Tam da “Çocuğunuzun İlk Öğretmeni Sizsiniz” kitabını elimde
gezdirdiğim bu sıralarda şu güzel soru geldi: Montessori ve Waldorf oyuncakları,
mesela, bir gökkuşağı olmadan ya da pembe kuleler olmadan ya da her gün
etkinlik hazırlamadan bu yöntemleri takip edemez miyiz?
Evet, bunlar olmadan da bu yöntemleri fevkalade
uygulayabilirsiniz. Bu sıralar Waldorf okuduğum için ve şimdiye dek okuduklarım
içinde kendime en yakın hissettiğim yol olduğu için onun üzerinden gideceğim
ama daha çok okudukça Montessori ve Waldorf yöntemlerinin aslında pek çok
noktada birbirine benzediğini de fark
ediyorum.
Oyuncak ve etkinlik, her ne kadar instagram üzerinde öyle
görünüyor olsa da, aslında sandığımız kadar önemli değil. Özellikle ilk bir yıl
çocuğun çok fazla oyuncağa ihtiyacı zaten yok. Sizin evinizde keşfedeceği bir
dolu şey var zaten. Bakın kitapta ne diyor: Bebeğin kendisi gelişim için
yeterli bir araçtır ve bebek kendini ve bedeninin kol ve bacak gibi
uzantılarını inceleyerek gelişir.” Bebeğinizin ihtiyaç duyduğu şey, nesnelerle
oynamak, hareket etmek ve insanlarla iletişim halinde olmak arasında bir denge
kurulmasıdır. Bir yaşına kadar bebekler için tavsiye ettiği oyuncaklar şunlar.
Yumuşak toplar, dönenceler, oyuncakları koymak için genişçe bir kutu, altı
aydan on iki aya kadar kırılmayacak hafif kap kacak, doğaya ait objelerin
bulunduğu bir sepet, kalın sayfalı kitaplar, yürümeye başlayınca itilebilen bir
araba, su oyuncakları, tırmanabileceği az basamaklı bir platform
Bir yaşından sonra ise oyuncak alma konusuna biraz daha
ciddiyetle eğilebiliriz. Burada da çocuğun gelişimi ve ilgileri göz önünde
tutulmalı. Örneğin yürümeye yeni başlayan çocuğun bolca hareket etmeye, yürüme
denemeleri yapmaya ihtiyacı vardır. Ona oyuncak yerine rahatça gezinebileceği,
hareket edebileceği alanlar sunmak, hareketi destekleyen, teşvik eden oyuncaklar
vermek gerekir. Mesela;
Sürülebilir, üç dört tekerlekli bir oyuncak
Üstüne çıkılabilecek kadar sağlam itmeli sürmeli oyuncaklar,
bebek arabası, alışveriş arabası gibi
Ahşap kaydırak, tırmanılacak bir platform, salıncak (bizim evde
bunları sığdıracak yer yok😊 bunun yerine çocuk parkına sık sık
gidilebilir)
Farklı şekil ve boyutta ağaç parçaları
Kum havuzu ve kum oyuncakları
Basit bir bebek
Toplar
Çıkarıp takılabilecek parçalı ahşap oyuncaklar
Matruşka bebekler
Kalın sayfalı kitaplar
Çıkarıp takılabilir parçalı kitaplar
İçinde oynanabilecek geniş karton kutu
Pastel boya
Etkinlik hazırlamak yerine günlük rutininize onu da katmak
onun için daha öğretici olacaktır. Elbette bu hiç etkinlik hazırlamayacağız,
etkinlik yanlıştır demek değil. Burada, önemli olan sizin yaşamınıza dahil
olması. İşlerinizi bir kenara bırakıp onunla devamlı oyun oynamaya çalışmak ya
da tamamen işe dalıp çocuğu kendi haline bırakmayı iki uç nokta olarak düşünün.
Bunun yerine ikisi arasında bir denge, bazen sizinle işlere dahil olduğu bazen
de serbest oyun oynadığı bir düzen hayal edin. Mesela, sabah kalktığında sizi
mutfakta hazırlık yaparken izlemesi, pişirdiğiniz yumurtasını soyması, yumurta
kabuklarını ya da başka şeyleri toplarken size yardım etmesi gibi. Örneğin,
bugün kahvaltıdan sonra ben bulaşıkları yıkarken Nohut içeride oynadı. Yerleri
süpürürken o da süpürgesiyle eşlik etti. İçerideyken aklına çekmecedeki
uçurtmalar geldi onları çıkarmak istedi, çıkarıp yaptık, evin içinde uçurduk.
Sonra boyama yaptık, ardından başka yerleri de boyamaya başladı, önce
oyuncaklarını boyadı, evin eşyalarına geçince durdurdum, sadece oyuncaklar
dedim, boyadı, arkasından yıkayalım oyuncakları dedik, hem oyuncakları hem de
fırçaları yıkadı. Bu işleri bitirdiğimizde zaten öğlen uykusu saati gelmişti.
Yani hem birlikte iş hem de etkinlik yapmış olduk. Waldorf yöntemini ya da
başka bir yöntemi evde uyguluyor ya da her gün böyle bir ritimde gidiyoruz diye
anlatmıyorum bunları, her gün farklı olabiliyor, bazen keyfi olmuyor, bazen ben
iş yaparken huysuzlanıyor, çocuk söz konusu olduğunda işler her an değişebilir
ve buna uyum sağlamak gerekir, ama şunu demek istiyorum, çocukla mümkün
olduğunca birlikte, sabırla ve yavaşça bir şeyler yapmak işin özüdür ve pek çok
oyuncaktan daha kıymetlidir, çocuğunuza daha çok şey kazandırır. Peki hiç
oyuncak almayacak mıyız? Elbette hayır, ama oyuncak alırken mümkün olduğunca
dikkatli ve seçici olmakta fayda var.
Öncelik çocuk için güvenli olması. İkincisi, güzel olması.
Nasıl bir his uyandırıyor? Çocuğunuza dünyayı nasıl tasvir ediyor? Doğumundan
yedi yaşına kadar çocuğun gördüğü ve içselleştirirdiği şeylerin onun üzerinde
muazzam bir etkisi vardır. Yoluna çıkan her şeyi emen dev bir sünger düşünün.
Çocuk zihni işte böyle bir şeydir. “Amaan baksın da oyalansın” dediğimiz şeyler
onu adım adım inşa eden şeylerdir.
Kitapta çok güzel bir söz var” Çocuğun oyuncaklara ihtiyacı
yok, oyuncak fabrikalarının çocuğa ihtiyacı var.”
O yüzden bir kez daha tekralayalım; oyuncak alırken mümkün
olduğunca seçici olmakta, doğal, güzel ve basit olanı seçmekte fayda var. En
güzeli doğanın, hayatın kendisi, çocuğun hayatı taklit edebileceği ve yeni
şeyler üretebileceği oyuncaklar.
Bir de birlikte şarkı söylemek, günlük işlere eşlik eden
şarkılar uydurmak, masallar, hikayeler anlatmak, kuklaları, bebekleri
konuşturmak
Birlikte iş yapmak (bulaşık makinesine bir şeyler koymak,
çöp atmak, bezle toz almak, çamaşır katlamak, çiçek sulamak gibi)
Doğadan topladığınız objelerle oynamak (taşlar, kozalaklar,
deniz kabukları gibi)
Saklambaç ya da kovalamaca ya da hareket içeren başka
oyunlar oynamak gibi masrafsız oyun ve etkinlikler aklınızda olsun. Bir de
oyunla ilgili daha fazla bilgi isteyenlere Aletha Solter’in “Oyun Oynama Sanatı”
kitabını, yazdıklarımı okuyup da “ama biz hiç dikkat etmedik, bir dolu oyuncak
aldık, yer gök oyuncak” diyenlere oyuncak sadeleştirme konusunda “Daha Sade Bir
Hayat” kitabını önerebilirim.
“Biz bunları uygulayamayız, yapamayız” diyenlere; yazdıklarım
ideal olanlar, ben de hepsini, her zaman uygulayamıyorum ama uygulamaya
çalışmaktan vazgeçmiyorum. Sevgiler:)