2 Ocak 2019 Çarşamba

Yeni Yıla Başlarken


Yeni yılın ilk günü evde Nohut ile keyifli, sakin bir tatil günü geçirme hayalim zorlu bir gün gerçeğine dönüşünce oturup düşündüm. O da, ben de hem de yılın ilk gününde, duygusal olarak zorlandığımıza göre, hala öğrenmem gereken, çocuğumun bana anlattığı şeyler var.

Yeni yıla belki tam da buradan, bu noktadan başlamalıyım.

İlk farkettiğim nokta, beklentilerimdi. Çocuğumla keyifli, sakin bir gün beklemek hızla çatışmanın, öfkenin hakim olduğu bir güne dönüşebilirdi. Çocuklar söz konusu olduğunda aslında hiçbir şey beklediğimiz gibi gitmiyor, çünkü bizden farklılar, hem mizaçlarıyla, hem de çocuk olmalarının getirdiği tepkilerle. Bir şeylerin aklımdaki, hayalimdeki gibi olmasını beklediğimde, öyle olmasını istediğimde ve işler istediğim gibi gitmediğinde öfkeleniyorum, örneğin çatışmalı bir gün başlangıcı benim iyi bir gün başlangıcı isteğimle ters düşüyor ve bende öfke yaratıyor, bu da çocuğuma yansıyor. Bir terapi ekolü öfkenin raket duygu olduğunu söyler, bütün rahatsızlık veren duygularımızı dışarıya öfke şeklinde yansıtırız. Mesela, hayal kırıklığı, endişe, çaresizlik, üzüntü dışımıza öfke olarak vurabilir. Bu yüzden asıl yaşadığım duyguyu fark etmek ve bunun üzerinden ilerlemek önemli. Çoğu zaman beklentiler hayal kırıklığı yaşatır ve bu da öfke olarak dışa vurur. Bu yüzden çocuklarla olduğumuzda beklentilerimizi fark edip bunların yerine kabullenmeyi yerleştirmek gerek, her haliyle, olduğu gibi kabul. Karşımızdaki insanın değişmesini, hayalimizdeki gibi olmasını beklemek, istemek öfke yaratır ama  verdiği tepkileri kabullenip onlara karşı kendi tepkilerimi verebilmek benim için bir özgürlük alanı yaratır.

İkincisi, artık işbirliğine çok daha yatkın olduğu, kendisini güzel ifade edebildiği için onun çocuk olduğunu  unutuyorum. Ama o hala bir çocuk, hep değişecek, ileri gidişler gibi geri dönüşler de olacak, bazen çok olgun tepkiler verirken bazen çocuksu tepkiler verecek, değişecek, değişecek. Çocukların en güzel yanı da bu aslında, bizi olduğumuz yerde kalmak, katılaşıp, sabitlenmek yerine değişmeye, onlara bakıp yeni hallerine uyum sağlamaya çağırıyorlar.

Üçüncüsü, ve benim için en önemlisi; yavaşlamak, çabuk tepki vermemek, sinirlendiğinde hemen bir çözüm sunmak, sakinleştirmek için bir şeyler anlatmaya çalışmak ya da tepkiye hemen tepkiyle karşılık vermek yerine (ki bu tepkiler çoğu zaman otomatik, yanlış tepkiler oluyor) biraz durmak, susmak, beklemek, ona öfkesini yaşayabileceği bir alan tanımak gerekiyor. Her konuda yavaşlamak çocuğa ve kendimize bir alan açıyor, çocuğa düşünmek  için, kendimize farklı tepkiler geliştirebilmek için bir alan.

Bu alanda, sorunun kime ait olduğunu kendime sormak bana yol gösteriyor. Çünkü bir başkasının sorununu onun adına çözmek, o kişinin sorun çözme becerisi geliştirmesini elinden alıyor. Mesela, uykum gelmedi dediğinde, “ama uyumalısın, büyümek için uyumalısın demek” otomatik, hızlı bir tepki ve çocuğun sorunu üzerinde düşünmesine, kendi istek ve ihtiyaçlarını fark etmesine fırsat tanımıyor. “Demek uykun gelmedi, evet bazen ben de yattığımda böyle hissediyorum, daha rahat uyumak için ne yapabilirsin vb. demek,  hatta hiçbir şey söylemeden susmak bile (öfkeli değil sakin bir susma) ona düşünmesi, fark etmesi için alan açıyor.

Gündelik hayattaki basit sorunlar, bize kolay görünüp hemen halletmek ya da öneride bulunmak ilk yaptığımız şey olsa da çocuğun yaşadığı sorunla kendi başına kalıp çözüm yöntemleri bulmaya çalışması eşsiz bir öğrenme fırsatı. Kendi düzeyine uygun sorunlarla egzersiz yapmış, kaslarını geliştirmiş oluyor. Kullanılmayan kaslar nasıl gelişmezse sorun çözme kaslarımız da kullanılmadan gelişmez. Elbette, her daim desteğimizi hissetmesi önemli, kilit nokta; desteğimizi  hissettirmek ama onun yerine yapmamak, onun adına karar vermemek.

Yeni yıla, çok sevdiğim ve uzun satırlarla anlattıklarımızı özetleyen Victor Frankl’ ın şu sözüyle başlıyorum o zaman:

‘Uyaran ve tepki arasında bir boşluk var ve o boşlukta bizim tepkimizi seçme özgürlük ve kudretimiz yatar. Tepkimizde de gelişme ve özgürlüğümüz saklıdır’

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder