20 Ekim 2017 Cuma

Çocuğunuzun İlk Öğretmeni Sizsiniz

Tereddütsüz önereceğim, en iyi ebeveynlik kitapları listeme bir yenisi daha eklendi: Çocuğunuzun İlk Öğretmeni Sizsiniz. Kitap, waldorf yönteminin yaşamın her alanında uygulamasını bütün detaylarıyla anlatmış. Ben anlamam, sevmem waldorf diyenlerdenseniz, bu kitabı okuyun kesin seveceksiniz. İlla bu metodu uyguluyor olmasanız da, kitapta işinize yarayan pek çok yöntem bulacak, çocuğunuzu, bir çocuğun dünyasını daha iyi anlayacaksınız. Benim için öyle oldu, bu kitapla bir çocuğun dünyasının çevresindeki insanlarla, içinde olduğu eviyle ilişkilerini ve hayatın akışıyla nasıl şekillendiğini daha iyi anladım.
Kitabın başlangıcında, değişen dünyada çocuk yetiştirmenin zorlaşması, anne olmaya, evde olmaya karşı değişen bakış açısının çocuk yetiştirmeye etkileri konusundaki tespit ve öneriler yer alıyor. Artık ebeveynler kendi yaşadıkları erken yaşta bakım evine bırakılma vb deneyimlerinden yola çıkarak evde çocuklarıyla daha fazla vakit geçirmek istiyor ancak bu sefer de evde bir bebekle yalnız kalmanın neden bu kadar zor olduğunu anlayamıyorlar. Yalnız kalmak yerine bol destek almayı, sosyal bir çevre edinmeyi, o çevreyle devamlı iletişim halinde olmayı öneriyor. Kültürümüz gereği çocukları minyatür yetişkinler olarak görüp onlara sürekli mantıklı açıklamalar yapıp ikna etmeye çalışıyoruz ama aslında çocuk olmanın nasıl bir şey olduğunu, çocuk zihninin nasıl işlediğini, hangi dönemlerde neleri kavradığını bilmiyoruz, işe bunları öğrenmekle başlarsak, kendi mantığımızı onlara dayatmak yerine onların gelişim sürecini, bakış açılarını anlamayı denersek, onlarla çok daha keyifli zaman geçirebiliriz.

Bizler çocuğun doğal gelişiminin izleyicileri ve destekleyicileri olmak yerine daha çok ve çabuk gelişmesi için kendimizi illa bir şeyler yapmak zorunda hissediyoruz. Halbuki “uykuda olan uyanacaktır.” Bu hiçbir şey yapmamak değil, yaptığımız şeylerin çocuğun gelişimiyle uyum içinde olması anlamına geliyor. Bu yüzden çocuğun gelişimini, hangi yaşta neleri kavradığını, yapabildiğini, nelere ihtiyacı olduğunu çok iyi bilmemiz, öğrenmemiz gerekiyor. Bebeğin doğumundan itibaren gelişimini nasıl destekleyebileceğimiz ve yaşlara uygun oyuncak önerileri kitapta detaylıca anlatılmış.

Diğer bölümlerde günlük hayata ritim katmak için neler yapabileceğimiz, birlikte yapılan işler birlikte kutlanan bayramlar yenilen yemeklerin çocukların yaşamını nasıl şekillendirdiği, oyun, sanat ve müziğin çocuğun hayatındaki yeri ve bizim ebeveynler olarak neler yapabileceğimiz anlatılmış. Çok çok kısa olarak geçtiğim bu bölümler kitapta uzunca yer alıyor. Her bir bölümde detaylı bilgiler ve bölüm sonunda uzunca bir kaynak listesi var.  Ben bir süre daha elimde gezdireceğim kitabı, hem kaynaklara bakmak hem de her bölümü, işime yarayacağını düşündüğüm bir sürü bilgiyi sindirmek için.
Yazarın annelik serüveninden çıkardığı dersleri yazdığı kısa, öz ve şahane bir bölümle, birkaç parantez içinde yorumlarımı ekleyerek, bitiriyorum şimdilik:
Kendimizi kabullenmeli ve ihtiyaç duyduğumuz desteği temin etmeliyiz. (Neredeyse bütün kitaplarda rastladığım şu konuyu sık sık vurgulamış bu kitap da: anneye destek. Çocuk büyütmek tek başına yapılabilecek bir iş değildir, bir mahalle hatta bir köy gerekir.)

Babaların çocuklarıyla etkin bir şekilde ilgilenmesi gerekiyor. Her iki ebeveyn de çocuğun bakımından eşit derecede sorumlu olduğunu hissederse bu durumdan ebeveynler ve bilhassa çocuklar kazançlı çıkar. Bakıma yönelik kendi yöntemlerini geliştirmesi ve çocuklarla daha ilgili olması haricinde babaların annelere annelik konusunda destek olması gerekir. Destekten kasıt kısmen ekonomik, aynı zamanda da duygusal destektir.
Çocuklara ve onların dünyasına dair derinlemesine bir anlayışa ihtiyacımız var. Çocuğun gelişimi için gerekli olan gerçek ihtiyaçlarının farkında olursak onlara uygun şekilde cevap verebiliriz. İlk anneliğimdeki bocalamaların esnasında Etkili Ebeveynlik kurslarına yönelmiş ve oradaki yöntemlerin altı yaş ve üzeri çocuklara daha uygun olduğunu fark etmiştim. Öğretici, “bu yöntemleri daha küçük yaştaki çocuklara uygularsanız iyi huyları daha erkenden yerleştirmiş olursunuz” demişti. Ancak bana öyle geliyordu ki, iki yaşındaki bir çocuğa annelik yapmak, çok daha farklı bir şey olmalıydı. (Tam da bu, çok doğru olan bir bilgi ya da uygulama çocuğumuzun yaşına uygun olmayabilir. Bu yüzden çocuğun gelişimini iyi bilmek önemli.)
Gelişimin olağan gidişatına güvenmeli ve müdahalede bulunmamalıyız. Bir çocuğun fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişimini anlamakla, başka yaştaki bir çocuğa uygulandığında faydalı olacak bir yaklaşımı küçük bir çocuğa uygulamak gibi hatalara düşmeyiz. Yürümeden önce emeklemek nasıl önemliyse çocukların çocuk olmakta özgür olması ve kendi iç düzenlerine göre gelişim aşamalarını kat etmeleri hayati önem taşır.
Kendimize ve çocuklarımıza güvenmeli, suçluluk duygusundan sıyrılmalıyız. Anne olarak “hepsi benim suçum!” hissine kapılmaya çok eğilimliyiz. Üçüncü çocuğuma ilk çocuğumdan çok farklı davrandım, annelikte daha tecrübeli ve küçük çocuklar hakkında daha bilgili hale gelmiştim. Ancak önceki hatalarım için suçluluk hissetmek fayda getirmez; o zaman da yapabildiğimin en iyisini yapıyordum. Ebeveynliği kendi olgunlaşma sürecimizin bir parçası ve çocuklarımızı kendi biricik kaderlerini yaşayan eşsiz bireyler olarak görebilirsek suçluluk duygusunun tuzaklarına düşmeyiz.
Çocuklarımızın şahsiyetine güvenmeliyiz. Her çocuk benzersizdir, çocuğumuzun gelişiminde payı olan tek etken biz değiliz. Bize emanet edilen çocuk bir lütuftur, ancak bilinçli bir seçim değildir. Bize düşen elimizden gelenin en iyisini yapmaktır. Bu çaba çocukların bizden öğreneceği en önemli derslerden biridir.
Ebeveynliğimize değer vermeliyiz. Sizin çocuğunuzla sizden başka kimse sizin gibi ilgilenemez. Ebeveynler çocuklarının gelişimi için benzersiz birer gıdadır.

Ev hayatımıza değer vermeliyiz. Çocuğumuz için yavaş yavaş ortaya çıkmakta olan dünya hayatı evimizde başlıyor ve devam ediyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder