Yeni yılın
ilk günü evde Nohut ile keyifli, sakin bir tatil günü geçirme hayalim zorlu bir
gün gerçeğine dönüşünce oturup düşündüm. O da, ben de hem de yılın ilk gününde,
duygusal olarak zorlandığımıza göre, hala öğrenmem gereken, çocuğumun bana anlattığı
şeyler var.
Yeni yıla
belki tam da buradan, bu noktadan başlamalıyım.
İlk
farkettiğim nokta, beklentilerimdi. Çocuğumla keyifli, sakin bir gün beklemek
hızla çatışmanın, öfkenin hakim olduğu bir güne dönüşebilirdi. Çocuklar söz
konusu olduğunda aslında hiçbir şey beklediğimiz gibi gitmiyor, çünkü bizden
farklılar, hem mizaçlarıyla, hem de çocuk olmalarının getirdiği tepkilerle. Bir
şeylerin aklımdaki, hayalimdeki gibi olmasını beklediğimde, öyle olmasını
istediğimde ve işler istediğim gibi gitmediğinde öfkeleniyorum, örneğin çatışmalı
bir gün başlangıcı benim iyi bir gün başlangıcı isteğimle ters düşüyor ve bende
öfke yaratıyor, bu da çocuğuma yansıyor. Bir terapi ekolü öfkenin raket duygu
olduğunu söyler, bütün rahatsızlık veren duygularımızı dışarıya öfke şeklinde
yansıtırız. Mesela, hayal kırıklığı, endişe, çaresizlik, üzüntü dışımıza öfke
olarak vurabilir. Bu yüzden asıl yaşadığım duyguyu fark etmek ve bunun
üzerinden ilerlemek önemli. Çoğu zaman beklentiler hayal kırıklığı yaşatır ve
bu da öfke olarak dışa vurur. Bu yüzden çocuklarla olduğumuzda beklentilerimizi
fark edip bunların yerine kabullenmeyi yerleştirmek gerek, her haliyle, olduğu
gibi kabul. Karşımızdaki insanın değişmesini, hayalimizdeki gibi olmasını beklemek,
istemek öfke yaratır ama verdiği tepkileri kabullenip onlara karşı
kendi tepkilerimi verebilmek benim için bir özgürlük alanı yaratır.
İkincisi, artık
işbirliğine çok daha yatkın olduğu, kendisini güzel ifade edebildiği için
onun çocuk olduğunu unutuyorum. Ama o hala bir çocuk, hep değişecek, ileri
gidişler gibi geri dönüşler de olacak, bazen çok olgun tepkiler verirken bazen
çocuksu tepkiler verecek, değişecek, değişecek. Çocukların en güzel yanı da bu
aslında, bizi olduğumuz yerde kalmak, katılaşıp, sabitlenmek yerine değişmeye,
onlara bakıp yeni hallerine uyum sağlamaya çağırıyorlar.
Üçüncüsü, ve benim için en önemlisi; yavaşlamak,
çabuk tepki vermemek, sinirlendiğinde hemen bir çözüm sunmak, sakinleştirmek
için bir şeyler anlatmaya çalışmak ya da tepkiye hemen tepkiyle karşılık vermek
yerine (ki bu tepkiler çoğu zaman otomatik, yanlış tepkiler oluyor) biraz
durmak, susmak, beklemek, ona öfkesini yaşayabileceği bir alan tanımak gerekiyor.
Her konuda yavaşlamak çocuğa ve kendimize bir alan açıyor, çocuğa düşünmek için, kendimize farklı tepkiler geliştirebilmek
için bir alan.
Bu alanda, sorunun
kime ait olduğunu kendime sormak bana yol gösteriyor. Çünkü bir başkasının
sorununu onun adına çözmek, o kişinin sorun çözme becerisi geliştirmesini
elinden alıyor. Mesela, uykum gelmedi dediğinde, “ama uyumalısın, büyümek için
uyumalısın demek” otomatik, hızlı bir tepki ve çocuğun sorunu üzerinde
düşünmesine, kendi istek ve ihtiyaçlarını fark etmesine fırsat tanımıyor. “Demek uykun gelmedi, evet bazen ben de
yattığımda böyle hissediyorum, daha rahat uyumak için ne yapabilirsin vb. demek,
hatta hiçbir şey söylemeden susmak bile
(öfkeli değil sakin bir susma) ona düşünmesi, fark etmesi için alan açıyor.
Gündelik
hayattaki basit sorunlar, bize kolay görünüp hemen halletmek ya da öneride
bulunmak ilk yaptığımız şey olsa da çocuğun yaşadığı sorunla kendi başına kalıp
çözüm yöntemleri bulmaya çalışması eşsiz bir öğrenme fırsatı. Kendi düzeyine
uygun sorunlarla egzersiz yapmış, kaslarını geliştirmiş oluyor. Kullanılmayan
kaslar nasıl gelişmezse sorun çözme kaslarımız da kullanılmadan gelişmez.
Elbette, her daim desteğimizi hissetmesi önemli, kilit nokta; desteğimizi hissettirmek ama onun yerine yapmamak, onun
adına karar vermemek.
Yeni yıla, çok
sevdiğim ve uzun satırlarla anlattıklarımızı özetleyen Victor Frankl’ ın şu sözüyle
başlıyorum o zaman:
‘Uyaran ve tepki arasında bir boşluk var ve o
boşlukta bizim tepkimizi seçme özgürlük ve kudretimiz yatar. Tepkimizde de
gelişme ve özgürlüğümüz saklıdır’
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder