Durmadan ve çok fazla konuşuyoruz, kıyaslıyoruz,
sınıflandırıyoruz, tahminlerde bulunuyoruz, yargılıyoruz ve etiketliyoruz. Yetişkinler
arasındayken bile, bütün bunlar sorunlara yol açarken
yakınlarınızda bir çocuk varsa sonuçlar daha uzun vadeli ve
daha yıkıcı oluyor.
Çünkü çocuklar konuşmalarınızı sünger gibi çekip, kullandığımız bütün sıfatları, yargıları kendilerine
ait kılıyorlar. Kendileri hakkındaki düşüncelerini, algılarını bizlerin,
temelde ailelerinin yorumlarıyla oluşturuyorlar.
Benlik algılarını en çok ve doğrudan etkileyen şey ise
onlara yapıştırdığımız etiketler. Çocuklar gidecekleri yolu, olacakları kişiyi, onlara yapıştırdığımız etiketlerle, yakıştırdığımız sıfatlar ve özelliklerle
belirler.
Okulda sık sık rastlıyorum, tembel, akıllı, uslu, yaramaz vb
etiketler o kadar çok kullanılıyor ki. Olumsuz etiketler bile çocukların
yanlarında çekinmeden sarf ediliyor. Olumlu etiketler ise motive etmek amaçlı,
rahatça, bolca kullanılıyor.
Bu sıfatları kullanırken neyi amaçladığımızı düşünmek gerek
öncelikle. Tembelsin ve hayatının sonuna kadar öyle kalacaksın, başka şansın,
çıkışın, değişme imkanın yok. Çocukların çoğu en azından aptal sıfatının
üzerlerine yapışmaması için kendilerine tembel denilmesini tercih ediyor.
Aslında zekiyim ama tembelim.
Olumsuz etiketlerle, kimlik gelişimlerinin yara almasına
neden oluyor, kendilerini çaresiz, güçsüz, değersiz hissettirmek yoluyla
kişilik sorunları ve pek çok ruhsal hastalığın temelini atmış oluyoruz.
Peki ya olumlu etiketler?
Onlar da olumsuz etiketler kadar olmasa da, zararlı. Çünkü
onlar da çocukların büyüme, gelişme, değişme alanını daraltıyor. Hep iyi,
başarılı ya da zeki olmak ya da görünmek zorunda kalmak, üzerimizde bir baskı
oluşturuyor. Bazen hatalar yapma, insan olma hakkımızı elimizden alıyor.
Uslusun ve asla içinden geldiği gibi davranıp bizi hayal
kırıklığına uğratamazsın.
Zaten zekisin, gayret etmene, uğraşmana gerek yok.
Kendileri için seçebilecekleri onlarca yola, binlerce değişim
fırsatına gözlerini kapatarak, o etiketler doğrultusunda, işaret ettiğimiz tek yolda ilerliyorlar. Belki
de o yolda bile ilerleyemiyorlar, sadece yerlerinde sayıyorlar.
Eğitimpedia'da Salman Khan’ın, "Neden Oğluma Asla Zeki Olduğunu Söylemeyeceğim?" başlıklı şahane
bir yazısı vardı. Şöyle diyordu:
"Zaten iyi olduğu şeyler
konusunda oğlumu övmemeye, sadece zor bulduğu şeyler konusunda azim gösterirse
onu övmeye karar verdim. Ona zorluklarla mücadele ettiğinde beyninin büyüdüğünü
söyledim. Zihnin öğrenme davranışları alanındaki derin araştırmalar ve oğlumla
yaşadığım kişisel deneyimlerim sayesinde, öğrenmeye karşı geliştirilen
davranışların, öğrettiğimiz her şeyden çok daha önemli olduğuna hiç olmadığım
kadar ikna oldum.
Stanford Üniversitesi’nden Dr.
Carol Dweck uzun yıllardır öğrenme karşısında insan zihninin davranışlarını
araştırıyor. Dweck insanların çoğunun iki zihin davranışını sergilediğini
bulduğunu söylüyor: Sabit ya da büyüyen.
Sabit zihin yapıları, yanlış
bir şekilde, insanların ya zeki olduğuna ya da zeki olmadığına ve zekanın
genlerle sabitlendiğine inanır. Büyüyen zihin yapıları olan insanlar ise, doğru
bir şekilde, kapasitenin ve zekanın çaba, mücadele ve hatalarla büyüdüğüne
inanır. Dweck’e göre sabit bir zihin yapısı olanlar, başarı olasılığı yüksek
olan işler için çaba gösterirken, mücadele etmek zorunda kalabilecekleri
işlerden kaçınırlar. Bu da öğrenmelerini kısıtlar.
Zihin davranışları
öğretilebilir, çünkü değişebilirler. Esas heyecan verici olan Dweck ve
diğerlerinin bu konuda çeşitli teknikler geliştirmiş olmaları. İletişimdeki küçük
değişimler ya da görünüşteki zararsız yorumlar bile bir insanın zihin yapısında
oldukça uzun süreli etkiler yaratabilir. Örneğin, birinin doğuştan gelen bir
özelliğini ya da yeteneğini övmek (“Ne kadar zekisin!”) yerine birinin yaşadığı
bir süreci övmek (“Bu problemle mücadele etme şeklin çok hoşuma gitti”), kişide
büyüyen bir zihin davranışını güçlendirmenin bir yoludur. Süreci övmek,
gösterilen çabayı onaylar; yeteneği övmek, kişinin sabit bir özelliği
dolayısıyla başarılı olduğu (ya da olmadığı) fikrini güçlendirir."
Yani, çocuklarımızın sürekli büyümelerini, gelişmelerini,
keşfetmelerini, öğrenmelerini istiyorsak etiket duvarlarından kurtaralım
onları. Kendilerini ve dünyayı tanıdıkları, keşfettikleri dönemde rahatça
öğrenebilecekleri, deneyebilecekleri, hatalar yapabilecekleri, mücadele edebilecekleri,
değişip dönüşerek büyüyebilecekleri bir alan verelim.
Bu alanı vermenin yolu da, yorum yapmak, yargılamak, sınıflamak, noktayı koyup değişimi
durdurmaktan değil, daha çok gözlem yapıp,
çocuklara daha çok fikirlerini sormaktan geçiyor diye düşünüyorum. Siz ne
dersiniz?