15 Ocak 2019 Salı

Etiket Duvarı


Durmadan ve çok fazla konuşuyoruz, kıyaslıyoruz, sınıflandırıyoruz, tahminlerde bulunuyoruz, yargılıyoruz ve etiketliyoruz. Yetişkinler arasındayken bile, bütün bunlar sorunlara yol açarken
yakınlarınızda bir çocuk varsa sonuçlar daha uzun vadeli ve daha yıkıcı oluyor.
Çünkü çocuklar konuşmalarınızı sünger gibi çekip, kullandığımız bütün sıfatları, yargıları kendilerine ait kılıyorlar. Kendileri hakkındaki düşüncelerini, algılarını bizlerin, temelde ailelerinin yorumlarıyla oluşturuyorlar.
Benlik algılarını en çok ve doğrudan etkileyen şey ise onlara yapıştırdığımız etiketler. Çocuklar gidecekleri yolu, olacakları kişiyi, onlara yapıştırdığımız etiketlerle, yakıştırdığımız sıfatlar ve özelliklerle belirler.
Okulda sık sık rastlıyorum, tembel, akıllı, uslu, yaramaz vb etiketler o kadar çok kullanılıyor ki. Olumsuz etiketler bile çocukların yanlarında çekinmeden sarf ediliyor. Olumlu etiketler ise motive etmek amaçlı, rahatça, bolca kullanılıyor.
Bu sıfatları kullanırken neyi amaçladığımızı düşünmek gerek öncelikle. Tembelsin ve hayatının sonuna kadar öyle kalacaksın, başka şansın, çıkışın, değişme imkanın yok. Çocukların çoğu en azından aptal sıfatının üzerlerine yapışmaması için kendilerine tembel denilmesini tercih ediyor. Aslında zekiyim ama tembelim.
Olumsuz etiketlerle, kimlik gelişimlerinin yara almasına neden oluyor, kendilerini çaresiz, güçsüz, değersiz hissettirmek yoluyla kişilik sorunları ve pek çok ruhsal hastalığın temelini atmış oluyoruz.
Peki ya olumlu etiketler?
Onlar da olumsuz etiketler kadar olmasa da, zararlı. Çünkü onlar da çocukların büyüme, gelişme, değişme alanını daraltıyor. Hep iyi, başarılı ya da zeki olmak ya da görünmek zorunda kalmak, üzerimizde bir baskı oluşturuyor. Bazen hatalar yapma, insan olma hakkımızı elimizden alıyor.

Uslusun ve asla içinden geldiği gibi davranıp bizi hayal kırıklığına uğratamazsın.
Zaten zekisin, gayret etmene, uğraşmana gerek yok.

Kendileri için seçebilecekleri onlarca yola, binlerce değişim fırsatına gözlerini kapatarak, o etiketler doğrultusunda, işaret ettiğimiz tek yolda ilerliyorlar. Belki de o yolda bile ilerleyemiyorlar, sadece yerlerinde sayıyorlar.

Eğitimpedia'da  Salman Khan’ın, "Neden Oğluma Asla Zeki Olduğunu Söylemeyeceğim?"  başlıklı şahane bir yazısı vardı. Şöyle diyordu:
"Zaten iyi olduğu şeyler konusunda oğlumu övmemeye, sadece zor bulduğu şeyler konusunda azim gösterirse onu övmeye karar verdim. Ona zorluklarla mücadele ettiğinde beyninin büyüdüğünü söyledim. Zihnin öğrenme davranışları alanındaki derin araştırmalar ve oğlumla yaşadığım kişisel deneyimlerim sayesinde, öğrenmeye karşı geliştirilen davranışların, öğrettiğimiz her şeyden çok daha önemli olduğuna hiç olmadığım kadar ikna oldum.
Stanford Üniversitesi’nden Dr. Carol Dweck uzun yıllardır öğrenme karşısında insan zihninin davranışlarını araştırıyor. Dweck insanların çoğunun iki zihin davranışını sergilediğini bulduğunu söylüyor: Sabit ya da büyüyen.
Sabit zihin yapıları, yanlış bir şekilde, insanların ya zeki olduğuna ya da zeki olmadığına ve zekanın genlerle sabitlendiğine inanır. Büyüyen zihin yapıları olan insanlar ise, doğru bir şekilde, kapasitenin ve zekanın çaba, mücadele ve hatalarla büyüdüğüne inanır. Dweck’e göre sabit bir zihin yapısı olanlar, başarı olasılığı yüksek olan işler için çaba gösterirken, mücadele etmek zorunda kalabilecekleri işlerden kaçınırlar. Bu da öğrenmelerini kısıtlar.

Zihin davranışları öğretilebilir, çünkü değişebilirler. Esas heyecan verici olan Dweck ve diğerlerinin bu konuda çeşitli teknikler geliştirmiş olmaları. İletişimdeki küçük değişimler ya da görünüşteki zararsız yorumlar bile bir insanın zihin yapısında oldukça uzun süreli etkiler yaratabilir. Örneğin, birinin doğuştan gelen bir özelliğini ya da yeteneğini övmek (“Ne kadar zekisin!”) yerine birinin yaşadığı bir süreci övmek (“Bu problemle mücadele etme şeklin çok hoşuma gitti”), kişide büyüyen bir zihin davranışını güçlendirmenin bir yoludur. Süreci övmek, gösterilen çabayı onaylar; yeteneği övmek, kişinin sabit bir özelliği dolayısıyla başarılı olduğu (ya da olmadığı) fikrini güçlendirir."


Yani, çocuklarımızın sürekli büyümelerini, gelişmelerini, keşfetmelerini, öğrenmelerini istiyorsak etiket duvarlarından kurtaralım onları. Kendilerini ve dünyayı tanıdıkları, keşfettikleri dönemde rahatça öğrenebilecekleri, deneyebilecekleri, hatalar yapabilecekleri, mücadele edebilecekleri, değişip dönüşerek büyüyebilecekleri bir alan verelim.
Bu alanı vermenin yolu da, yorum yapmak,  yargılamak, sınıflamak, noktayı koyup değişimi durdurmaktan değil,  daha çok gözlem yapıp, çocuklara daha çok fikirlerini sormaktan geçiyor diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder