30 Kasım 2018 Cuma

oyun çocuğun gıdasıdır


Çocuklar ve yaş dönemlerine göre oyunlar hakkında oldukça kapsamlı, eğlenceli ve bol önerili bir kitap.
0-12 yaş arası çocukların her yaşın gelişim dönemlerini ve gelişimlerine uygun hangi oyunları oynayabileceğini, bu oyunları nasıl desteklememiz gerektiği anlatılmış. Her yaş döneminde öne çıkan, bilmemiz gereken özelliklerin, davranışlarının ve ilgi alanlarının nedenlerine yer verilmiş . Oyunları nasıl eğlenceli hale getirebileceğimiz, (büyüdükçe kesinlikle unuttuğumuz bir şey😊) çocuklarla neler oynayabileceğimiz ve her yaş döneminde hangi oyuncakların faydalı olabileceğine dair bilgiler yer alıyor kitapta.
Her yaş dönemi ayrı ve uzunca bir bölüm şeklinde anlatılmış ele alınmış, yalnızca 8-12 yaş bölümü tek bir bölüm olarak geçiyor.
Çocuk ve yaşına göre oyunları hakkında kapsamlı, eğlenceli bir rehber.
Bol resimli olduğu için çocuklarla birlikte okuyup resimleri hakkında konuşmak için de kullanabilirsiniz.

28 Kasım 2018 Çarşamba

99 Sayfada Alerji





Kızımın geçen yıl başlayan alerjileri nedeniyle bir süredir okuyup anlamaya çalıştığım bir konu; alerji.  Geçen yıl üst üste hastalandığında bir doktor, alerjik olabilir diye bir yorum yapınca, ne yapabiliriz diye sormuştum, o da yapacak bir şey yok demişti. O sıralar başladım okumaya, ne yazık ki sağlık söz konusu olduğunda internet dışında, herkes için bilgi veren pek fazla kaynak bulunamıyor. Kitapları tarayıp uzun araştırmalar yapmak zaman kıtlığı çeken bir anne için pek mümkün olmuyor. Bir bebeğin bakımına sıfır sağlık bilgisiyle başlamak bana hala çok mantıksız geliyor. Özellikle bazı doktorların yanlış uygulamalarının sonuçlarını bire bir yaşadıktan sonra, zaman buldukça, elimden geldiğince okumaya, anlamaya çalışıyorum.
Bu kitap, alerji hakkında temel bilgiler içeriyor. Alerji nedir, ne değildir öğrenmek istiyorsanız ilk okuyacaklarınızdan olabilir. Ahmet Rasim Küçükusta’ya alerji hakkında sorulan sorular ve verdiği ve cevaplardan oluşuyor.

Kitapta anlatılanlara göre alerji, kısaca; bağışıklık sistemimizin bazı maddeleri kendisine zararlı görüp yok etmeye çalışmasıyla başlayan bir durum. Bu savaşın görünür belirtileri ise, deride kaşıntılar (egzama), astım, saman nezlesi gibi hastalıklar.
Alerji denince, ilk bakmamız gereken yer bağışıklık sistemi. Nasıl oluyor da bağışıklık sistemi kendisine hiçbir zararı olmayan hatta faydası olan maddelere karşı savaşa girişebiliyor, yanlış alarm durumuna giriyor.
Bunun nedeninin bağışıklık sisteminin yeterince gelişememesi olduğunu anlatıyor kitapta.
Günümüzde alerjiyi etkileyen faktörleri;  Sezeryan doğumlar
Beslenme şeklimiz yani hazır gıda tüketiminin artması
Fazla hijyen, bebeklerin doğumdan itibaren çeşitli mikrobik hastalıklara karşı aşılanmaları, çok temiz ortamlarda büyümeleri, çok sık antibiyotik kullanımı olarak sıralıyor.

Bebeklik döneminde alerjiler genelde egzama denilen kaşıntılı kızarıklıklarla başlıyor, gün boyu süren, akşam ve gece şiddetlenen bir kaşıntı bu.
Belirtiler hastaların yarısından çoğunda yaşamın ilk yılında, diğerlerinde 1-5 yaş arasında çıkıyor. Bu çocuklara ileriki yıllarda saman nezlesi ve astım gelişme ihtimali oldukça yüksektir diyor.  Ayrıca, egzamalı çocukların yüzde 30 ila 50’sinde besin alerjisi de ortaya çıkıyor.
Kitapta önerilenler, yumuşak, pamuklu giysiler kullanılması, ılık su banyoları tercih edilmesi. Banyodan sonra cilt nemlendirilmeli. Kaşıntıyı arttırabileceği için çok sıcak su ve sabundan kaçınılmalı ve banyoda kalma süresi çok uzun olmamalı.
Evdeki alerjenler konusunu ilk duyduğumda çok şaşırmıştım. Evimizde yataklarımızda yaşayan, gözle göremediğimiz canlıların dışkıları yüzünden bin türlü sıkıntı yaşıyor olmamız inanılır gibi gelmemişti. Bu kitapta da evdeki temel alerjenler olan akarlardan uzunca bahsetmiş.
Akarlar, 20-25 ısı ve yüzde 70-80 oranında nemde yaşayan canlılar. Halı, koltuk, kanepe gibi tekstil eşyalarının çok olduğu, iyi havalanmayan, karanlık ortamlar en sevdikleri yerler. Soğuk, nem oranı düşük, aydınlık ve iyi havalanmış yerlerden kaçıyorlar. Çok hızlı çoğalabiliyorlar. Besin kaynakları, insan derisinin ve saçının döküntüleri. Mikrop taşımıyorlar ve kendileri alerjen değiller, dışkılarında bulunan guanin adlı madde.
Bir evde ne kadar çok tekstil ürünü varsa, ne kadar az havalanıyorsa ve güneş almıyorsa, sıcaksa ve rutubet varsa o kadar çok akar var demektir. Ayrıca tüylü oyuncaklar da akarların sevdiği ortamlar. Evdeki halı, yorgan, yastık, perde gibi tekstil ürünlerini azaltmak ya da haftada bir 60 derecede üstünde yıkayabiliyor olmak akarları öldürüyor ama bir hafta içinde tekrar ürüyorlar. Bu yüzden evdeki tekstil ürünlerini azaltmak ve evi sık sık havalandırmak daha pratik bir çözüm gibi görünüyor.

Bunların solunması sonucu, hapşırma, nezle, burun kaşıntısı gibi saman nezlesi ve öksürük hırıltı nefes darlığı gibi belirtiler ortaya çıkarabiliyor.
Evde küfler , temizlik ürünleri, parfüm vb.lerde kullanılan kimyasal maddeler, sentetik kokular, gıdalardaki katkı maddeleri de alerjiye sebep olan maddeler arasında ilk sıralarda yer alıyor.
Alerjiden uzak bir yaşam sürebilmek için, kitabın sonunda özet bir öneri listesi var.


Mümkün olduğu kadar modern yaşamdan kaçının. Mesela şehrin, trafiğin ortasında, güneş görmeyen bir daire yerine, ormana yakın, tek katlı bir evi tercih edin
Çocuklarınız oyuncak ayılarla değil, sokaktaki kedi, köpekle oynasın.
Doğal gıdalarla beslenin. Her türlü sebze, meyve, yoğurt, balık sofranızdan eksik olmasın
Hazır yemeklerden, katkılı yiyecek ve içeceklerden uzak durun
Fast food’cuların önünden bile geçmeyin
Marketin “naylon” yumurtasını değil, tavuğunuzun “çift sarılı yumurtası” nı yiyin.
Eviniz kalabalık olsun; dedelerle, ninelerle beraber oturun.
Çocuğunuzu asla kardeşsiz bırakmayın
Tıbbi zorunluluk yoksa sezaryen doğumun adını ağzınıza bile almayın
Çocuğunuzu en az 6 ay anne sütüyle besleyin
Çocuklarınıza asla gelişigüzel antibiyotik vermeyin.
Her yere yürüyerek veya bisikletle gidin. Her gün yarım saat-bir saat mutlaka yürüyün
Evinize fazla elektronik eşya bulundurmamaya çalışın.
Sigara ve alkolden uzak durun
Hiçbir şeyi kendinize dert etmeyin.


24 Kasım 2018 Cumartesi


“Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra” diye bitiyor, Salinger'in Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabı.
Kış gelip de evlerimize kapanınca, sabah henüz aydınlanmamış bir bir göğe, öğlen olduğunda bile güneş ışıklarıyla neşelenmeyen somurtuk, puslu havaya baktıkça bu söz düşüyor aklıma. Çünkü içimde derin bir özlem oluyor, ışığa, güneşe, yeşile, suya. Kafamı kaldırınca gördüğüm gri gökyüzünde, apartman bloklarının arasında uçan kuş sürülerine takılıp gitmek istiyorum. Bitimsiz manzaralara, gür ağaçlara, denizin sesine, göğün yeryüzüyle birleştiğini görebildiğim yerlere.
Kış için biriktirdiğim manzaralara, yapraklara, gün ışığına bakıyorum ve yine özlemeye başlıyorum.
Güzel bir sohbetin gülüşlerini, elimi tutan arkadaşlarımı, köyün cömert, güleryüzlü kadınlarını, topladığım otları, elma ağaçlarını, kat kat kırmızı gelincikleri, okuduğum kitapların en güzel cümlelerini, o kitapları okurkenki halimi, sevdiğim, bağlandığım geçip giden her şeyi. Özlüyorum.
Neyse ki diyorum sonra, kış da geçiyor, gidiyor ve güneş açınca her şeyi unutup yeniden anlatmaya başlıyorum.

10 Kasım 2018 Cumartesi

Duymak


Bu sıralar sıklıkla kaygı sorunları yaşayan çocuklarla görüşüyorum, sonrasında da ailelerle. Onlara çocuklarının bir kaygı hali içinde olduğunu, baskı altında hissettiğini, onu dinlemek, onunla konuşarak onu anlamaya çalışmak gerektiğini anlattığım anne babaların ilk ve ortak tepkisi; “biz kızmıyoruz, çok ilgiliyiz, ne yaşıyor ki kaygı duysun?”lar “Bizim zamanımızda her şey çok daha zordu” ile devam ediyor.
 Aslında mesela sizin kızıp kızmadığınız, ilgilenip ilgilenmediğiniz değil diyorum ben de, ben çocuğun ne hissettiğiyle ilgileniyorum. O da duygularını sizin yaşadığınız yoğunlukta yaşıyor ve daha zoru sizin ifade ettiğiniz gibi ifade edemiyor, yardım isteyemiyor. Sizin mesajlarınız, anlatmak, hissettirmek istedikleriniz çocuğunuza amaçladığınızdan çok farklı şekillerde ulaşıyor olabilir. Verdiğiniz mesajların ona ulaşıp ulaşmadığını ya da nasıl ulaştığını hiç düşündünüz mü?
Kendimizle, kendi anne babalığımızla, çocuğumuza yaptıklarımızla o kadar ilgiliyiz ki en önemli noktayı gözden kaçırıyoruz; çocuğumuz ne hissediyor, ne düşünüyor? Biz çocuğumuzu çok seviyor, sevdiğimizi belli ettiğimizi düşünüyor olsak bile çocuğumuz bunu hiç hissetmiyor, sevilmediğini düşünüyor olabilir.  Çocuğumuzu çok anladığımızı düşünüyor olsak da hiç anlaşılmadığını hissediyor olabilir. Çocuklarımız arasında kesinlikle ayrım yapmadığımızı iddia ediyor olsak da, biri diğerinin daha çok sevildiğini düşünüyor, hissediyor olabilir.
Geçenlerde, eğitimpedia’da bir yazı okudum, annelerin bütün çocuklarını eşit derecede sevip sevmediğiyle ilgili bir araştırmadan bahsediyordu. Araştırma sonucuna göre, annenin en yakın hissettiği çocukların yarısından azı bunun farkında ve annelerin gözde çocuk olarak seçmedikleri evlatlar genellikle kendilerinin gözde oldukları konusunda en emin olanlar.
Yani çocuklarımız konusunda fena halde yanılıyor olabiliriz
Ama merak etmeyin, çocuklar bu yanılgımızı sözle ifade edemeseler de, bedenleriyle konuşuyorlar, tikler, ikincil alt ıslatma, kekeleme vb., Bütün bunlar, çocuklarımız hakkında bize bir şeyler anlatıyor. Duymayı, dinlemeyi başarabilirsek.