26 Mayıs 2017 Cuma

Bilinçli Bebek kitabını okurken Nohut daha küçüktü, o dönem oradaki pek çok bilgiden faydalanmıştım ve epeyce not almıştım, yeri geldikçe açıp bakıyorum ve hala işime yarıyor. Şu sıralar kitapta bahsi geçen sınama davranışı konusunu işliyoruz Nohut’la. Yapmaması gerektiğini bildiği ya da yapılmaz hayır vb. dediğim bir davranışı tekrar ediyor. Kitapta 18 ay 2 yaş arası sınama davranışında bulunduklarını söylüyordu, evet tam da bu aralıktayız, umarım 2 yaştan sonra bitiyordur:)
Peki çocuklar neden böyle davranıyor?
1-Çocuk kuralı anlayabilmek için bilgi edinmeye çalışır. Tıpkı bir bilim adamı gibi hipotezini sınamak üzere veri toplar. Mesela neler yere atılabilir neler atılamaz, neler ağıza atılır neler atılamaz tekrar tekrar deneyerek ve sonuçlarını görerek öğrenir.
2-Çocuk için her türlü ilgi ilgisizlikten iyidir
İlgi görmezse kızdırmak pahasına da olsa fark edilmeye çalışır.
3-Aşırı müsamahakarlık da sınama davranışına neden olabilir.
Çocukla tutarlı ve net bir iletişim kurmak gerekiyor. Ağlıyor diye isteklerini yerine getirirsek her seferinde sınırları test eder. Kural konusunda kararlı olmalı ama ağlamasına da izin vermeliyiz. Yani kural değişmez ama hayal kırıklığını ağlayarak ifade etmesini izin vermeliyiz. Bizi dinlemediğinde meseleyi duygusal hale getirip öfkeyle davranmamalıyız.  Bize karşı çıktığında sevgimizi kaybetmekten korkmazsa ileride başkalarına da gerektiğinde hayır diyebilir.
4-Aşırı tepki vermek
Daha önce kızgın  bir tepki verdiyseniz aynı davranışı tekrar tekrar deneyebilir.
Peki ne yapacağız?
1-Aşırı tepki vermeyeceğiz
2-Kabul edilemez davranışı sakince durduracağız
3-Keşif ihtiyacını tatmin edecek başka yollar önereceğiz
4-Alternatifleri kabul etmiyorsa ağlamasına izin vereceğiz

Bugünden, bizden bir örnek: kalemlerle oynarken silgiyi ısırmak istedi, silgi yenmez, ağza alınmaz dedim, tekrar tekrar ağzına alıp ısırmaya çalıştı, parçalarını kopardı, çıkardık ağzından. Birkaç parçadan sonra kendi kendine vazgeçti. Elbette her zaman bu kadar sakin kalamayabiliyorum, çoğu zaman verdiğim tepkinin fazlalığını ya da yanlışlığını tepkiden birkaç saniye sonra fark ediyorum, ah o saniyeler:)  Ama en azından davranışlarını şöyle yorumlamıyorum: beni sinirlendirmeye çalışıyor, bu çocuk niye beni dinlemiyor, beni delirtecek vb.  Bunun yerine; deniyor, öğrenmeye çalışıyor vb. demek tepkilerimi daha rahat kontrol edebilmemi sağlıyor.


14 Mayıs 2017 Pazar

"Çocuklarımıza 4 temel element olan toprak, su, hava ve ateş elementlerine yönelik deneyim kazandırmamız çok yararlıdır. Anne babaların gözetiminde bu elementlerle oynamak, onları doğal yaşama bağlar ve aralarında sıkı bağlar kurmalarını sağlar. Ayrıca kendi bedenlerinin hammaddeleri olan bu elementleri kullanarak yepyeni dünyalar oluşturmak, çocukların yaşam enerjilerini arttırır. Toprakla oynanan oyunlara kilden pastalar vs yapımı ya da kum havuzunda oynanan oyunlar örnek verilebilir. Suyla oynamayı her çocuk çok sever- tabak çanak yıkamak, suda köpükler yapmak, günün sonunda banyo yaparken kayıkları ve mutfak kaplarını küvette yüzdürmek gibi. Oyuncak paraşüt ve uçakları havaya savurmak, hindiba bitkisinin pamukçuklarını havaya üflemek, hatta sabun köpüğünden balonlar yapıp onları etrafa yaymak hava oyunlarına örnek verilebilir. Ateş elementiyle yaşanan bütün deneyimlerde yetişkin denetimim şarttır. Yazın arkadaşlarınızla birlikte açık havada ateş yakmak, kışın şömine ya da sobayı yakmak ya da emek masasını mum ışığıyla zenginleştirmek çocuğunuzu bu elementle tanıştırmanın birkaç yoludur.
Bir keresinde, günlerce yağan yağmurun ardından sınıfları dışarı çıkardım. Toprak suya doymuştu. Kaldırımda birçok solucan keşfettik. Çocuklar solucanları ezilmekten ya da boğulmaktan kurtarmak için, dışarıda geçirdikleri zaman süresince onları tek tek kaldırımdan ağaçların altına taşıdılar. Böyle yaratıcı bir aktivite, içlerindeki yaşam enerjisini harekete geçirerek dış dünyaya yayar. Bunu, yaşam pratiği yapmak olarak adlandırabiliriz. Böylesine bir deneyimden elde edilen güç, çocukları yaşamları boyunca destekler.

Yaratıcı oyun, büyüme ve gelişmeyi destekler; bir sonraki gün hiçbir şey aynı olmaz, o artık yepyeni bir gündür ve oyunlar farklı bir yönde ilerlemeye başlar. "
Waldorf Yöntemiyle Çocuğumu Büyütüyorum kitabından

7 Mayıs 2017 Pazar

Waldorf Yöntemiyle Çocuğumu Büyütüyorum kitabını tekrar tekrar okuyup notlar alıyorum. Bu yüzden kısaca ve kendimce bir özeti de burada bulunsun istedim.
Bu yöntem çocuğun teknolojiden uzak, doğayla iç içe, mümkün olduğunca az müdahale ile, bol bol serbest oyun, sanat ve müzik ile yetiştirilmesine dayanan bir yaklaşım. Bence temel noktalarıyla herkese hitap eden herkesin faydalanabileceği bir yaklaşım.
Çocukların duyularının en hassas olduğu dönemde bu duyulara gereğinden fazla yüklenmeyerek ama keşif yapmasına, oyunlar ve sanat yoluyla duyularını geliştirmesine imkan tanıyarak, basit bir düzen oluşturarak, sağlıklı beslenmesini, yeterli dinlenmesini, fazla gürültü ve uyarıcıdan mesela ekranlardan ve alışveriş merkezlerinden uzak tutarak duyularının yavaşça gelişmesini sağlamak gerekiyor. Vaktinden önce bir şeyler öğretmeye çalışmamak, çocuğun doğal gelişimine saygı göstermeyip onu bir şeyleri yapmaya ya da öğrenmeye zorlamamak gerekiyor.
Çocuk en önemli ihtiyacı olan oyunu, serbest oynayarak, doğada oynayarak karşılayabilir. Çok fazla oyuncağa sahip olmadan, basit ve farklı şekillerde kullanılabilecek doğal malzemelerle oynamak, dört elementle; toprak, su, hava ve ateşle oynamak çocuğun doğa ile bağ kurmasını sağlar, yaşam enerjisini açığa çıkarır, hayal gücünü geliştirir.

Diğer yaklaşımlarda çok vurgulanmayan ya da benim dikkatimden kaçan bir nokta da, öğretmenin kendini yetiştirmesine verdiği önem. Bu yaklaşım diyor ki; biz çocuklarımızla iletişim kurmaya, onları anlamaya çalışırken aslında kendimizi de tanıyor, anlıyor, büyütüyoruz. Çocuklarımızı iyi yetiştirmek istiyorsak öncelikle kendi gelişimimize emek vermeli, çocukla yaşadıklarımızı bu gelişim için fırsatlar olarak görmeliyiz. Öfkemize hakim olmaya çalışırken, oyun oynaması için ortamlar yaratmaya, gerektiği yerde gerektiği kadar müdahale etmeye çalışırken kendi içimizdeki engeller ile mücadele ediyor ve öğreniyoruz.

5 Mayıs 2017 Cuma

Anne baba olduktan sonra en çok zorlandığımız konulardan biri öfkeyle baş etmek. Elbette kimse çocuğuna kızmak, bağırmak istemiyor. Herkes çocuğuyla birlikte keyifli zaman geçirdiği, el ele tutuşup mutlu mesut yürüdüğü bir yaşam hayal ediyor ama gel gör ki gerçekler hayallerden hızla uzaklaşıyor. O yaşam her şeyde olduğu gibi gökten avucumuza pıt diye düşmüyor, uğraş istiyor, emek istiyor, şimdilerde bahçede bir şeyler yetiştirmeye çalışırken uğraşın, emeğin önemini, ince ince emek vermeden alın teri dökmeden ortaya güzel bir şeyler çıkamayacağını daha iyi anlıyorum.
Neyse dönelim öfkeye;
Kendi öfkemi anlamaya çalışırken yaptığım iki şey var
İlki düşüncelerime odaklanmak. Aklımdan neler geçiyor, somutlaştırmak, hızla gelip geçen cümleleri yakalayıp üzerinde uzun uzun düşünmek, analiz etmek
Mesela; bu çocuk hep böyle yapıyor, bir kere de beni dinlese, beni yordu, dayanamıyorum gibi iç cümleler bizi hızla öfkeye sürüklüyor.
Bunun yerine; bu davranış gelişiminin bir parçası, büyümek için karşı çıkmak zorunda gibi gerçekçi cümleler baştan öfkenin yolunu kesiyor.
Diyelim ki öfkelendim ve istemediğim bir tepki verdim. Birkaç kitapta okuduğum şöyle bir yol izliyorum. Akşam olup da günü değerlendirirken soruyorum:
Neden bu kadar çok öfkelendim? Bu kadar öfkelenmemem yol açan şey tam olarak neydi? Aklımdan geçen bir cümle miydi? Yorgun muydum? Fazla mı iş yüklenmiştim? vb
Ve daha da önemli soru:
Bir dahaki sefere böyle bir tepki vermemek için ne yapabilirim?
Mesela ben günün akşama doğru zamanlarında, Nohut’la eve geldiğimizde yorgun oluyorum, ve öfkelenmeye daha yatkın oluyorum. Bu yüzden, dışarıya daha geç çıkıp eve akşama yakın saatlerde geliyor ve yalnızca banyo ve yatış hazırlığı ve biraz kitap okuma için bir zaman bırakıyorum.
Evde olduğumuzda beni daha fazla yorduğunu fark ettiğim zamanlarda dışarı daha çok çıkarıyorum. Dışarıda çok uzun zaman geçirip fazla yorulduğumuz günlerin ertesi günü ise evde daha fazla zaman geçirip dinleniyoruz.
 Ona veremeyeceğim eşyaları göz önünde bulundurmuyorum, çünkü ona neden veremeyeceğimi anlatırken hem ben yoruluyorum hem de o anlamıyor:) Sakladığım yerleri keşfetmemesi için elimden geleni yapıyorum ama bir tanesini buldu bile:)
Bazen çok fazla işi bir arada yapmaya çalıştığımda öfkelendiğimi fark edince duruyor ve önemli önemsiz ayrımı yapıyorum, bazı işleri bekletiyorum ya da yardım istemeye çalışıyorum. Bazen basit gibi görünen çözümler ummadığım şekilde etkili olabiliyor.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Siz neler yapıyorsunuz öfkeyle baş etmek için?

4 Mayıs 2017 Perşembe

Çocuk yetiştirirken illa ki uzman, eğitimci ya da psikolog mu olmak zorundayız, her şeyi okuyup bilmemiz mümkün mü sadece anne baba olsak olmaz mı eskiden anneler babalar okuyor muydu uzman mıydı, gibi yorumlar duyuyor ya da okuyorum. Öncelikle şimdi ile eskiyi karşılaştırmak bir mantık hatası çünkü bu eskiden yapılan her şeyin doğru olduğu tezine dayanıyor ki bu tez hiç doğru değil, eskiden de insanlar bir yığın hata yapıyordu, eskiden de insanların psikolojisi bozuluyordu, eskiden de yanlış uygulamalar yüzünden çocuklar hasta oluyor, yaşamını yitiriyordu, eskiden evlerin orta yerinde sigara içiliyor, çocuklara anne sütü yerine mama veriliyordu vb.
Evet elbette uzman ya da psikolog olmak durumunda değiliz ama bir insanın sahip olması ya da sahip olmaya çalışması gereken temel bir beceriye sahip olmalıyız. Duygularımızı tanımak, anlamak ve doğru şekilde ifade edebilmek. Günümüzde kitle iletişim araçları, reklamlar, yanlış eğitim vb sonucunda bağımızı kaybettiğimiz kendimizle yeniden bağ kurmak, kendimizi anlamak, kendimizi bir çocuk gibi büyütmek zorundayız. İnsan kendi temelini sapasağlam atmadan bir başkasının temelini atabilir mi? İnsan kendi duygularını anlamadan bir başkasının duygularını anlayabilir mi? İnsan kendi duygularını doğru düzgün ifade etmeden başkasına duygularını doğru ifade etmeyi öğretebilir mi?
Elbette hiçbirimiz bunların hepsini mükemmel şekilde yapıyor değiliz ama en azından uğraşıyoruz, gayret ediyoruz.

İnsanın kendisini anlama gayretini sürdürmesinin yolu ise okumaktan geçiyor, doğru kitapları okumaktan, bir yığın çer çöpün arasından doğru bilgiyi bulmaya çalışmaktan, o bilgiyi yaşamamızın bir parçası haline getirmekten, hayatımızı ve kendimizi yoğura yoğura şekillendirmekten geçiyor.

2 Mayıs 2017 Salı

Kitapların en sevdiğim yanı şu; devamlı gözünüzün önünde olan ya da her gün tekrarladığınız, sizin için sıradanlaşmış şeylerin içinde saklı hazineyi size göstermeleri. Her kitap okuyuşumda yeniden söylüyorum: ne kadar çok bilmediğimiz, görmediğimiz, görsek de fark etmediğimiz şey var. Tanrı’nın Eczanesinden Sağlık diye bir kitap okuyorum, , şu her yerde gördüğümüz, basıp geçtiğimiz bir sürü ot, çiçek ne şifalar, ne faydalar taşıyormuş içinde, mesela kara hindiba:

“Çayırlarda işe yaramaz gibi görünen bu bitki, doğanın insanlara sunduğu olağanüstü bir şifa aracıdır. Nisan ve Mayıs aylarında çiçeklenir ve her yerde büyür. Safra kesesi ve karaciğer hastalıklarında eşsizdir.
Yaprakları, çiçeklenmesi başlamadan; sapları, çiçekli iken, kökleri ise, ilkbahar veya sonbaharda toplanır. Bitkinin tamamı şifalıdır. Günde beş altı parça taze Kara Hindiba sapı çiğnemenin kronik karaciğer iltihabına derhal şifa verdiğini biliyorum. Şeker hastaları ise, günde on Kara Hindiba sapını, bitki çiçekli kaldığı sürece yemelidirler. Çiçekli saplar yıkanır ve ondan sonra çiçekli kısmı koparılıp yavaş yavaş çiğnenir. Kendilerini sürekli yorgun ve halsiz hisseden insanlar, taze Kara Hindiba saplarıyla on dört günlük bir kür yapmalıdırlar.
Kaşıntı, egzama, mayasıl gibi deri hastalıklarına yardımcıdır. Mide suyunu iyileştirerek mideyi tüm atık maddelerden temizler.
İçindeki mineral tuzlarının yanı sıra kanı temizlemesi dolayısıyla gut ve romatizmaya faydalıdır. Sarılık ve dalak hastalıklarına aynı derecede faydalıdır.

Kökleri çiğ olarak yenir veya kurutularak çay halinde içilirse, kanı temizler ve vücuttan fazla suyu atar, hazmı kolaylaştırır.”
Tanrı'nın Eczanesinden Sağlık-Maria Treben