Nohut’tan önce de çocuk kitaplarına sebepsiz bir sevgim vardı.
Bazen sırf çizimleri, bazen de hikayesi için alıp okuduğum kitaplar olurdu.
Bunlardan biri de Kumkurdu idi. Yaşının henüz küçük olduğunu düşündüğüm için
kitabı Nohut’a hiç okumamış, hiç ortaya
çıkarmamıştım. Ta ki kendisi kitaplıkta Kumkurdu’nu keşfedene kadar
İlk okumamızda
yarısından fazlasını okudum, hiç sesini çıkartmadan dinledi. Boğazım ağrıdığı
için ben tamamlayamayınca kitabın tümünü babasına okutmuş. İlk defa bu kadar uzun bir kitabı bu kadar
ilgiyle dinledi, okurken bu kadar çok eğlendi ve tekrar tekrar okuttu. Zackarina’nın tepindiği, başka bir dil konuştuğu
ve babasının resmini tavana astığı bölümler, özellikle favorisi.
Bu kitabı çocukların neden bu kadar çok sevdiğini düşündüğümde,
ilk aklıma gelen; bir çocuğun gözünden dünyayı en iyi anlatan kitaplardan bir
oluşu sanırım. Hem çok gerçekçi hem de hayal ürünü. Çocukken kurduğumuz ve her
an gerçeğe dönüşebileceğine inandığımız hayaller gibi. Hep kuralların, doğru ve
yanlışların, hatırlatmaların olduğu bir dünyada çocukları koşmaya, zıplamaya,
oynamaya çağıran bir ses. Ciddi bakışlara bir kahkaha.
Ben de, Kumkurdu’nu her
seferinde keyifle okuyorum. Bana ebeveyn
olarak bazen ne kadar sıkıcı olabildiğimi, çocuk olmanın tam olarak ne demek
olduğunu, çocukluk hayal ve heyecanlarımı hatırlatıyor. Edebi metinler de, iyi
şiirler gibi kendini tekrar tekrar okutturup her okumada yeni bir şeyler söyleyebiliyor.
İlkokul çağı için önerilen bir kitap ama çocuğunuz daha
küçükse bazı kısımları sadeleştirerek, anlamayacağını düşündüğünüz kısımları
atlayarak okuyabilirsiniz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder