4 Ekim 2018 Perşembe

Çocuklar Neden Başarısız Olur?


Çocuklara bir şeyler öğretmek için kullandığımız yöntemlerin, bu yöntemlerle kurduğumuz eğitim sisteminin işe yararlığını, bizzat bir öğretmenin kendi öğrencileriyle yaşadıkları, gözlemledikleri üzerinden sorguladığı, ezbere doğru dediklerimizi yerle bir eden bir kitap. 

Holt, bizim amacımızın çocuklara bir şeyler öğretmek olduğunu ve bu amaçla bazı araç ve stratejiler kullandığımızı söylüyor. Ama geldiğimiz durum, başlangıçtaki amacımıza tamamen ters. Çünkü yöntem ve stratejilere ve onlardan örülü sistemimize öyle saplanıp kalmışız ki bunlarla amacımıza ulaşamadığımızı fark edemiyoruz. Çocuklar, bizim iddia ettiğimiz gibi öğrenmek için değil mecbur oldukları için okula geliyor,
“Okul, gitmeni sağladıkları, orada senden bazı şeyler yapılmasını istedikleri ve bunları yapmaz veya doğru yapmazsan hayatının mutsuz hale getirilmeye çalışıldığı bir yerdir.
Çocuklara göre okulun başlıca amacı öğrenmek değildir; okulda günlük ödevler yapılır veya minumum çaba ve isteksizlikle baştan savulur. Her ödevin kendi içinde bir sonu vardır. Öğrenciler ödevin nasıl bitirildiğiyle ilgilenmezler. Sadece yaparak ondan kurtulabiliyorlarsa yapacaklardır, eğer deneyimleri onlara bunun yeterli olmayacağını söylerse başka yollara başvuracaklardır. Bu yollar da doğallıkla ödevin verilme amacına ters düşen aykırı yollar olacaktır.”
Okuldaki çocuklar, doktora gitmiş çocuklar gibidir. Doktor, verdiği ilacın ne kadar iyi geleceğini söyleyebilir, oysa çocukların tek düşündüğü, iğneyse ne kadar acıyacağı veya ilaçsa tadının ne kadar kötü olacağıdır. Onlara kalsa, hiç ilaç almazlar.”
Bizler çocuklara öğrenme sürecine dahil etmiyor ya da meraklarının peşinden gitmelerini teşvik etmiyoruz, onay almanın önemini, sözümüzü dinleyip, iyi ve akıllı öğrenci olmayı vurguluyoruz. Soru sormayı değil, sessiz olmayı öğretiyoruz. Farklı düşünme biçimleriyle değil bizim istediğimiz yollarla düşünsünler istiyoruz. Öğrenmeyi ölçen notlar ise bir kimlik değerlendirmesine dönüşüyor. Yüksek puan alırsam iyi ve sevilen biriyim düşüncesi, çocukların sevgiyi, değeri kaybetme korkusuyla yoğun stres altına girmelerine neden oluyor.
Sınıfta yaptıkları bir çalışmayı şöyle anlatıyor Holt:
“Puanlama yöntemimiz, gruplara her doğru yanıt için bir puan vermekti. Uzun zamandır teraziyi  dengelemekten çok iyi puan almanın ekstra yollarını arıyorlardı. Terazinin nasıl dengelendiğini çözüp anlamalarını istemiştik, bu yüzden bir motivasyon kaynağı olarak puanlamayı kullanmıştık. Ama çocuklar bizden akıllı çıktılar; iyi puan toplamak için terazinin dengelenmesiyle hiç ilgisi olmayan yollar geliştirmişlerdi.”
Bir gün sınıfa şöyle soruyor:
“Öğretmen bir soru sorduğunda ve siz yanıtını bilmediğinizde aklınızdan neler geçiyor? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
 Sınıfta büyük bir sessizlik hakim oluyor. Çünkü diyor, yanıtı bilmiyorlarsa ölesiye korkuyorlardı.”

Yeni şeyler öğrenmenin, merakın tadını yaşatmak yerine onlara hep doğru cevaplar vermeleri gerektiğini, yüksek notlar alarak ailelerini ve öğretmenlerini memnun etmeleri gerektiğini öğretiyoruz. Sınav kaygısı yaşadıklarında, okula gitmek istemediklerinde ise “bunda ne var korkacak” tarzı yaklaşımlarla yaşadıkları stresi görmezden geliyoruz. Öğretmeyi hedefliyoruz ama kullandığımız yöntemler tam tersini öğretiyor, ezberle ve doğru yanıtı ver, çok gerekli değilse soru sorma ve farklı düşünme. Çocukların her an yeni bağlantılar kurmaya açık zihinlerini sınırsız ufuklarını gün be gün köreltip daraltıyoruz.
Kitapta okuduklarım, yıllardır okullarda, çocuklarla ve ailelerle çalışan bir psikolojik danışman olarak gördüklerim, yaşadıklarımla ve kendi öğrencilik hayatımda yaşadıklarımla birebir örtüşüyor.
Dışarıdan çok başarılı görünen öğrencilik hayatım, çoğu zaman başarısızlık korkusuyla doluydu. Sınavlara her şeyi ezberleyerek çalışır, düşük not almaktan ölesiye korkardım. Diğer derslerde bu şekilde çok başarılı olabiliyordum ama matematikte anlayamadığım yerler oluyor ve sormaya çekiniyordum. Hâlâ matematik sınavı temalı kabuslar gördüğüm oluyor. Düşük not alınca ağlıyordum, çünkü notun bana eksik olduğum konuları gösteren bir rakam olabileceği aklımın ucundan bile geçmemişti, yüksek not demek iyi olmak, başarılı olmak, değer görmek demekti. Okul ise aynen yazarın dediği gibi, gitmeye mecbur olduğum bir yerdi.
Şimdilerde de başarılı öğrencilerin neden kaygı duyduğu ya da okula gelmek istemediğini anlamadığını söyleyen ebeveynlerle karşılaşıyorum. Başarılı öğrencilerin kaygısı basit bir endişe değil, sevgiyi, ilgiyi, değeri, yani her şeylerini kaybetmekten korkuyorlar, onlara başarmanın kendi kimlikleriyle bağlantılı olmadığını ve öğrenmenin keyfini anlatacak, yaşatacak olan bizleriz. Ben öğrenmenin verdiği muazzam genişleme hissini yaşım ilerledikten sonra yaşayabildim, matematiğin eğlenceli olabileceğini geç anladım. Dilerim hiçbir çocuk bu histen mahrum kalmaz, zihnini korkularla ketlemek yerine öğrenerek genişletir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder