Ebeveynliğe giriş için okunacak kitap hangisi diye sorsalar, aklıma ilk gelen kitap olacak; Konuş ki Dinlesin Dinle ki Konuşsun. Anne babaları ilgilendirecek bütün konuları
hem teorik hem de uygulamalarla ele alan, soru cevaplarla, akılda kalıcı diyalog
örnekleriyle ve ödevlerle dolu bir kitap. Her şeyi bir anda değiştirmek yerine
her seferinde ufak ufak değiştirin diye başlıyor ve her bölümü okuyup kitabı
bir süre bırakıp o bölüm sonundaki ödevi yapın diyor. Kitaplardan
öğrendiklerimizi hayatımıza geçirebilmek için güzel bir yol ama ben bitirmeden
rahat edemeyenlerden olduğum için önce kitabı bitirdim, şimdi tekrar ödev
kısmını uygulamayı düşünüyorum.
İlk bölüm çoğu ebeveynlik kitabının önerdiği, ama toplumca
bize yabancı bir dil olduğu için benim zorlandığım bir öneriyle başlıyor. Çocukların
kendi duygularıyla başa çıkmalarına yardım edin. Çocuğunuz güç duygularla
boğuşurken Kendinizi çocuğunuzun yerine koyarak onu anlamaya çalışın ve bunu
ifade edin.
Ben bunu hem kendim aklımda tutabilmek hem de annelerin
aklında kalmasını sağlamak için şöyle anlatıyorum. Çocuğunuz güçlü duygularla
boğuşurken, adeta denizde dalgalarla kulaç atmaya çalışıyor gibidir, bu anda siz
ona uzanan bir el olmalısınız.
Burada benim çok işime yarayan yöntemlerden biri arzulara
hayallerle karşılık vermek. Hayır olmaz, evde yok vb demek yerine olsa nasıl
olurdu, şöyle yapardık böyle ederdik’i konuşmak, bizde çoğu zaman işe yarayan
bir yöntem.
Duygularla ilgili mümkün olduğunca neden öyle hissettiğini
sormamak gerek çünkü çocuklar da nedne öyle hissettiklerini bilmezler. Bunu
yerine üzgün görünüyorsun, gibi şeyler
söylemek bizimle daha rahat konuşmalarını sağlayacaktır.
Genellikle çocuklarımızı mutsuz görünce biz de mutsuz olup
mutsuzluğu ortadan kaldırmak için kaygıyla mücadele etmeye çalışırız. Yazar,
mutsuzluğu kabullenin diyor. Çünkü mutsuzluğu yok etmek için uğraştıkça, çocuklarımız
da, biz de daha mutsuz oluyoruz. Kısaca; Mutlu bir aile istiyorsan mutsuzluk
içeren her şeyi kabullen.
İkinci bölüm; çocuklarla işbirliği yapmak üzerine.
Çocuklara sürekli bir şeyleri yaptıran rolünden çıkıp
işbirliği içinde bir atmosferde olmamız gerekiyor. Sürekli yap, et demek
yerine, durumu tanımlamak, bilgilendirmek ve kısa konuşmak daha etkili. Mesela,
banyodan çıktıktan sonra ışığı kapatmanı daha kaç kez söyleyeceğim yerine; banyonun
ışığı açık demek
Kim sütü içip de şişeyi dışarıda bıraktı yerine sütü dolaba
koymadığımız zaman bozulur demek.
Bir daha duvara yazı yazmayacaksın yerine, yazı yazmak için
duvar değil kağıt kullanılır demek
Üçüncü bölümde ceza dışı seçenekler ve sorun çözmek için
neler yapabileceğimiz ele alınmış.
Burada öncelikle cezanın işe yaramayan hatta sorunları
içinden çıkılmaz hale getiren bir yöntem olduğunu anlamak gerekiyor. Şunu
yapmazsan sana tv yok, o olmazsa buraya gidemezsin gibi yaklaşımlar, çocuğu bizimle
inatlaşmaya davet ediyor. Bunun yerine, kendisini tehdit altında hissetmesine
neden olmadan, ne yapması gerektiğini, ondan beklediklerimizi basit bir dille
anlatmak gerekiyor. Örneğin markette koşulmaz, insanlara çarpabilirsin, eşyalar
devrilebilir demek, sonrasında onu da yaptığınız işe dahil etmek, mesela bizim
için meyve seçer misin işe yarayacak bir yol. Koşarsan babana söylerim,
koşarsan akşama tv yok gibi sözlerin işe yaramadığını ise ben yüzlerce anneyle
yaptığım görüşmelerden biliyorum. Bu tip yaklaşımlar çocukla anne arasında
inatlaşma ve güç mücadelesini arttırmaktan başka bir işe yaramıyor.
Sorunları çözmeye çalışırken çocuğu da işin içine katmak
önemli. Çocuk kendisini çözümün bir parçası olarak görebilmeli, bizim
bulduğumuz, tepeden inme çözümler çocuklar için hiçbir anlam ifade etmiyor.
Sorun çözmekte çocukların aktif olması gerekiyor. Bunun için de bizim onlarla
sakince konuşabilmemiz ve ürettikleri çözümlere saygı göstermemiz işe
yarayacaktır.
Dördüncü bölüm; Bağımsızlığı Teşvik etmek
Ebeveynler olarak amacımız, bağımsız, kendilerine yeten, biz
olmadan da ayakta durabilen bireyler yetiştirmek ancak gündelik hayatın hızı
içinde işleri hemen onlar için yapma kolaylığına kaçabiliyoruz. Bağımsızlığı
teşvik için seçimler yapmalarına fırsat verip (kırmızı elbiseni mi sarı
elbiseni mi giymek istersin?), yapamadığı bir işi elinden almak yerine çabasına
saygı göstermek (kavanozu bana ver yerine; kavanozu açmak zor olabilir, kapağa
bir kaşıkla hafifçe vurmak bazen işe yarayabilir.) gibi yollar öneriliyor.
Benim kitapta, en çok işime yarayan önerilerden birisi
soruları cevaplamak için acele etmeyin oldu. “Ebeveynler çoğunlukla sorularla
sıkboğaz edildiklerini düşünüp anlık cevaplar verirler. Üzerlerinde gereksiz
bir baskı hissederler.
Aslında çocuklarımıza anında cevap vererek onlara iyilik
yapmayız. Zihinsel alıştırmaları onların yerine biz yapmış oluruz. Çocukların
sorularını cevaplamak yerine geri dönüp kendilerine sorarak sorgulamalarını
sağlamak daha faydalıdır.”
Sen ne düşünüyorsun, sence neden ya da bu konuyu merak
ediyorsun gibi sorular kesinlikle nefes aldırıyorJ
Beşinci Bölüm, daha önce bir postta paylaştığım övgü
üzerine, övgüyü doğru zamanda, doğru şekilde kullanacağımız anlatılmış. Övgüye
bakış açımı bütünüyle değiştirdi diyebilirim.
6. Bölüm Çocukları rol yapmaktan kurtarmak
Zaman içinde çocukların üzerine yapışan rollerden, (yaramaz
çocuk, çalışkan çocuk gibi ) onları kurtarmak ve duygularını rahatça ifade edip
bizi hayal kırıklığına uğratmaktan korkarak ya da yaramazsam öyle davranmaya
devam ederim diye düşünerek hareket etmelerine engel olmak, kendileri hakkında
yeni bir bakış açısı kazandırmak için yapabileceklerimiz anlatılmış.
Son olarak, anlatılanlar çok kısaca; duyguları kabullenmek
ve tanımlamak, çocukları bağımsızlığa teşvik etmek, övgüyü yerinde ve doğru
kullanmak, ceza dışı seçenekler geliştirmek şeklinde özetlenmiş. Kendimizi iyi
ebeveyn kötü ebeveyn olarak tanımlamak yerine gelişime ve değişime açık
insanlar olarak düşünmek, nesilden nesile geçen kalıplaşmış, işe yaramayan
iletişim biçimlerini sürdürmek yerine çocuklarımıza farklı bir miras, hayatları
boyunca işlerine yarayacak bir iletişim biçimi bırakmak için uğraşmak için bize
yol gösterecek bir kitap.