin oldu. “Ebeveynler çoğunlukla sorularla sıkboğaz edildiklerini düşünüp anlık cevaplar verirler. Üzerlerinde gereksiz bir baskı hissederler.
Aslında çocuklarımıza anında cevap vererek onlara iyilik yapmayız. Zihinsel alıştırmaları onların yerine biz yapmış oluruz. Çocukların sorularını cevaplamak yerine geri dönüp kendilerine sorarak sorgulamalarını sağlamak daha faydalıdır.”
Sen ne düşünüyorsun, sence neden ya da bu konuyu merak ediyorsun gibi sorular kesinlikle nefes aldırıyorJ

Beşinci Bölüm, daha önce bir postta paylaştığım övgü üzerine, övgüyü doğru zamanda, doğru şekilde kullanacağımız anlatılmış. Övgüye bakış açımı bütünüyle değiştirdi diyebilirim.
6. Bölüm Çocukları rol yapmaktan kurtarmak
Zaman içinde çocukların üzerine yapışan rollerden, (yaramaz çocuk, çalışkan çocuk gibi ) onları kurtarmak ve duygularını rahatça ifade edip bizi hayal kırıklığına uğratmaktan korkarak ya da yaramazsam öyle davranmaya devam ederim diye düşünerek hareket etmelerine engel olmak, kendileri hakkında yeni bir bakış açısı kazandırmak için yapabileceklerimiz anlatılmış.
Son olarak, anlatılanlar çok kısaca; duyguları kabullenmek ve tanımlamak, çocukları bağımsızlığa teşvik etmek, övgüyü yerinde ve doğru kullanmak, ceza dışı seçenekler geliştirmek şeklinde özetlenmiş. Kendimizi iyi ebeveyn kötü ebeveyn olarak tanımlamak yerine gelişime ve değişime açık insanlar olarak düşünmek, nesilden nesile geçen kalıplaşmış, işe yaramayan iletişim biçimlerini sürdürmek yerine çocuklarımıza farklı bir miras, hayatları boyunca işlerine yarayacak bir iletişim biçimi bırakmak için uğraşmak için bize yol gösterecek bir kitap.

6 Nisan 2018 Cuma


Nohut’la her ay okuduğumuz dergiler bunlar.
Meraklı Minik favorimiz, yaratıcı oyunları, kartları ve ilgimizi çeken konularıyla her ay sabırsızlıkla beklediğimiz dergi.
Bilim Çocuk, büyük yaş grubu çocuklara hitap eden bir dergi ama konuları çok ilgimi çektiği için kendime alıyorum. Nohut da seviyor, birlikte okuyup konuşabileceğimiz epeyce malzeme oluyor içinde.
Mavi Kırlangıç, Yeşilay’ın yayını, içinde reklam ve garip karakterler olmadığı için ve sade tasarımı nedeniyle sevdiğim bir dergi.  Efe, Ece ve Yeşilcan karakterlerinin her ay farklı maceraları oluyor. Nohut pek seviyor, defalarca okutuyor konuşma balonlarını. Origami sayfasında her ay farklı bir hayvan ya da nesnenin adım adım nasıl yapıldığını gösteriyor, arada bir yapmayı deniyoruz. Genelde daha büyük yaş grubuna hitap eden konuları içerse de, biz de Nohut’ la pek çok kısmını okuyabiliyoruz.
Minika Çocuk, 3-6 yaş grubu için. İçinde reklam (okul ya da çocuk ilaç reklamları) ve çizgi film kanalının karakterleri olduğu için okumaktan uzak durduğum bir dergiydi. Ama Nohut, resimdeki saklı küçük nesneleri bulma, etiketleri silik yerlere yapıştırma, farklılıkları bulma, resimlerin gölgelerini bulma etkinliklerini çok seviyor. Salih Zengin’in hikayelerini beğeniyorum, Nohut da çok seviyor. Bir de, dergiden 0-3 yaşa hitap eden şekil, renk ve kavramlarla ilgili basit etkinliklerin olduğu küçük, güzel bir ek çıkıyor.
Araştırmacı Çocuk, 8 yaş ve üstüne hitap ediyor. Sanırım onu da kendime alıyorum. Konuları çok ilgi çekici oluyor, çizimlerini çok seviyorum ve hiç reklam olmuyor.
Bilge Minik, 4-6 yaş grubu yazıyor ama bence rahatlıkla 3 yaşa da hitap eden bir dergi. Çizimleri şahane. Mustafa Ruhi Şirin’in şiirlerini ve Osman Turhan’ın çizimlerini çok seviyorum. Nohut, dergideki gölge eşleştirme, farklılık bulma, etiket yapıştırma, gizli resimleri bulma kısımlarını seviyor. Peygamber Efendimizin hayatından hikayeler oluyor. Oyun zamanı kısmında farklı çocuk oyunları yer alıyor. Bu dergide de çocuk ilaç ya da çocuk etkinlik reklamları oluyor. Bir de yapbozlarını seviyoruz.
Çocuklar için hazırlanan aylık etkinlik kutularından almaya gerek kalmıyor bu dergiler sayesinde. İçlerinde yeterince etkinlik, yap boz, kart oyunları, masalllar, hikayeler, şiirler oluyor. Tek sorunumuz dergilerin hepsini ezberleyip sakladığım dergileri hatırlayıp buldurtması, dolapta gittikçe yükselen bir dergi yığınımız var.

4 Nisan 2018 Çarşamba


İki yaş döneminde paylaşma, sıra ile oynama konusunda sıkıntılar yaşadığımız zaman okuduğumuz bir kitaptı, Sıra Kimde Max ile Millie?
 Hala ilgisini çektiğinden arada bir çıkarıp okuyoruz.  Malum, iki yaş çocuğu için dokunup eline aldığı her şey onundur ve bu gayet doğaldır. Ama bu arada, biz de paylaşmanın, birlikte oynamanın güzelliğinden bahsedebiliriz.
Kitabın hikayesi gayet basit, anaokuluna kırmızı bir araba gelir, Max arabaya hep kendisi binmek ister, Mllie ise arabaya binmek için uğraşırken Max onu iter ve öğretmen onlara sıra ile oyanayabileceklerini anlatır. Bu arada, Max ve Millie yerine ben, Ali ile Ayşe diyorum.
Canlı resimleri ve iki yaş grubunun sık sık yaşayabileceği tanıdık hikayesi ile paylaşmak, sıra ile oynamak konusunda okunabilecek güzel bir kitap.