13 Nisan 2017 Perşembe

Nohut’un banyo faslı epey uzun sürüyor, ben de o sırada bir tabure çekip elime ne geçtiyse okuyorum. Bugün Tarık Buğra ile ilgili bir kitap okuyordum da onun bir sözü epey düşündürdü beni. Şöyle demiş “Ömrüm ve asıl söylenişi ile, yazarlık ömrüm kafamın bağımsızlığını koruyabilmek, olaylar ve meseleler karşısında düşüncemin hürlüğünü kaybetmemek için titizlenmekle geçti.”

Ben meseleyi hemen ebeveynliğe bağlayarak anne babaların daha çok düşünmesi gereken bir söz diyeceğim. Çünkü çocuk yetiştirirken birbiriyle çelişen o kadar çok sayıda mesaja maruz kalıyoruz ki. Yakın çevremizden aldığımız mesajlar bir yana, televizyon, internet, sosyal medya vasıtasıyla çocuğumuza nasıl davranmamız gerektiği ile ilgili bir yığın mesaj zihnimize akıyor. Bu bilgilerin doğruluğunu yanlışlığını denetleyen bizden başka kimse yok. Basit bir reklam bile çocuğumuza bir oyuncağı, bir yiyeceği vb. almamıza sebep olabiliyor. İsmi duyulmuş ama bu konuda ehil olup olmadığı bilinmeyen bir şahıs çocuklarınıza “böyle davranın” dediğinde üzerinde düşünmeden dinleyebiliyoruz. Ve konuşan o kadar çok ses, o kadar çok mesaj var ve bu mesajlar biz fark etmeden davranışlarımız üzerinde o kadar etkili olabiliyor ki. Bu yüzden en basit konularda bile kafamız karışık. Bu yüzden kendimize ait sandığımız bir düşünce, isteyerek yaptığımızı sandığımız bir davranış aslında birilerinin bizi yönlendirmesi olabiliyor. Peki bizim kafamız böyle karışıkken çocuklarımızın zihnini korumamız mümkün mü?
Ben de tarık buğradan esinlenerek “annelik ömrümüz kendimizin ve çocuklarımızın zihin bağımsızlığını koruyabilmekle geçmeli” diyorum. Nasıl olacak? Bence, duyduğumuz, bildiğimiz, gördüğümüz şeyleri sorgulayarak. Gerçek mi, doğru mu, tutarlı mı, bilgi hangi kaynaktan geliyor, kaynak güvenilir mi, vb sorarak.
İşin çocuklar kısmı ise onları ekrandan mümkün olduğunca uzak tutmakla mümkün bence. Fazla bilgiden, fazla görüntüden, karmaşadan korumakla.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder