Kızımın geçen yıl başlayan alerjileri nedeniyle bir süredir
okuyup anlamaya çalıştığım bir konu; alerji. Geçen yıl üst üste hastalandığında bir doktor,
alerjik olabilir diye bir yorum yapınca, ne yapabiliriz diye sormuştum, o da yapacak
bir şey yok demişti. O sıralar başladım okumaya, ne yazık ki sağlık söz konusu
olduğunda internet dışında, herkes için bilgi veren pek fazla kaynak
bulunamıyor. Kitapları tarayıp uzun araştırmalar yapmak zaman kıtlığı çeken bir
anne için pek mümkün olmuyor. Bir bebeğin bakımına sıfır sağlık bilgisiyle
başlamak bana hala çok mantıksız geliyor. Özellikle bazı doktorların yanlış
uygulamalarının sonuçlarını bire bir yaşadıktan sonra, zaman buldukça, elimden
geldiğince okumaya, anlamaya çalışıyorum.
Bu kitap, alerji hakkında temel bilgiler içeriyor. Alerji
nedir, ne değildir öğrenmek istiyorsanız ilk okuyacaklarınızdan olabilir. Ahmet
Rasim Küçükusta’ya alerji hakkında sorulan sorular ve verdiği ve cevaplardan
oluşuyor.
Kitapta anlatılanlara göre alerji, kısaca; bağışıklık
sistemimizin bazı maddeleri kendisine zararlı görüp yok etmeye çalışmasıyla
başlayan bir durum. Bu savaşın görünür belirtileri ise, deride kaşıntılar
(egzama), astım, saman nezlesi gibi hastalıklar.
Alerji denince, ilk bakmamız gereken yer bağışıklık sistemi.
Nasıl oluyor da bağışıklık sistemi kendisine hiçbir zararı olmayan hatta
faydası olan maddelere karşı savaşa girişebiliyor, yanlış alarm durumuna
giriyor.
Bunun nedeninin bağışıklık sisteminin yeterince gelişememesi
olduğunu anlatıyor kitapta.
Günümüzde alerjiyi etkileyen faktörleri; Sezeryan doğumlar
Beslenme şeklimiz yani hazır gıda tüketiminin artması
Fazla hijyen, bebeklerin doğumdan itibaren çeşitli mikrobik
hastalıklara karşı aşılanmaları, çok temiz ortamlarda büyümeleri, çok sık
antibiyotik kullanımı olarak sıralıyor.
Bebeklik döneminde alerjiler genelde egzama denilen
kaşıntılı kızarıklıklarla başlıyor, gün boyu süren, akşam ve gece şiddetlenen
bir kaşıntı bu.
Belirtiler hastaların yarısından çoğunda yaşamın ilk
yılında, diğerlerinde 1-5 yaş arasında çıkıyor. Bu çocuklara ileriki yıllarda
saman nezlesi ve astım gelişme ihtimali oldukça yüksektir diyor. Ayrıca, egzamalı çocukların yüzde 30 ila 50’sinde
besin alerjisi de ortaya çıkıyor.
Kitapta önerilenler, yumuşak, pamuklu giysiler kullanılması,
ılık su banyoları tercih edilmesi. Banyodan sonra cilt nemlendirilmeli.
Kaşıntıyı arttırabileceği için çok sıcak su ve sabundan kaçınılmalı ve banyoda
kalma süresi çok uzun olmamalı.
Evdeki alerjenler konusunu ilk duyduğumda çok şaşırmıştım.
Evimizde yataklarımızda yaşayan, gözle göremediğimiz canlıların dışkıları
yüzünden bin türlü sıkıntı yaşıyor olmamız inanılır gibi gelmemişti. Bu kitapta
da evdeki temel alerjenler olan akarlardan uzunca bahsetmiş.
Akarlar, 20-25 ısı ve yüzde 70-80 oranında nemde yaşayan
canlılar. Halı, koltuk, kanepe gibi tekstil eşyalarının çok olduğu, iyi
havalanmayan, karanlık ortamlar en sevdikleri yerler. Soğuk, nem oranı düşük,
aydınlık ve iyi havalanmış yerlerden kaçıyorlar. Çok hızlı çoğalabiliyorlar.
Besin kaynakları, insan derisinin ve saçının döküntüleri. Mikrop taşımıyorlar
ve kendileri alerjen değiller, dışkılarında bulunan guanin adlı madde.
Bir evde ne kadar çok tekstil ürünü varsa, ne kadar az
havalanıyorsa ve güneş almıyorsa, sıcaksa ve rutubet varsa o kadar çok akar var
demektir. Ayrıca tüylü oyuncaklar da akarların sevdiği ortamlar. Evdeki halı,
yorgan, yastık, perde gibi tekstil ürünlerini azaltmak ya da haftada bir 60
derecede üstünde yıkayabiliyor olmak akarları öldürüyor ama bir hafta içinde tekrar
ürüyorlar. Bu yüzden evdeki tekstil ürünlerini azaltmak ve evi sık sık havalandırmak
daha pratik bir çözüm gibi görünüyor.
Bunların solunması sonucu, hapşırma, nezle, burun kaşıntısı
gibi saman nezlesi ve öksürük hırıltı nefes darlığı gibi belirtiler ortaya çıkarabiliyor.
Evde küfler , temizlik ürünleri, parfüm vb.lerde kullanılan kimyasal
maddeler, sentetik kokular, gıdalardaki katkı maddeleri de alerjiye sebep olan
maddeler arasında ilk sıralarda yer alıyor.
Alerjiden uzak bir yaşam sürebilmek için, kitabın sonunda
özet bir öneri listesi var.
Mümkün olduğu kadar modern yaşamdan kaçının. Mesela şehrin,
trafiğin ortasında, güneş görmeyen bir daire yerine, ormana yakın, tek katlı
bir evi tercih edin
Çocuklarınız oyuncak ayılarla değil, sokaktaki kedi, köpekle
oynasın.
Doğal gıdalarla beslenin. Her türlü sebze, meyve, yoğurt,
balık sofranızdan eksik olmasın
Hazır yemeklerden, katkılı yiyecek ve içeceklerden uzak
durun
Fast food’cuların önünden bile geçmeyin
Marketin “naylon” yumurtasını değil, tavuğunuzun “çift
sarılı yumurtası” nı yiyin.
Eviniz kalabalık olsun; dedelerle, ninelerle beraber oturun.
Çocuğunuzu asla kardeşsiz bırakmayın
Tıbbi zorunluluk yoksa sezaryen doğumun adını ağzınıza bile almayın
Çocuğunuzu en az 6 ay anne sütüyle besleyin
Çocuklarınıza asla gelişigüzel antibiyotik vermeyin.
Her yere yürüyerek veya bisikletle gidin. Her gün yarım
saat-bir saat mutlaka yürüyün
Evinize fazla elektronik eşya bulundurmamaya çalışın.
Sigara ve alkolden uzak durun
Hiçbir şeyi kendinize dert etmeyin.