29 Ekim 2017 Pazar

Hikayeler ve Masallar

Çocuğunuzun İlk Öğretmeni Sizsiniz kitabında çocuklara hikayeler ve masallar anlatmanın önemini sık sık vurguluyor. Şöyle diyor: “Okuduğumuz veya duyduğumuz şeyleri hayal gücüne veya hayallere dönüştürmek ilk anda iç gözümüzde onları canlandırdığımız için kolaydır. Buna karşılık gördüğümüz imgeler çok kalıcı bir etkiye sahiptir ve bize tamamlanmış halde sunuldukları için fazla değişime açık değildirler. Televizyon ve filmlerden çocuklar çok daha fazla etkilenirler. Çünkü baştan ayağa duyu organı kesilmiş gibidir (dev sünger örneğini hatırlayalım) İmgeler çok hızlı şekilde değiştiği için çocuklar hikayenin akışını anlamaktan çok en çok iz bırakan kovalamaca, ateş etme, çarpma gibi hareketleri ve diğer unsurları taklit eder. Ayrıca televizyon izlerken hareketsiz kaldıkları için izlemeyi bitirdiklerinde daha çok koşmaya ihtiyaç duyarlar. Ufak çocuğun doğal hali hareketli olmaktır. Çocuklar televizyonda izledikleri bir yığın görseli zihninde işleyemeden otomatik hareketler şeklinde taklit eder.
Masallar ve hikayeler, film veya çizgi filmlere dönüştürülünce çağrıştırıcı niteliğini kaybeder, fazla etkili ve anlamsız hale gelirler. Aynı masal ve hikayeler el kuklaları veya ipli kuklalarla canlandırıldığında bu deneyim çocuklar için sakinleştirici ve iyileştirici olabilir.
Ayrıca masallar, çocukların kötülükle baş etmelerine yardımcı olur. Korkularının üstesinden gelmelerinde ve yeterlilik duygusu geliştirmelerine yardım eder. Kötülüğü çocuğun travma yaşamadan aklında bir yerlere koyabileceği şekilde ortaya çıkarmasını sağlar. Masal dünyası ile ufak çocuğun dünyası temelde aynıdır; her dünyada mutlak ahlaki kurallar, esnek hayal gücü ve değişim ve dönüşüm için sınırsız imkanlar mevcuttur.”
Kitaba göre küçük yaştaki çocuklar için masallar basit, gündelik hayatıyla ilgili olmalı.  “Çünkü günlük olaylar ufak çocuk için büyük bir maceradır, dolayısıyla masallarda onları tekrar tekrar yaşamak ona büyük zevk verir. Yavaş ve melodik bir sesle günlük hadiselerle ilgili masallar anlatılması iki yaşındaki bir çocuğun çok hoşuna gider.
Üç yaş ve üzerindeki çocuklar ise sizin çocukluğunuzla ilgili hikayeler dinlemeyi sever.
Çocuklar kendileriyle, özellikle de bebeklikleriyle ilgili hikayeler dinlemeye bayılır. Örneğin; anneannelerine gittiklerinde söyledikleri veya yaptıkları şeylerin anlatılmasını çok severler.” (Yaptığımız her şeyi tek tek anlatıyoruz anneannesine gidince.)

“Çocuklara küçük yaşlarda çok kısa ve basit hikayeler anlatın, zamanla uzun ve bol tekrarlı olanlara geçin, en sonunda hayal ürünlerinin olduğu masallara geçin.”

26 Ekim 2017 Perşembe

Ebeveynlik Kibri

Son yıllarda anne baba yaklaşımlarının çocuğun kişiliğinin oluşumunda ne kadar etkili olduğunun ortaya çıkması, bu bilginin yerleşmesi, kabul görmesi bir yandan çok güzel, ümit verici ama bununla birlikte şöyle bir eğilim var, pek çok kişi, çocuğun gelişiminde, kişilik oluşumunda tek etken, tek sorumlu anne babaymış gibi davranmaya başladı. Çocuk onlara göre yanlış bir davranışta mı bulundu; annesi iyi eğitemedi, çocuk ters bir cevap mı verdi; annesi hiç öğretmemiş vb. Ben bunu, bir yığın araştırma vb sonucu ortaya çıkmış güzelim bilgileri yarım ve yanlış anlama, işine geldiği gibi kullanma eğilimine ve modern hayatın, modern insanın her şeye gücünün yettiği yanılsamasının hayatın her alanında etkili hale gelmesine bağlıyorum.  İnsana yaklaşımımız da doğaya yaklaşımımız gibi. Her şey bizim elimizde ve denetimimizdeymiş gibi davranıp sürekli değiştirmeye, düzeltmeye çalışma, istediğimiz gibi olmayan her şey için de bir suçlu arama.

Unutmayalım ki; mizaç dediğimiz bir şey var. Siz ne yaparsanız yapın, çocuğunuzun bazı özelliklerini değiştiremeyeceksiniz. İçedönükse içedönük, dışadönükse de öyle, ya da başka özellikleri, lider, paylaşımcı, girişken, duyarlı vb olması. Öncelikle işe elimizde olanı kabul etmekle başlamak gerekiyor, onu anlamak, onu bütün ayrıntılarıyla tanımak, bilmek, öğrenmek, sezmek, durmak, bakmak gerekiyor. Yavaşça, sakince. Başkalarının çocuğuyla karşılaştırmadan, komşunun, parktaki teyzelerin yorumlarından etkilenmeden. Bildiğimizi sandığımız her şeyi bir kenara bırakarak, bakmak. Bütün özellikleriyle kabullenmek. Peki sonra? Hiçbir şey yapmayacak mıyız kabullendik diye. Elbette değil. Sonra da gelişim özelliklerini bilmek gerekiyor. Hangi yaşta, hangi ayda ne yapar, hangi davranışları döneminin özelliğidir bunu bileceğiz ki, iki yaşındaki çocuk paylaşmıyor diye “aa ne ayıp şey, ver hemen o oyuncağı bana, çok kızarım” demeyeceğiz. Usul usul, sakin sakin, paylaşmanın, iletişim kurmanın, bir arada olmanın güzelliğini anlatarak, yaşatarak, düşünmesini, kendisinin ve başkalarının duygularını anlamasını destekleyeceğiz. Üç yaşına kadar çocukların alt beyinlerini yani öfke, korku gibi duygularını kontrol edemeyeceğini, hızla gelişmekte olan beyinleri nedeniyle sık sık ağlama, öfke krizi gibi durumlar yaşayabileceğini unutmayacağız. En önemlisi de bizler çocukla ilgili her şeyi şekillendirebilen, değiştirebilen kimseler değiliz. İyi ki de değiliz. Bence bunu bilmek en güzeli, çünkü ebeveynlik kibrine düşmekten bizi koruyor, kendi ruh sağlığımızı böylelikle koruyabiliyoruz. En önemlisi de, hata yapabilen, hatalarından ders alan, çabalamaya devam eden gerçek ebeveynler olarak çocuklarımıza en güzel örnek olma yolunda ilerliyoruz.

25 Ekim 2017 Çarşamba

Oyuncak Hakkında

Tam da “Çocuğunuzun İlk Öğretmeni Sizsiniz” kitabını elimde gezdirdiğim bu sıralarda şu güzel soru geldi: Montessori ve Waldorf oyuncakları, mesela, bir gökkuşağı olmadan ya da pembe kuleler olmadan ya da her gün etkinlik hazırlamadan bu yöntemleri takip edemez miyiz?
Evet, bunlar olmadan da bu yöntemleri fevkalade uygulayabilirsiniz. Bu sıralar Waldorf okuduğum için ve şimdiye dek okuduklarım içinde kendime en yakın hissettiğim yol olduğu için onun üzerinden gideceğim ama daha çok okudukça Montessori ve Waldorf yöntemlerinin aslında pek çok noktada  birbirine benzediğini de fark ediyorum.
Oyuncak ve etkinlik, her ne kadar instagram üzerinde öyle görünüyor olsa da, aslında sandığımız kadar önemli değil. Özellikle ilk bir yıl çocuğun çok fazla oyuncağa ihtiyacı zaten yok. Sizin evinizde keşfedeceği bir dolu şey var zaten. Bakın kitapta ne diyor: Bebeğin kendisi gelişim için yeterli bir araçtır ve bebek kendini ve bedeninin kol ve bacak gibi uzantılarını inceleyerek gelişir.” Bebeğinizin ihtiyaç duyduğu şey, nesnelerle oynamak, hareket etmek ve insanlarla iletişim halinde olmak arasında bir denge kurulmasıdır. Bir yaşına kadar bebekler için tavsiye ettiği oyuncaklar şunlar. Yumuşak toplar, dönenceler, oyuncakları koymak için genişçe bir kutu, altı aydan on iki aya kadar kırılmayacak hafif kap kacak, doğaya ait objelerin bulunduğu bir sepet, kalın sayfalı kitaplar, yürümeye başlayınca itilebilen bir araba, su oyuncakları, tırmanabileceği az basamaklı bir platform

Bir yaşından sonra ise oyuncak alma konusuna biraz daha ciddiyetle eğilebiliriz. Burada da çocuğun gelişimi ve ilgileri göz önünde tutulmalı. Örneğin yürümeye yeni başlayan çocuğun bolca hareket etmeye, yürüme denemeleri yapmaya ihtiyacı vardır. Ona oyuncak yerine rahatça gezinebileceği, hareket edebileceği alanlar sunmak, hareketi destekleyen, teşvik eden oyuncaklar vermek gerekir. Mesela;
Sürülebilir, üç dört tekerlekli bir oyuncak
Üstüne çıkılabilecek kadar sağlam itmeli sürmeli oyuncaklar, bebek arabası, alışveriş arabası gibi
Ahşap kaydırak, tırmanılacak bir platform, salıncak (bizim evde bunları sığdıracak yer yok😊 bunun yerine çocuk parkına sık sık gidilebilir)
Farklı şekil ve boyutta ağaç parçaları
Kum havuzu ve kum oyuncakları
Basit bir bebek
Toplar
Çıkarıp takılabilecek parçalı ahşap oyuncaklar
Matruşka bebekler
Kalın sayfalı kitaplar
Çıkarıp takılabilir parçalı kitaplar
İçinde oynanabilecek geniş karton kutu
Pastel boya

Etkinlik hazırlamak yerine günlük rutininize onu da katmak onun için daha öğretici olacaktır. Elbette bu hiç etkinlik hazırlamayacağız, etkinlik yanlıştır demek değil. Burada, önemli olan sizin yaşamınıza dahil olması. İşlerinizi bir kenara bırakıp onunla devamlı oyun oynamaya çalışmak ya da tamamen işe dalıp çocuğu kendi haline bırakmayı iki uç nokta olarak düşünün. Bunun yerine ikisi arasında bir denge, bazen sizinle işlere dahil olduğu bazen de serbest oyun oynadığı bir düzen hayal edin. Mesela, sabah kalktığında sizi mutfakta hazırlık yaparken izlemesi, pişirdiğiniz yumurtasını soyması, yumurta kabuklarını ya da başka şeyleri toplarken size yardım etmesi gibi. Örneğin, bugün kahvaltıdan sonra ben bulaşıkları yıkarken Nohut içeride oynadı. Yerleri süpürürken o da süpürgesiyle eşlik etti. İçerideyken aklına çekmecedeki uçurtmalar geldi onları çıkarmak istedi, çıkarıp yaptık, evin içinde uçurduk. Sonra boyama yaptık, ardından başka yerleri de boyamaya başladı, önce oyuncaklarını boyadı, evin eşyalarına geçince durdurdum, sadece oyuncaklar dedim, boyadı, arkasından yıkayalım oyuncakları dedik, hem oyuncakları hem de fırçaları yıkadı. Bu işleri bitirdiğimizde zaten öğlen uykusu saati gelmişti. Yani hem birlikte iş hem de etkinlik yapmış olduk. Waldorf yöntemini ya da başka bir yöntemi evde uyguluyor ya da her gün böyle bir ritimde gidiyoruz diye anlatmıyorum bunları, her gün farklı olabiliyor, bazen keyfi olmuyor, bazen ben iş yaparken huysuzlanıyor, çocuk söz konusu olduğunda işler her an değişebilir ve buna uyum sağlamak gerekir, ama şunu demek istiyorum, çocukla mümkün olduğunca birlikte, sabırla ve yavaşça bir şeyler yapmak işin özüdür ve pek çok oyuncaktan daha kıymetlidir, çocuğunuza daha çok şey kazandırır. Peki hiç oyuncak almayacak mıyız? Elbette hayır, ama oyuncak alırken mümkün olduğunca dikkatli ve seçici olmakta fayda var.
Öncelik çocuk için güvenli olması. İkincisi, güzel olması. Nasıl bir his uyandırıyor? Çocuğunuza dünyayı nasıl tasvir ediyor? Doğumundan yedi yaşına kadar çocuğun gördüğü ve içselleştirirdiği şeylerin onun üzerinde muazzam bir etkisi vardır. Yoluna çıkan her şeyi emen dev bir sünger düşünün. Çocuk zihni işte böyle bir şeydir. “Amaan baksın da oyalansın” dediğimiz şeyler onu adım adım inşa eden şeylerdir.
Kitapta çok güzel bir söz var” Çocuğun oyuncaklara ihtiyacı yok, oyuncak fabrikalarının çocuğa ihtiyacı var.”
O yüzden bir kez daha tekralayalım; oyuncak alırken mümkün olduğunca seçici olmakta, doğal, güzel ve basit olanı seçmekte fayda var. En güzeli doğanın, hayatın kendisi, çocuğun hayatı taklit edebileceği ve yeni şeyler üretebileceği oyuncaklar.
Bir de birlikte şarkı söylemek, günlük işlere eşlik eden şarkılar uydurmak, masallar, hikayeler anlatmak, kuklaları, bebekleri konuşturmak
Birlikte iş yapmak (bulaşık makinesine bir şeyler koymak, çöp atmak, bezle toz almak, çamaşır katlamak, çiçek sulamak gibi)
Doğadan topladığınız objelerle oynamak (taşlar, kozalaklar, deniz kabukları gibi)
Saklambaç ya da kovalamaca ya da hareket içeren başka oyunlar oynamak gibi masrafsız oyun ve etkinlikler aklınızda olsun. Bir de oyunla ilgili daha fazla bilgi isteyenlere Aletha Solter’in “Oyun Oynama Sanatı” kitabını, yazdıklarımı okuyup da “ama biz hiç dikkat etmedik, bir dolu oyuncak aldık, yer gök oyuncak” diyenlere oyuncak sadeleştirme konusunda “Daha Sade Bir Hayat” kitabını önerebilirim.

“Biz bunları uygulayamayız, yapamayız” diyenlere; yazdıklarım ideal olanlar, ben de hepsini, her zaman uygulayamıyorum ama uygulamaya çalışmaktan vazgeçmiyorum. Sevgiler:)

20 Ekim 2017 Cuma

Çocuğunuzun İlk Öğretmeni Sizsiniz

Tereddütsüz önereceğim, en iyi ebeveynlik kitapları listeme bir yenisi daha eklendi: Çocuğunuzun İlk Öğretmeni Sizsiniz. Kitap, waldorf yönteminin yaşamın her alanında uygulamasını bütün detaylarıyla anlatmış. Ben anlamam, sevmem waldorf diyenlerdenseniz, bu kitabı okuyun kesin seveceksiniz. İlla bu metodu uyguluyor olmasanız da, kitapta işinize yarayan pek çok yöntem bulacak, çocuğunuzu, bir çocuğun dünyasını daha iyi anlayacaksınız. Benim için öyle oldu, bu kitapla bir çocuğun dünyasının çevresindeki insanlarla, içinde olduğu eviyle ilişkilerini ve hayatın akışıyla nasıl şekillendiğini daha iyi anladım.
Kitabın başlangıcında, değişen dünyada çocuk yetiştirmenin zorlaşması, anne olmaya, evde olmaya karşı değişen bakış açısının çocuk yetiştirmeye etkileri konusundaki tespit ve öneriler yer alıyor. Artık ebeveynler kendi yaşadıkları erken yaşta bakım evine bırakılma vb deneyimlerinden yola çıkarak evde çocuklarıyla daha fazla vakit geçirmek istiyor ancak bu sefer de evde bir bebekle yalnız kalmanın neden bu kadar zor olduğunu anlayamıyorlar. Yalnız kalmak yerine bol destek almayı, sosyal bir çevre edinmeyi, o çevreyle devamlı iletişim halinde olmayı öneriyor. Kültürümüz gereği çocukları minyatür yetişkinler olarak görüp onlara sürekli mantıklı açıklamalar yapıp ikna etmeye çalışıyoruz ama aslında çocuk olmanın nasıl bir şey olduğunu, çocuk zihninin nasıl işlediğini, hangi dönemlerde neleri kavradığını bilmiyoruz, işe bunları öğrenmekle başlarsak, kendi mantığımızı onlara dayatmak yerine onların gelişim sürecini, bakış açılarını anlamayı denersek, onlarla çok daha keyifli zaman geçirebiliriz.

Bizler çocuğun doğal gelişiminin izleyicileri ve destekleyicileri olmak yerine daha çok ve çabuk gelişmesi için kendimizi illa bir şeyler yapmak zorunda hissediyoruz. Halbuki “uykuda olan uyanacaktır.” Bu hiçbir şey yapmamak değil, yaptığımız şeylerin çocuğun gelişimiyle uyum içinde olması anlamına geliyor. Bu yüzden çocuğun gelişimini, hangi yaşta neleri kavradığını, yapabildiğini, nelere ihtiyacı olduğunu çok iyi bilmemiz, öğrenmemiz gerekiyor. Bebeğin doğumundan itibaren gelişimini nasıl destekleyebileceğimiz ve yaşlara uygun oyuncak önerileri kitapta detaylıca anlatılmış.

Diğer bölümlerde günlük hayata ritim katmak için neler yapabileceğimiz, birlikte yapılan işler birlikte kutlanan bayramlar yenilen yemeklerin çocukların yaşamını nasıl şekillendirdiği, oyun, sanat ve müziğin çocuğun hayatındaki yeri ve bizim ebeveynler olarak neler yapabileceğimiz anlatılmış. Çok çok kısa olarak geçtiğim bu bölümler kitapta uzunca yer alıyor. Her bir bölümde detaylı bilgiler ve bölüm sonunda uzunca bir kaynak listesi var.  Ben bir süre daha elimde gezdireceğim kitabı, hem kaynaklara bakmak hem de her bölümü, işime yarayacağını düşündüğüm bir sürü bilgiyi sindirmek için.
Yazarın annelik serüveninden çıkardığı dersleri yazdığı kısa, öz ve şahane bir bölümle, birkaç parantez içinde yorumlarımı ekleyerek, bitiriyorum şimdilik:
Kendimizi kabullenmeli ve ihtiyaç duyduğumuz desteği temin etmeliyiz. (Neredeyse bütün kitaplarda rastladığım şu konuyu sık sık vurgulamış bu kitap da: anneye destek. Çocuk büyütmek tek başına yapılabilecek bir iş değildir, bir mahalle hatta bir köy gerekir.)

Babaların çocuklarıyla etkin bir şekilde ilgilenmesi gerekiyor. Her iki ebeveyn de çocuğun bakımından eşit derecede sorumlu olduğunu hissederse bu durumdan ebeveynler ve bilhassa çocuklar kazançlı çıkar. Bakıma yönelik kendi yöntemlerini geliştirmesi ve çocuklarla daha ilgili olması haricinde babaların annelere annelik konusunda destek olması gerekir. Destekten kasıt kısmen ekonomik, aynı zamanda da duygusal destektir.
Çocuklara ve onların dünyasına dair derinlemesine bir anlayışa ihtiyacımız var. Çocuğun gelişimi için gerekli olan gerçek ihtiyaçlarının farkında olursak onlara uygun şekilde cevap verebiliriz. İlk anneliğimdeki bocalamaların esnasında Etkili Ebeveynlik kurslarına yönelmiş ve oradaki yöntemlerin altı yaş ve üzeri çocuklara daha uygun olduğunu fark etmiştim. Öğretici, “bu yöntemleri daha küçük yaştaki çocuklara uygularsanız iyi huyları daha erkenden yerleştirmiş olursunuz” demişti. Ancak bana öyle geliyordu ki, iki yaşındaki bir çocuğa annelik yapmak, çok daha farklı bir şey olmalıydı. (Tam da bu, çok doğru olan bir bilgi ya da uygulama çocuğumuzun yaşına uygun olmayabilir. Bu yüzden çocuğun gelişimini iyi bilmek önemli.)
Gelişimin olağan gidişatına güvenmeli ve müdahalede bulunmamalıyız. Bir çocuğun fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişimini anlamakla, başka yaştaki bir çocuğa uygulandığında faydalı olacak bir yaklaşımı küçük bir çocuğa uygulamak gibi hatalara düşmeyiz. Yürümeden önce emeklemek nasıl önemliyse çocukların çocuk olmakta özgür olması ve kendi iç düzenlerine göre gelişim aşamalarını kat etmeleri hayati önem taşır.
Kendimize ve çocuklarımıza güvenmeli, suçluluk duygusundan sıyrılmalıyız. Anne olarak “hepsi benim suçum!” hissine kapılmaya çok eğilimliyiz. Üçüncü çocuğuma ilk çocuğumdan çok farklı davrandım, annelikte daha tecrübeli ve küçük çocuklar hakkında daha bilgili hale gelmiştim. Ancak önceki hatalarım için suçluluk hissetmek fayda getirmez; o zaman da yapabildiğimin en iyisini yapıyordum. Ebeveynliği kendi olgunlaşma sürecimizin bir parçası ve çocuklarımızı kendi biricik kaderlerini yaşayan eşsiz bireyler olarak görebilirsek suçluluk duygusunun tuzaklarına düşmeyiz.
Çocuklarımızın şahsiyetine güvenmeliyiz. Her çocuk benzersizdir, çocuğumuzun gelişiminde payı olan tek etken biz değiliz. Bize emanet edilen çocuk bir lütuftur, ancak bilinçli bir seçim değildir. Bize düşen elimizden gelenin en iyisini yapmaktır. Bu çaba çocukların bizden öğreneceği en önemli derslerden biridir.
Ebeveynliğimize değer vermeliyiz. Sizin çocuğunuzla sizden başka kimse sizin gibi ilgilenemez. Ebeveynler çocuklarının gelişimi için benzersiz birer gıdadır.

Ev hayatımıza değer vermeliyiz. Çocuğumuz için yavaş yavaş ortaya çıkmakta olan dünya hayatı evimizde başlıyor ve devam ediyor.

2 Ekim 2017 Pazartesi

Çocuklar Nerede?

Her gün, uzun süreli olmasa bile, en azından temiz hava soluyabilmesini sağlamak için Nohut’un dışarıya çıkarıyor, genelde parka götürüyorum. Yazın parklar pek şenlikliydi, çocuklarla oynarken saatlerce zaman geçirebiliyordu. Son günlerde, hava soğudukça parklarda kimseler kalmadı. Havanın iyice soğuk ve rüzgarlı olduğu günleri geçiyorum, (ki bence o zaman da çıkılabilir ama çıkarmak istemeyen anne babalar olabilir kabulümüz) havanın serin, hatta öğlen saatlerinde güneşli, rüzgarsız olduğu günlerde, okul çıkışı ve sonrası saatlerde bile parklarda çocuk yok. Bunu üç yüz bine yakın nüfuslu bir semtte yaşayan ve günde tek park değil üç-dört park dolaşmış biri olarak yazıyorum.
Soruyorum; çocuklar nerede? Bu çocukların hepsi evde mi?
Eğer öyleyse pek fena. Bu demektir ki, temel ihtiyaçlarından biri hareket etmek ve temiz hava solumak olan çocuklarımızın temel bir ihtiyacını karşılamıyoruz. Temel ihtiyaçların karşılanmaması da bize nedenini çözemediğimiz olumsuz tepkiler sonraki aşamada da davranış sorunları olarak geri dönecek demektir. Sandığımızın aksine çocuklar oyuncaksız yaşayabilir, yani biz onlara oyuncak almasak da taşı, toprağı, suyu, sopayı oyuncak yapar ama havasız, topraksız yaşayamaz.

İkinci sorum şu; çocuklarımız nerede sosyalleşecek? Okulu fazla yapılandırılmış, ders ağırlıklı, serbest oyun oynanamayan bir mekan olduğu için, sosyalleşmeye olumlu etkisi tartışmalı olduğu için bir kenara koyuyorum.  Peki, serbestçe oynayabilecekleri, hareket edip sosyalleşebilecekleri parklar varken çocuklar neden yok?
Hem başka çocuklar için yazıyorum, soruyorum bunu, hem de diğer çocuklarla oynama ihtiyacı duyan bir çocuk annesi olarak soruyorum. Dışarı çıkıp parklarda oyun oynayıp hareket, toprak, hava ihtiyacını karşıladık, peki çocuğum kiminle oynayacak? Geçenlerde eve yakın bir yerdeki kapalı oyun alanına gittik, alan dediysem geniş bir yer canlanmasın gözünüzde, küçücük bir yer, bahçesi yok. Oyuncaklar var, oyun grupları var ve saati 20 tl. Etrafta bu kadar oynanacak yer varken, küçücük ve kapalı bir alanda oynamak için neden bu kadar para verdiğimiz sorusunun cevabını ben bulamadım. Ama başka bir alternatif olmadığı için arada sırada götürmeyi düşünüyorum
Bir yandan da şunu hayal ediyorum, merkezler olsa, küçük bir bahçesi olan, çocukların kitap okuyabileceği, birlikte oyun oynayabileceği, onlar olmasa bile var olan parklarımızı daha çok kullansak, hem kendimiz hava alsak, dinlensek hem çocuklar oynasa da şarj olup evlerimize geri dönsek, daha iyi olmaz mı?

Çevresinde imkanı olmadığı için ya da başka geçerli sebeplerle çocuğunu parka çıkaramayan ebeveynleri konu dışı tutarak, yakınında parklar olan anneleri ve çocukları parklara davet ediyorum