22 Nisan 2017 Cumartesi

Kademeli Sütten Kesme


Bu aralar, Nohut'un emzirme aralıklarını uzatmaya çalıştığımdan bahsetmiştim.  Henüz sütten kesmeye değil son zamanlarda çok sıklaşan ve uzayan emzirmeleri daha aralıklı hale getirmeye çalışıyorum. Hem de sütten kesme sürecinin yavaş olmasının daha iyi olacağına inandığım için ufak adımlarla başlamak istedim. Bu arada bir şeyler okumaya çalışıyorum, bu yazıyı da çok Laura Markham'ın çok sevdiğim yazılarının olduğu ahaparenting sitesinde okudum. Tam linki şu.

Yazının tümünü değil işime yarayan kısımlarını çevirdim. Parantez içindekiler benim yorumlarım. Aslında, şefkatli, nazik sütten kesme gibi anlamlara gelen "gentle weaning" i kademeli sütten kesme olarak çevirdim. 

Emzirme iki kişinin de faydasını gözeten bir iletişimdir. Bazen anneler çocuğun fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşılamanın başka yollarını bulmak ister ve bu iletişim biçimini sona erdirmeye hazır olur. Önemli olan çocuğu travmatize etmeden, bu kadar bağlı olduğu bir şeyden ayrılmasını sağlamaktır.
Eskiden maddi imkanları olan anneler bebeği bırakarak bir yolculuğa çıkardı. Döndüklerinde süt kesilmiş, bebek de sütten kesilmiş olurdu. Artık biliyoruz ki böyle bir yaklaşım çocuklar için travmatik, bu onları, büyük bir kayıp yaşadıkları sırada temel güven duygusunu alacakları kişiden de mahrum bırakmak demek. Aniden memeden kesme büyük bir kayıptır, çocuk duyduğu çaresizce istekle baş edemediği hissini ve bu yoğun özlemi bilinçaltına gömer.
Bun karşılık kademeli ayrılmada da bir kayıp vardır ama çocuk küçük, kademeli dozlardaki üzüntü ve kederle baş ederken fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını başka yollarla karşılamayı öğrenir. Aslında, aşamalı sütten kesme çocuğun gelişiminde ve anne çocuk ilişkisinde, çocuğunuzun olgunlaştığı sağlıklı bir dizi basamaktır.

Kademeli geçiş yapın, sütten kesme sürecinin aylarca sürebileceğini unutmayın.
Bu sürece başlarken bunun sütten kesmeye doğru adım adım ilerlemek olarak düşünün.

Diğer kaynaklardan yeterince beslendiğinden emin olun
Eğer kalorisinin çoğunu anne sütünden alıyorsa sütten kesmek aç kalması anlamına gelir ancak yemek yemeyi henüz açlığını giderme yolu olarak görmeye alışmış olmaması oldukça zorlayıcıdır. Katı yiyecekleri keşfedip onlardan keyif almasına odaklanın.

Canı yanınca emzirmeyin
Genelde çocuklar düşüp canlarını yaktıklarında emmek ister. Çocuğunuzun canı yandığında kucağınıza alın ve onunla empati kurun. “Canın yandı, biraz anlat bana.” Onun acıyı deneyimlemesine ve bunu göz yaşlarıyla anlatmasına yardım edin. Eğer emmek isterse “daha sonra emeceğiz” deyin. (Canın yandı, biraz anlat kısmı fazla çeviri bir cümle oldu farkındayım:) Ben genelde; acıdı, biraz sonra geçecek, merhem sürelim geçsin gibi şeyler söylüyorum, yaşı büyüdükçe söylenecek şeyler çeşitlenebilir ama çok fazla açıklama yapmak yerine sarılıp öpmek, sevgi, şefkat ihtiyacına cevap vermek daha önemli diye düşünüyorum. Biz genelde ilk tepki olarak noldu, naptın gibi sorular sorup ardından öğütlere geçiyoruz, dikkat etseydin elini oraya koymasaydın vb. Canımız yandığında biz ne duymak isteriz, düşünelim, sorular ve öğütler mi, yoksa geçecek diyen şefkat dolu bir ses mi?)
Bunu uygulamaya geçirebilirseniz çocuğunuz göz yaşlarının ne kadar iyileştirici olduğunu öğrenecektir. Baş edemediği duyguları olduğunda emerek rahatlamayı bir nevi emzik gibi kullanmayacaktır ve zaman içinde duygularını kontrol etmek için çaresizce ihtiyaç duymayacaktır.

Çocuğunuz sıkıntıyla ya da başka duygularla baş etmeye çalışırken emzirmeyin
Pek çok çocuk hissetmek istemediği duygular içinde olduğunda emmek ister.
Şöyle diyebilirsiniz;
Şimdi meme zamanı değil, şimdi açım ve seni yiyeceğim oyunu zamanı
Sonra evde onu kıkırdayarak dolaşın, böylelikle sadece emerek geçeceğini düşündüğü sıkıcı duyguları kıkırdayarak atmasını sağlayın. Böylece çocuğunuza duygularıyla baş etmek için daha iyi araçlar vermiş olursunuz ve bunun için emmez Duygularını kontrol etmek için emmeye güvenmezlerse çocuklar onu bu kadar çaresizce istemez.

Ağlamalarını sevecenlikle karşılayın
Daha önce emerek baş ettiği duygular başka yollarla açığa çıkacaktır; mızıldanma, aksilik, tepkisellik çaresizlik. Çocuğunuzun bütün duygularını şefkat ve sabırla karşılayın, sadece sizin sevginizin güveni içinde ağlamaya ihtiyaç duyuyor ve bu duygular geçecek. Kederli olduğunu da unutmayın Çocuğunuz için memeden ayrılma bir kayıptır. Adeta sevgilisinden ayrılmaktadır. Ne kadar üzgün olduğunu göstermek için ağlamaya ihtiyacı vardır. Size düşen savunmacı olmamak, bunun onu ne kadar üzdüğünü kabullenmek ve bu yolla onu sevmektir. Bu dönemde, daha az emmekten kaynaklanan kayıp duygusunu gidermesi için onunla farklı şekillerde daha fazla zaman geçirin, ona sarılıp fiziksel temas haline olabileceğiniz oyunlar oynayın. (Çocuğunuzun bütün duygularını ŞEFKAT VE SABIRLA KARŞILAYIN. Kolay değil ama bu uğraş bizi büyütecek diyorum:))

Açıklayın, Utandırmayın
Çocuğunuza “emmek için artık büyüdün” gibi sözler söylerseniz canı emmek istediğinde utanç hisseder. Bunu yerine meme şimdi dinleniyor gibi açıklamalar yapabilirsiniz.

Alternatif Sunun
Emmek istediğinde farklı aktiviteler sunduğunuzda, gün içindeki emzirme sayınızın azaldığını göreceksiniz. Su ya da başka bir içecek içmeyi önerin. Dışarıya kelebek bulmaya çıkın. Kağıda ihtiyacı olan stickerları bulun. Bir sürücüye ihtiyaç duyan zıplayan at olun. (En çok kullandığım yol bu, oyunlar sunmak bir de dışarı çıkmak. Dışarıda pek aklına gelmiyor. Yanımıza da atıştırmalık kuru üzüm, kuru dut, kurabiye gibi şeyler alıyoruz. Dışarıda çoğu zaman evde olduğunda daha iştahlı)


Emzirmeyi bırakma için hangi yaş uygundur? Bir yaşına gelmeden gece emzirmesini kesmeyi önermiyorum, hem büyüme atakları için gece emzirmesine ihtiyaç duyduklarına inandığım için hem de bu yaştan önce ne olduğunu anlayamazlar ve baş etmeleri daha zor olur. Canları yandığında emzirmek yerine çocukların duygularını dinlemeye daha erken başlanabilir ama bu doğumdan itibaren değildir. Her şey bir yana insan yavrusu üzüldüğü zaman emzirilmeye programlanmıştır. Emzirmek stres kimyasallarının yatıştırılmasını sağlar.

Dünya Sağlık Örgütü iki yıl süresince emzirmeyi önermektedir ve uzatılmış emzirme de çocuğunuza duygusal ve fiziksel yararlar sağlamaya devam etmektedir. Tabii ki emzirmenin hem anne hem de çocuk boyutu vardır ve aileniz için en doğrusuna karar verirken çocuğunuzun sağladığı faydalar işin yalnızca bir boyutudur.

19 Nisan 2017 Çarşamba

"Endüstriyel tarımın yaygınlaşmasıyla birlikte çiftçinin toprakla bağı koptu. Gübre, tohum, ilaç gibi tarımsal girdilerin büyük şirketlerden satın alınması, tarımsal mekanizasyonun artışı nedeniyle petrole bağımlı hale gelinmesi, şirketlerin çiftçilerle sözleşmeli tarım yapması gibi olaylarla birlikte çiftçiler üretimlerinin sonuçlarını izlemekten giderek uzaklaştı. Kuşaklar boyu aktarılan tarım bilgisiyle yaşayan çiftçilerin yerinin bu bilgiden yoksun, kendi toprağında bir çeşit işçilik yapan çiftçiler almaya başladı. Geleneksel tarım teknikleri birer birer unutuldu.
Tüm bunlar yaşanırken insanlar da kentlerde yoğunlaşmış, insan organik arıkları topraktan uzaklaştırılmış, toprak en önemli besleyici kaynaklarından birini yitirmişti. Ardından, hayvan yetiştiriciliği bitki üretimi yapılan yerlerden uzaklaştı. Hayvan yetiştirilen mekanlar bir çeşit fabrikaya dönüştü. Hayvanların topraktan kopması hayvan atıklarının da topraktan uzaklaşması sonucunu doğurdu. Böylece toprak bir besleyici kaynağını daha yitirmiş oldu. Beraber ekim, rotasyon gibi usullerin ortadan kalkmasıyla birlikte topraktaki azot, fosfat gibi besleyici maddeler azalmaya başladı. Bu azalma kimyasal gübrelerle giderilmeye başladı. Kimyasal gübreler bağımlılık giderek daha fazla arttı. Çiftçiler yeterli verim almak için her geçen sene daha fazla kimyasal gübre kullanmak zorunda kalıyordu. Şehirlerde biriken inşa organik atıkları ve hayvan yetiştirme tesislerinde biriken hayvan atıkları öyle miktarlara ulaştı ki başa çıkmak imkansız hale gelmeye başladı. Kanalizasyonla dökülen bu atıklar, denizlerdeki ekolojik dengeyi de altüst eder oldu.
Monokültür, yani belli tarımsal ürünlerin belli bölgelerde yoğunlaşması nedeniyle araya taşıma mesafeleri girdi, üstelik bu mesafeler giderek arttı. Öyle ki nakliye gemilerinde olgunlaşan muzlardan söz edebilir hale geldik. Hem nakil mesafelerinin, hem de tarlada mekanizasyonun artması nedeniyle tarımda petrole bağımlı hale gelindi.
Besleyici maddelerini kaybederek zaten yoksullaşmış olan toprak, tarım ilaçları yüzünden kirlenmeye başladı. Topraktaki kirlenme sulara sızdı. Toprakta erozyon, verim kayıpları, tuzlaşma, alkalileşme gibi sorunlar yaşandı.
Monokültür, zararlıların artması, ürün kaybı, genetik kaynakların azalması gibi sonuçlar doğurdu. Böcek ilaçları böceklerin doğal düşmanlarını, yani zararlı olmayan böcekleri de öldürdü. Zararlı kimyasallara karşı direnç kazanmaya başladı. Dirençli zararlıları öldürebilmek için daha fazla miktarlarda ya da daha güçlü zehirler kullanmak zorunlu hale geldi.
Hayvanların büyük üretim tesislerinde, zulmedici koşullar altında yetiştirilmesi hastalıkların da kolay yaygınlaşmasını sağladı. Bu sayede hayvanlar üzerinde antibiyotik kullanımı arttı. Kullanılan antibiyotik üretilen hayvansal ürünlere de geçmeye başladı. Antibiyotiğe dayanıklı bakteriler de arttı.

Özetle; endüstriyel tarım teknikleri doğaya ve küçük çiftçiye faydadan çok zarar getirdi. Bu durumdan fayda sağlayanlarsa gübre, ilaç ev kimya endüstrileri oldu. Yeşil devrim sonrasında, yeşil manzaralı köyler, yerlerini fabrika-çiftliklere bıraktılar. Fabrika çiftliklerden soframıza gelen gıdaların üretimi ağır bedeller karşılığında gerçekleşiyor. Gıdayı tüketenler, hem keselerinden, hem sağlıklarından kaybederek ödenen bedele dahil oluyorlar. Su kaynakları birer birer tükeniyor. Hayvanlar daha fazla et, süt ve yumurta vermeleri uğruna zulme uğratılıyor."

Gıdalar Ambalajlar Silahlar ve Açlar/ Mebruke Bayram

16 Nisan 2017 Pazar

Daha Sade Bir Hayat kitabından, çocuklarla daha az konuşmak ile ilgili çok sevdiğim bir bölüm.
Çocuklarımızı genellikle sözcüklere boğarız. Yaptıkları her şeyle ilgili konuşarak bunların farkında olduğumuzu onlara göstermek isteriz. Oysa ne kadar çok konuşursak o kadar az farkına varabiliriz.
Geçenlerde küçük kızımla birlikte çayırlarda yürüyüşe çıkmıştık ve kızım, diğerlerinden daha uzun olan ve çok hoş bir şekilde eğilmiş buğday başağını gösterdi. “Baba bak şunu gördün mü?” diye sordu. “Evet” dedim ve durup bir iki dakika seyrettik.
Kızıma heyecanla bitkileri, buğday tanelerinin simetrisini ve buğday sapının niçin uzun olduğunu anlatabilirdim. Güzellikleri en saf haliyle gördüğü için onu övebilirdim ama o beni dinlemiyor olurdu
Kızım basit bir gözlem yapmıştı. Dikkatini çeken bir şeyi, paylaşmak istediği bir şeyi bana göstermişti. Bu anı alıp kendi tasarladığım” bir şeye dönüştürmeye” gerek yoktu. Onun gözlemini zenginleştirmeye, bir dolu bilgiyle veya övgüyle veya laf kalabalığıyla kızıma hediye etmeme ihtiyacı yoktu. Babası olarak her anı öğretme anı veya özel bir an kılmaya gerek yok. Sadece fark etmekle yetinebilirim.
Çocuğunuzun yanında, etrafında onunla ilgili çok fazla konuştuğumuzda, onun düşünmesine veya söylemek istediği şeyleri söylemesine fırsat kalmaz. İşlenmiş bilgi, işlenmiş gıda gibidir; hızlı ve kolay. Aslında herhangi bir şeyi sessizce fark ettiğimizde ve bu boşluğu kelimelerle doldurmaya, süslemeye çalışmadığımızda sonuç daha etkili olur

Anne babalar çocuklarıyla konuşmasınlar demiyorum. Sadece daha az konuşmaları gerektiğini söylüyorum. BU kadar gürültülü bir dünyada sessizce ilgi göstermek, kelimelerden daha fazla şey anlatır ve çocuğun kendi düşüncelerinin ve duygularının gelişmesini sağlar. Daha az konuşmak çocuklarımıza daha az müdahale etmenin en temel yoludur.

13 Nisan 2017 Perşembe

Nohut’un banyo faslı epey uzun sürüyor, ben de o sırada bir tabure çekip elime ne geçtiyse okuyorum. Bugün Tarık Buğra ile ilgili bir kitap okuyordum da onun bir sözü epey düşündürdü beni. Şöyle demiş “Ömrüm ve asıl söylenişi ile, yazarlık ömrüm kafamın bağımsızlığını koruyabilmek, olaylar ve meseleler karşısında düşüncemin hürlüğünü kaybetmemek için titizlenmekle geçti.”

Ben meseleyi hemen ebeveynliğe bağlayarak anne babaların daha çok düşünmesi gereken bir söz diyeceğim. Çünkü çocuk yetiştirirken birbiriyle çelişen o kadar çok sayıda mesaja maruz kalıyoruz ki. Yakın çevremizden aldığımız mesajlar bir yana, televizyon, internet, sosyal medya vasıtasıyla çocuğumuza nasıl davranmamız gerektiği ile ilgili bir yığın mesaj zihnimize akıyor. Bu bilgilerin doğruluğunu yanlışlığını denetleyen bizden başka kimse yok. Basit bir reklam bile çocuğumuza bir oyuncağı, bir yiyeceği vb. almamıza sebep olabiliyor. İsmi duyulmuş ama bu konuda ehil olup olmadığı bilinmeyen bir şahıs çocuklarınıza “böyle davranın” dediğinde üzerinde düşünmeden dinleyebiliyoruz. Ve konuşan o kadar çok ses, o kadar çok mesaj var ve bu mesajlar biz fark etmeden davranışlarımız üzerinde o kadar etkili olabiliyor ki. Bu yüzden en basit konularda bile kafamız karışık. Bu yüzden kendimize ait sandığımız bir düşünce, isteyerek yaptığımızı sandığımız bir davranış aslında birilerinin bizi yönlendirmesi olabiliyor. Peki bizim kafamız böyle karışıkken çocuklarımızın zihnini korumamız mümkün mü?
Ben de tarık buğradan esinlenerek “annelik ömrümüz kendimizin ve çocuklarımızın zihin bağımsızlığını koruyabilmekle geçmeli” diyorum. Nasıl olacak? Bence, duyduğumuz, bildiğimiz, gördüğümüz şeyleri sorgulayarak. Gerçek mi, doğru mu, tutarlı mı, bilgi hangi kaynaktan geliyor, kaynak güvenilir mi, vb sorarak.
İşin çocuklar kısmı ise onları ekrandan mümkün olduğunca uzak tutmakla mümkün bence. Fazla bilgiden, fazla görüntüden, karmaşadan korumakla.


11 Nisan 2017 Salı

"Nisan yağmurunda iyi bir duygu vardır. Heyecan verici, aynı zamanda da üzücü. Büyükbaba dedi ki her zaman bu karışık duyguları hissetmiş. Dedi ki, “Heyecan vericiydi, çünkü yeni bir şey doğuyordu. Üzücüydü, çünkü ona güvenemeyeceğini bilirdin. Hızla geçip giderdi.”
Nisan rüzgarı bir bebek karyolası kadar yumuşak ve sıcaktır. Beyaz tomurcuklar pembe noktacıklarla açılana kadar yaban elma ağacına soluk verir. Kokusu hanımelinden daha tatlıdır ve arıları tomurcukların sütüne üşüştürür. Pembe beyaz tomurcukları ve eflatun ortalarıyla dağ defneleri her yerde yetişir. Sarkan beyaz bir dişle uzun sivri yaprakları olan köpek dişi menekşelerin yanında çukurlardan dağ tepelerine kadar…

Sonra, nisan en sıcak zamanına erişince, birden soğuk seni çarpar. Dört beş gün soğuk kalır. Bu, böğürtlenlerin tomurcuklanması içindir ve bu soğuğa “böğürtlen kışı” adı verilir. Böğürtlenler onsuz tomurcuklanamaz. Bu nedenle bazı yıllar hiç böğürtlen olmaz. Soğuk sona erdiği zaman, asla orada yetişeceğinden kuşku duymadığın yerlerde, dağ üstünde kar topları gibi kızılcıkların tomurcuklandığı zaman gelir: Çamlıkta ya da meşe ağaçlarında, birden büyük bir beyaz patlaması olur."
Küçük Ağacın Eğitimi/Forrest Carter

7 Nisan 2017 Cuma

Nohut’la birlikte bir şeyler yapabilmeye başladığımızdan beri bazı alışkanlıklarımı değiştirmek için çaba sarf ediyorum. Bunlardan en önemlisi; acelecilik. Bir işe başladığım zaman onu bitirmeye öyle odaklanıyorum ki, başka hiçbir şeyi gözüm görmüyor. Bu bir yandan iyi bir şey, işe rahat konsantre olabiliyorum ama bir yandan da bitirmeye fazla odaklanmak anı kaçırmama sebep oluyor, özellikle de çocuk sahibi olduktan sonra yani bir işi istediğiniz zaman bitirmeniz imkansız hale geldikten sonra bir an önce bitirme telaşı hem size hem çocuğa stres yüklüyor. Peki ne yapıyorum? Kendime sık sık hatırlatıyorum, yavaşla, sakin ol, mümkün olduğunca birlikte yap. Şimdilerde okuduğum ve çok sevdiğim “Waldorf Yöntemiyle Çocuğumu Büyütüyorum” kitabından şu kısmı da hep hatırlamak üzere buraya yazıyorum:)


“Özellikle çocuğumuz yanımızdayken ev işlerimize bir düzen getirip yoğunlaşmak büyük önem taşır. Çocuğumuz; tavırlarımızı, davranışlarımızı ve işimize harcadığımız emeği inceleyerek genel bir izlenim edinir. Oyun oynarken bizim iş yaparkenki halimizi taklit eder; işe yönelik geliştirdiği farkındalığı davranışlarla birleştirir.
Çocuğumuz etrafımızdayken bütün işlerimizi bitiremeyebiliriz ama işimizi nasıl yaptığımız, işin tamamlanmasından daha önemlidir.”


Bir de bana yavaşlamayı öğreten kitap "Mommo" yu anmadan edemeyeceğim:)