Bu sıralar sıklıkla kaygı sorunları yaşayan çocuklarla
görüşüyorum, sonrasında da ailelerle. Onlara çocuklarının bir kaygı hali içinde
olduğunu, baskı altında hissettiğini, onu dinlemek, onunla konuşarak onu
anlamaya çalışmak gerektiğini anlattığım anne babaların ilk ve ortak tepkisi; “biz
kızmıyoruz, çok ilgiliyiz, ne yaşıyor ki kaygı duysun?”lar “Bizim zamanımızda
her şey çok daha zordu” ile devam ediyor.
Aslında mesela sizin
kızıp kızmadığınız, ilgilenip ilgilenmediğiniz değil diyorum ben de, ben
çocuğun ne hissettiğiyle ilgileniyorum. O da duygularını sizin yaşadığınız
yoğunlukta yaşıyor ve daha zoru sizin ifade ettiğiniz gibi ifade edemiyor,
yardım isteyemiyor. Sizin mesajlarınız, anlatmak, hissettirmek istedikleriniz
çocuğunuza amaçladığınızdan çok farklı şekillerde ulaşıyor olabilir. Verdiğiniz
mesajların ona ulaşıp ulaşmadığını ya da nasıl ulaştığını hiç düşündünüz mü?
Kendimizle, kendi anne babalığımızla, çocuğumuza
yaptıklarımızla o kadar ilgiliyiz ki en önemli noktayı gözden kaçırıyoruz;
çocuğumuz ne hissediyor, ne düşünüyor? Biz çocuğumuzu çok seviyor, sevdiğimizi
belli ettiğimizi düşünüyor olsak bile çocuğumuz bunu hiç hissetmiyor,
sevilmediğini düşünüyor olabilir. Çocuğumuzu
çok anladığımızı düşünüyor olsak da hiç anlaşılmadığını hissediyor olabilir. Çocuklarımız
arasında kesinlikle ayrım yapmadığımızı iddia ediyor olsak da, biri diğerinin
daha çok sevildiğini düşünüyor, hissediyor olabilir.
Geçenlerde, eğitimpedia’da bir yazı okudum, annelerin bütün
çocuklarını eşit derecede sevip sevmediğiyle ilgili bir araştırmadan
bahsediyordu. Araştırma sonucuna göre, annenin en yakın hissettiği çocukların yarısından
azı bunun farkında ve annelerin gözde çocuk olarak seçmedikleri evlatlar genellikle
kendilerinin gözde oldukları konusunda en emin olanlar.
Yani çocuklarımız konusunda fena halde yanılıyor olabiliriz
Ama merak etmeyin, çocuklar bu yanılgımızı sözle ifade
edemeseler de, bedenleriyle konuşuyorlar, tikler, ikincil alt ıslatma, kekeleme
vb., Bütün bunlar, çocuklarımız hakkında bize bir şeyler anlatıyor. Duymayı,
dinlemeyi başarabilirsek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder