"Endüstriyel tarımın yaygınlaşmasıyla birlikte çiftçinin
toprakla bağı koptu. Gübre, tohum, ilaç gibi tarımsal girdilerin büyük
şirketlerden satın alınması, tarımsal mekanizasyonun artışı nedeniyle petrole
bağımlı hale gelinmesi, şirketlerin çiftçilerle sözleşmeli tarım yapması gibi
olaylarla birlikte çiftçiler üretimlerinin sonuçlarını izlemekten giderek
uzaklaştı. Kuşaklar boyu aktarılan tarım bilgisiyle yaşayan çiftçilerin yerinin
bu bilgiden yoksun, kendi toprağında bir çeşit işçilik yapan çiftçiler almaya
başladı. Geleneksel tarım teknikleri birer birer unutuldu.
Tüm bunlar yaşanırken insanlar da kentlerde yoğunlaşmış,
insan organik arıkları topraktan uzaklaştırılmış, toprak en önemli besleyici
kaynaklarından birini yitirmişti. Ardından, hayvan yetiştiriciliği bitki
üretimi yapılan yerlerden uzaklaştı. Hayvan yetiştirilen mekanlar bir çeşit
fabrikaya dönüştü. Hayvanların topraktan kopması hayvan atıklarının da
topraktan uzaklaşması sonucunu doğurdu. Böylece toprak bir besleyici kaynağını
daha yitirmiş oldu. Beraber ekim, rotasyon gibi usullerin ortadan kalkmasıyla
birlikte topraktaki azot, fosfat gibi besleyici maddeler azalmaya başladı. Bu
azalma kimyasal gübrelerle giderilmeye başladı. Kimyasal gübreler bağımlılık
giderek daha fazla arttı. Çiftçiler yeterli verim almak için her geçen sene
daha fazla kimyasal gübre kullanmak zorunda kalıyordu. Şehirlerde biriken inşa
organik atıkları ve hayvan yetiştirme tesislerinde biriken hayvan atıkları öyle
miktarlara ulaştı ki başa çıkmak imkansız hale gelmeye başladı. Kanalizasyonla
dökülen bu atıklar, denizlerdeki ekolojik dengeyi de altüst eder oldu.
Monokültür, yani belli tarımsal ürünlerin belli bölgelerde
yoğunlaşması nedeniyle araya taşıma mesafeleri girdi, üstelik bu mesafeler
giderek arttı. Öyle ki nakliye gemilerinde olgunlaşan muzlardan söz edebilir
hale geldik. Hem nakil mesafelerinin, hem de tarlada mekanizasyonun artması
nedeniyle tarımda petrole bağımlı hale gelindi.
Besleyici maddelerini kaybederek zaten yoksullaşmış olan
toprak, tarım ilaçları yüzünden kirlenmeye başladı. Topraktaki kirlenme sulara
sızdı. Toprakta erozyon, verim kayıpları, tuzlaşma, alkalileşme gibi sorunlar
yaşandı.
Monokültür, zararlıların artması, ürün kaybı, genetik
kaynakların azalması gibi sonuçlar doğurdu. Böcek ilaçları böceklerin doğal
düşmanlarını, yani zararlı olmayan böcekleri de öldürdü. Zararlı kimyasallara
karşı direnç kazanmaya başladı. Dirençli zararlıları öldürebilmek için daha
fazla miktarlarda ya da daha güçlü zehirler kullanmak zorunlu hale geldi.
Hayvanların büyük üretim tesislerinde, zulmedici koşullar
altında yetiştirilmesi hastalıkların da kolay yaygınlaşmasını sağladı. Bu
sayede hayvanlar üzerinde antibiyotik kullanımı arttı. Kullanılan antibiyotik
üretilen hayvansal ürünlere de geçmeye başladı. Antibiyotiğe dayanıklı
bakteriler de arttı.
Özetle; endüstriyel tarım teknikleri doğaya ve küçük
çiftçiye faydadan çok zarar getirdi. Bu durumdan fayda sağlayanlarsa gübre,
ilaç ev kimya endüstrileri oldu. Yeşil devrim sonrasında, yeşil manzaralı
köyler, yerlerini fabrika-çiftliklere bıraktılar. Fabrika çiftliklerden
soframıza gelen gıdaların üretimi ağır bedeller karşılığında gerçekleşiyor.
Gıdayı tüketenler, hem keselerinden, hem sağlıklarından kaybederek ödenen
bedele dahil oluyorlar. Su kaynakları birer birer tükeniyor. Hayvanlar daha
fazla et, süt ve yumurta vermeleri uğruna zulme uğratılıyor."
Gıdalar Ambalajlar Silahlar ve Açlar/ Mebruke Bayram
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder