19 Nisan 2017 Çarşamba

"Endüstriyel tarımın yaygınlaşmasıyla birlikte çiftçinin toprakla bağı koptu. Gübre, tohum, ilaç gibi tarımsal girdilerin büyük şirketlerden satın alınması, tarımsal mekanizasyonun artışı nedeniyle petrole bağımlı hale gelinmesi, şirketlerin çiftçilerle sözleşmeli tarım yapması gibi olaylarla birlikte çiftçiler üretimlerinin sonuçlarını izlemekten giderek uzaklaştı. Kuşaklar boyu aktarılan tarım bilgisiyle yaşayan çiftçilerin yerinin bu bilgiden yoksun, kendi toprağında bir çeşit işçilik yapan çiftçiler almaya başladı. Geleneksel tarım teknikleri birer birer unutuldu.
Tüm bunlar yaşanırken insanlar da kentlerde yoğunlaşmış, insan organik arıkları topraktan uzaklaştırılmış, toprak en önemli besleyici kaynaklarından birini yitirmişti. Ardından, hayvan yetiştiriciliği bitki üretimi yapılan yerlerden uzaklaştı. Hayvan yetiştirilen mekanlar bir çeşit fabrikaya dönüştü. Hayvanların topraktan kopması hayvan atıklarının da topraktan uzaklaşması sonucunu doğurdu. Böylece toprak bir besleyici kaynağını daha yitirmiş oldu. Beraber ekim, rotasyon gibi usullerin ortadan kalkmasıyla birlikte topraktaki azot, fosfat gibi besleyici maddeler azalmaya başladı. Bu azalma kimyasal gübrelerle giderilmeye başladı. Kimyasal gübreler bağımlılık giderek daha fazla arttı. Çiftçiler yeterli verim almak için her geçen sene daha fazla kimyasal gübre kullanmak zorunda kalıyordu. Şehirlerde biriken inşa organik atıkları ve hayvan yetiştirme tesislerinde biriken hayvan atıkları öyle miktarlara ulaştı ki başa çıkmak imkansız hale gelmeye başladı. Kanalizasyonla dökülen bu atıklar, denizlerdeki ekolojik dengeyi de altüst eder oldu.
Monokültür, yani belli tarımsal ürünlerin belli bölgelerde yoğunlaşması nedeniyle araya taşıma mesafeleri girdi, üstelik bu mesafeler giderek arttı. Öyle ki nakliye gemilerinde olgunlaşan muzlardan söz edebilir hale geldik. Hem nakil mesafelerinin, hem de tarlada mekanizasyonun artması nedeniyle tarımda petrole bağımlı hale gelindi.
Besleyici maddelerini kaybederek zaten yoksullaşmış olan toprak, tarım ilaçları yüzünden kirlenmeye başladı. Topraktaki kirlenme sulara sızdı. Toprakta erozyon, verim kayıpları, tuzlaşma, alkalileşme gibi sorunlar yaşandı.
Monokültür, zararlıların artması, ürün kaybı, genetik kaynakların azalması gibi sonuçlar doğurdu. Böcek ilaçları böceklerin doğal düşmanlarını, yani zararlı olmayan böcekleri de öldürdü. Zararlı kimyasallara karşı direnç kazanmaya başladı. Dirençli zararlıları öldürebilmek için daha fazla miktarlarda ya da daha güçlü zehirler kullanmak zorunlu hale geldi.
Hayvanların büyük üretim tesislerinde, zulmedici koşullar altında yetiştirilmesi hastalıkların da kolay yaygınlaşmasını sağladı. Bu sayede hayvanlar üzerinde antibiyotik kullanımı arttı. Kullanılan antibiyotik üretilen hayvansal ürünlere de geçmeye başladı. Antibiyotiğe dayanıklı bakteriler de arttı.

Özetle; endüstriyel tarım teknikleri doğaya ve küçük çiftçiye faydadan çok zarar getirdi. Bu durumdan fayda sağlayanlarsa gübre, ilaç ev kimya endüstrileri oldu. Yeşil devrim sonrasında, yeşil manzaralı köyler, yerlerini fabrika-çiftliklere bıraktılar. Fabrika çiftliklerden soframıza gelen gıdaların üretimi ağır bedeller karşılığında gerçekleşiyor. Gıdayı tüketenler, hem keselerinden, hem sağlıklarından kaybederek ödenen bedele dahil oluyorlar. Su kaynakları birer birer tükeniyor. Hayvanlar daha fazla et, süt ve yumurta vermeleri uğruna zulme uğratılıyor."

Gıdalar Ambalajlar Silahlar ve Açlar/ Mebruke Bayram

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder