Geçenlerde, görüşme yaptğım bir anne, sorun çocuğum diyerek
başladı anlatmaya, beni hiç dinlemiyor, ne yapsam dinletemiyorum, dediğimi yapmıyor,
umursamıyor. Öfkeliydi, öfkesi her kelimesinde, sesinde, gözlerinde
hissediliyordu. En sevdiğin, onca emek verdiğin, belki ömrünü adadığın kişiyle,
evlatla yaşanan çatışmaların, “ne yapsam olmuyor”un zorluğuna sıkça şahit
oluyorum. Ve konuşmalar genelde böyle başlıyor: Beni dinlemiyor, karşı çıkıyor,
umurunda değil, söylediklerimi dinlesin, yapsın istiyorum.
Kelimelerin muazzam gücü ayrı bir yazının konusu ama kısaca;
kelimelerin düşünme biçimimizi baştan aşağı değiştirme gücüne sahip olduğunu
düşünüyorum. Düşüncelerimizin değişimi, onları dışavurumumuzu, yani başka
insanlarla olan iletişimimizi, kısacası bütün dünyamızı etkiliyor. Bu yüzden
işe kelimelerden, kurduğumuz cümlelerden, kendi düşünme şeklimizden başlamalı.
İlkin, olduğu gibi kabul etmediğimiz hiçkimseyle iletişim
kuramayız. Hiçkimseyi değiştirme, istediğimiz gibi oldurma gücüne sahip
değiliz. Bu yüzden, ilk yaklaşım, “çocuğum sorunlu” demek yerine, “ben
çocuğumun davranışlarına nasıl tepki verebilirim?” şeklinde olabilir.
Beni hiç dinlemiyor, derken şunu kendimize sorabiliriz. Şimdi
benim dediklerimi, ileride de başkalarının dediklerini sorgulamadan, hiç karşı
çıkmadan dinleyen, uyan bir birey mi yetiştirmek istiyorum, yapması beklenenler
üzerinde düşünen, gerektiğinde karşı çıkan, kendi kararlarını verebilen birini
mi?
Ve hep unuttuğumuz bir şey; çocuğum benden ayrı, bağımsız
farklı, kendi istekleri, tercihleri, kararları olan biri. Bunu hepimiz söylüyoruz,
çocuklarımız bizim uzantımız değil, bizden bağımsızlar diyoruz ama çocuğun bizi
dinlememesine, bizden farklı kararlar vermesine tahammülümüz yoksa, birey
olmalarına imkan vermiyoruz demektir. Birey olmasını engellediğiniz, temel özgürlüğünü
kısıtladığınız kişi elbette ki size öfke ve direnişle karşılık verecektir.
Görüşmelerde sıkça dile getirilen nokta, şöyle yapsın böyle
yapsın, öyle yapmasın; bunların hepsi
bizim isteklerimiz. Çocuklarımız bizim isteklerimizi yapmak zorunda değil. Evet
zorunda değil ama bunlar onun iyiliği için, deniyor sonra da. İyi bir şey bile
olsa zorla yaptırılmaya çalışılan her şey(tehdit etmek, bağırmak,
duygu manipülasyonu da zorla kapsamı içinde) ters teper.
Yine, en çok kurulan cümlelerden biri; beni öfkelendiriyorsun,
üzüyorsun, bağırtıyorsun diyorum, sıkça
kullandığımız ve masum, iyi bir şey olduğuna inandığımız bu cümleler de, açıkça
duygu manipülasyonu. İsteklerimizi yaptırmak için duyguları kullanıyoruz. Küçücük
bir çocuk kocaman bir yetişkinin öfkesinden, üzüntüsünden sorumlu tutuluyor. Çocuklarımıza
bu kadar büyük bir gücü, sorumluluğu, ağırlığı neden veriyoruz? Onlar, gücün
anne babalarında olmasına ihtiyaç duyarken biz duygularımızın iplerini ellerine
veriyoruz. Beş yaşında bir çocuğun, kırk yaşındaki bir yetişkini mutlu etmekten,
üzmekten, delirtmekten ya da sakinleştirmekten sorumlu tutulması ağır bir yük
değil mi sizce de?
Konuşma ilerledikçe, sorun çocuğumda diye başlayan
görüşmemiz, zorlanıyorum çünkü cümlesiyle sona yaklaştı. Başlangıç için ne güzel bir nokta. Zorlanıyorum
çünkü, öfkeliyim çünkü, desteğe ihtiyacım var çünkü. Çocuklarımızı değiştirme
gücüne sahip değiliz ama onları en çok etkileyen şeyi, kendi tepkilerimizi
değiştirme gücüne sahibiz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder