“Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz
sonra” diye bitiyor, Salinger'in Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabı.
Kış gelip de evlerimize kapanınca, sabah henüz aydınlanmamış
bir bir göğe, öğlen olduğunda bile güneş ışıklarıyla neşelenmeyen somurtuk, puslu
havaya baktıkça bu söz düşüyor aklıma. Çünkü içimde derin bir özlem oluyor,
ışığa, güneşe, yeşile, suya. Kafamı kaldırınca gördüğüm gri gökyüzünde, apartman
bloklarının arasında uçan kuş sürülerine takılıp gitmek istiyorum. Bitimsiz
manzaralara, gür ağaçlara, denizin sesine, göğün yeryüzüyle birleştiğini görebildiğim
yerlere.
Kış için biriktirdiğim manzaralara, yapraklara, gün ışığına
bakıyorum ve yine özlemeye başlıyorum.
Güzel bir sohbetin gülüşlerini, elimi tutan arkadaşlarımı, köyün
cömert, güleryüzlü kadınlarını, topladığım otları, elma ağaçlarını, kat kat kırmızı
gelincikleri, okuduğum kitapların en güzel cümlelerini, o kitapları okurkenki
halimi, sevdiğim, bağlandığım geçip giden her şeyi. Özlüyorum.
Neyse ki diyorum sonra, kış da geçiyor, gidiyor ve güneş
açınca her şeyi unutup yeniden anlatmaya başlıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder