24 Kasım 2018 Cumartesi


“Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra” diye bitiyor, Salinger'in Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabı.
Kış gelip de evlerimize kapanınca, sabah henüz aydınlanmamış bir bir göğe, öğlen olduğunda bile güneş ışıklarıyla neşelenmeyen somurtuk, puslu havaya baktıkça bu söz düşüyor aklıma. Çünkü içimde derin bir özlem oluyor, ışığa, güneşe, yeşile, suya. Kafamı kaldırınca gördüğüm gri gökyüzünde, apartman bloklarının arasında uçan kuş sürülerine takılıp gitmek istiyorum. Bitimsiz manzaralara, gür ağaçlara, denizin sesine, göğün yeryüzüyle birleştiğini görebildiğim yerlere.
Kış için biriktirdiğim manzaralara, yapraklara, gün ışığına bakıyorum ve yine özlemeye başlıyorum.
Güzel bir sohbetin gülüşlerini, elimi tutan arkadaşlarımı, köyün cömert, güleryüzlü kadınlarını, topladığım otları, elma ağaçlarını, kat kat kırmızı gelincikleri, okuduğum kitapların en güzel cümlelerini, o kitapları okurkenki halimi, sevdiğim, bağlandığım geçip giden her şeyi. Özlüyorum.
Neyse ki diyorum sonra, kış da geçiyor, gidiyor ve güneş açınca her şeyi unutup yeniden anlatmaya başlıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder