Nohut’un banyo faslı epey uzun sürüyor, ben de o sırada bir
tabure çekip elime ne geçtiyse okuyorum. Bugün Tarık Buğra ile ilgili bir kitap
okuyordum da onun bir sözü epey düşündürdü beni. Şöyle demiş “Ömrüm ve asıl
söylenişi ile, yazarlık ömrüm kafamın bağımsızlığını koruyabilmek, olaylar ve
meseleler karşısında düşüncemin hürlüğünü kaybetmemek için titizlenmekle geçti.”
Ben meseleyi hemen ebeveynliğe bağlayarak anne babaların
daha çok düşünmesi gereken bir söz diyeceğim. Çünkü çocuk yetiştirirken
birbiriyle çelişen o kadar çok sayıda mesaja maruz kalıyoruz ki. Yakın
çevremizden aldığımız mesajlar bir yana, televizyon, internet, sosyal medya
vasıtasıyla çocuğumuza nasıl davranmamız gerektiği ile ilgili bir yığın mesaj zihnimize
akıyor. Bu bilgilerin doğruluğunu yanlışlığını denetleyen bizden başka kimse yok.
Basit bir reklam bile çocuğumuza bir oyuncağı, bir yiyeceği vb. almamıza sebep
olabiliyor. İsmi duyulmuş ama bu konuda ehil olup olmadığı bilinmeyen bir şahıs
çocuklarınıza “böyle davranın” dediğinde üzerinde düşünmeden dinleyebiliyoruz. Ve
konuşan o kadar çok ses, o kadar çok mesaj var ve bu mesajlar biz fark etmeden davranışlarımız
üzerinde o kadar etkili olabiliyor ki. Bu yüzden en basit konularda bile
kafamız karışık. Bu yüzden kendimize ait sandığımız bir düşünce, isteyerek
yaptığımızı sandığımız bir davranış aslında birilerinin bizi yönlendirmesi
olabiliyor. Peki bizim kafamız böyle karışıkken çocuklarımızın zihnini
korumamız mümkün mü?
Ben de tarık buğradan esinlenerek “annelik ömrümüz kendimizin
ve çocuklarımızın zihin bağımsızlığını koruyabilmekle geçmeli” diyorum. Nasıl
olacak? Bence, duyduğumuz, bildiğimiz, gördüğümüz şeyleri sorgulayarak. Gerçek
mi, doğru mu, tutarlı mı, bilgi hangi kaynaktan geliyor, kaynak güvenilir mi,
vb sorarak.
İşin çocuklar kısmı ise onları ekrandan mümkün olduğunca
uzak tutmakla mümkün bence. Fazla bilgiden, fazla görüntüden, karmaşadan
korumakla.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder