Tereddütsüz önereceğim, en iyi ebeveynlik kitapları listeme
bir yenisi daha eklendi: Çocuğunuzun İlk Öğretmeni Sizsiniz. Kitap, waldorf
yönteminin yaşamın her alanında uygulamasını bütün detaylarıyla anlatmış. Ben
anlamam, sevmem waldorf diyenlerdenseniz, bu kitabı okuyun kesin seveceksiniz.
İlla bu metodu uyguluyor olmasanız da, kitapta işinize yarayan pek çok yöntem
bulacak, çocuğunuzu, bir çocuğun dünyasını daha iyi anlayacaksınız. Benim için
öyle oldu, bu kitapla bir çocuğun dünyasının çevresindeki insanlarla, içinde
olduğu eviyle ilişkilerini ve hayatın akışıyla nasıl şekillendiğini daha iyi
anladım.
Kitabın başlangıcında, değişen dünyada çocuk yetiştirmenin
zorlaşması, anne olmaya, evde olmaya karşı değişen bakış açısının çocuk
yetiştirmeye etkileri konusundaki tespit ve öneriler yer alıyor. Artık
ebeveynler kendi yaşadıkları erken yaşta bakım evine bırakılma vb
deneyimlerinden yola çıkarak evde çocuklarıyla daha fazla vakit geçirmek
istiyor ancak bu sefer de evde bir bebekle yalnız kalmanın neden bu kadar zor
olduğunu anlayamıyorlar. Yalnız kalmak yerine bol destek almayı, sosyal bir
çevre edinmeyi, o çevreyle devamlı iletişim halinde olmayı öneriyor. Kültürümüz
gereği çocukları minyatür yetişkinler olarak görüp onlara sürekli mantıklı
açıklamalar yapıp ikna etmeye çalışıyoruz ama aslında çocuk olmanın nasıl bir
şey olduğunu, çocuk zihninin nasıl işlediğini, hangi dönemlerde neleri
kavradığını bilmiyoruz, işe bunları öğrenmekle başlarsak, kendi mantığımızı
onlara dayatmak yerine onların gelişim sürecini, bakış açılarını anlamayı denersek,
onlarla çok daha keyifli zaman geçirebiliriz.
Bizler çocuğun doğal gelişiminin izleyicileri ve destekleyicileri
olmak yerine daha çok ve çabuk gelişmesi için kendimizi illa bir şeyler yapmak
zorunda hissediyoruz. Halbuki “uykuda olan uyanacaktır.” Bu hiçbir şey yapmamak
değil, yaptığımız şeylerin çocuğun gelişimiyle uyum içinde olması anlamına
geliyor. Bu yüzden çocuğun gelişimini, hangi yaşta neleri kavradığını,
yapabildiğini, nelere ihtiyacı olduğunu çok iyi bilmemiz, öğrenmemiz gerekiyor.
Bebeğin doğumundan itibaren gelişimini nasıl destekleyebileceğimiz ve yaşlara
uygun oyuncak önerileri kitapta detaylıca anlatılmış.
Diğer bölümlerde günlük hayata ritim katmak için neler
yapabileceğimiz, birlikte yapılan işler birlikte kutlanan bayramlar yenilen
yemeklerin çocukların yaşamını nasıl şekillendirdiği, oyun, sanat ve müziğin
çocuğun hayatındaki yeri ve bizim ebeveynler olarak neler yapabileceğimiz
anlatılmış. Çok çok kısa olarak geçtiğim bu bölümler kitapta uzunca yer alıyor.
Her bir bölümde detaylı bilgiler ve bölüm sonunda uzunca bir kaynak listesi
var. Ben bir süre daha elimde
gezdireceğim kitabı, hem kaynaklara bakmak hem de her bölümü, işime
yarayacağını düşündüğüm bir sürü bilgiyi sindirmek için.
Yazarın annelik serüveninden çıkardığı dersleri yazdığı
kısa, öz ve şahane bir bölümle, birkaç parantez içinde yorumlarımı ekleyerek,
bitiriyorum şimdilik:
Kendimizi kabullenmeli ve ihtiyaç duyduğumuz desteği temin
etmeliyiz. (Neredeyse bütün kitaplarda rastladığım şu konuyu sık sık vurgulamış
bu kitap da: anneye destek. Çocuk büyütmek tek başına yapılabilecek bir iş
değildir, bir mahalle hatta bir köy gerekir.)
Babaların çocuklarıyla etkin bir şekilde ilgilenmesi
gerekiyor. Her iki ebeveyn de çocuğun bakımından eşit derecede sorumlu olduğunu
hissederse bu durumdan ebeveynler ve bilhassa çocuklar kazançlı çıkar. Bakıma
yönelik kendi yöntemlerini geliştirmesi ve çocuklarla daha ilgili olması
haricinde babaların annelere annelik konusunda destek olması gerekir. Destekten
kasıt kısmen ekonomik, aynı zamanda da duygusal destektir.
Çocuklara ve onların dünyasına dair derinlemesine bir
anlayışa ihtiyacımız var. Çocuğun gelişimi için gerekli olan gerçek
ihtiyaçlarının farkında olursak onlara uygun şekilde cevap verebiliriz. İlk
anneliğimdeki bocalamaların esnasında Etkili Ebeveynlik kurslarına yönelmiş ve
oradaki yöntemlerin altı yaş ve üzeri çocuklara daha uygun olduğunu fark
etmiştim. Öğretici, “bu yöntemleri daha küçük yaştaki çocuklara uygularsanız
iyi huyları daha erkenden yerleştirmiş olursunuz” demişti. Ancak bana öyle geliyordu
ki, iki yaşındaki bir çocuğa annelik yapmak, çok daha farklı bir şey olmalıydı.
(Tam da bu, çok doğru olan bir bilgi ya da uygulama çocuğumuzun yaşına uygun
olmayabilir. Bu yüzden çocuğun gelişimini iyi bilmek önemli.)
Gelişimin olağan gidişatına güvenmeli ve müdahalede
bulunmamalıyız. Bir çocuğun fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişimini
anlamakla, başka yaştaki bir çocuğa uygulandığında faydalı olacak bir yaklaşımı
küçük bir çocuğa uygulamak gibi hatalara düşmeyiz. Yürümeden önce emeklemek
nasıl önemliyse çocukların çocuk olmakta özgür olması ve kendi iç düzenlerine
göre gelişim aşamalarını kat etmeleri hayati önem taşır.
Kendimize ve çocuklarımıza güvenmeli, suçluluk duygusundan sıyrılmalıyız.
Anne olarak “hepsi benim suçum!” hissine kapılmaya çok eğilimliyiz. Üçüncü çocuğuma
ilk çocuğumdan çok farklı davrandım, annelikte daha tecrübeli ve küçük çocuklar
hakkında daha bilgili hale gelmiştim. Ancak önceki hatalarım için suçluluk
hissetmek fayda getirmez; o zaman da yapabildiğimin en iyisini yapıyordum.
Ebeveynliği kendi olgunlaşma sürecimizin bir parçası ve çocuklarımızı kendi
biricik kaderlerini yaşayan eşsiz bireyler olarak görebilirsek suçluluk
duygusunun tuzaklarına düşmeyiz.
Çocuklarımızın şahsiyetine güvenmeliyiz. Her çocuk
benzersizdir, çocuğumuzun gelişiminde payı olan tek etken biz değiliz. Bize
emanet edilen çocuk bir lütuftur, ancak bilinçli bir seçim değildir. Bize düşen
elimizden gelenin en iyisini yapmaktır. Bu çaba çocukların bizden öğreneceği en
önemli derslerden biridir.
Ebeveynliğimize değer vermeliyiz. Sizin çocuğunuzla sizden
başka kimse sizin gibi ilgilenemez. Ebeveynler çocuklarının gelişimi için
benzersiz birer gıdadır.
Ev hayatımıza değer vermeliyiz. Çocuğumuz için yavaş yavaş
ortaya çıkmakta olan dünya hayatı evimizde başlıyor ve devam ediyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder