Son yıllarda anne baba yaklaşımlarının çocuğun kişiliğinin
oluşumunda ne kadar etkili olduğunun ortaya çıkması, bu bilginin yerleşmesi,
kabul görmesi bir yandan çok güzel, ümit verici ama bununla birlikte şöyle bir
eğilim var, pek çok kişi, çocuğun gelişiminde, kişilik oluşumunda tek etken,
tek sorumlu anne babaymış gibi davranmaya başladı. Çocuk onlara göre yanlış bir
davranışta mı bulundu; annesi iyi eğitemedi, çocuk ters bir cevap mı verdi;
annesi hiç öğretmemiş vb. Ben bunu, bir yığın araştırma vb sonucu ortaya çıkmış
güzelim bilgileri yarım ve yanlış anlama, işine geldiği gibi kullanma eğilimine
ve modern hayatın, modern insanın her şeye gücünün yettiği yanılsamasının hayatın
her alanında etkili hale gelmesine bağlıyorum. İnsana yaklaşımımız da doğaya yaklaşımımız
gibi. Her şey bizim elimizde ve denetimimizdeymiş gibi davranıp sürekli
değiştirmeye, düzeltmeye çalışma, istediğimiz gibi olmayan her şey için de bir
suçlu arama.
Unutmayalım ki; mizaç dediğimiz bir şey var. Siz ne
yaparsanız yapın, çocuğunuzun bazı özelliklerini değiştiremeyeceksiniz.
İçedönükse içedönük, dışadönükse de öyle, ya da başka özellikleri, lider,
paylaşımcı, girişken, duyarlı vb olması. Öncelikle işe elimizde olanı kabul
etmekle başlamak gerekiyor, onu anlamak, onu bütün ayrıntılarıyla tanımak,
bilmek, öğrenmek, sezmek, durmak, bakmak gerekiyor. Yavaşça, sakince.
Başkalarının çocuğuyla karşılaştırmadan, komşunun, parktaki teyzelerin
yorumlarından etkilenmeden. Bildiğimizi sandığımız her şeyi bir kenara bırakarak,
bakmak. Bütün özellikleriyle kabullenmek. Peki sonra? Hiçbir şey yapmayacak
mıyız kabullendik diye. Elbette değil. Sonra da gelişim özelliklerini bilmek
gerekiyor. Hangi yaşta, hangi ayda ne yapar, hangi davranışları döneminin
özelliğidir bunu bileceğiz ki, iki yaşındaki çocuk paylaşmıyor diye “aa ne ayıp
şey, ver hemen o oyuncağı bana, çok kızarım” demeyeceğiz. Usul usul, sakin
sakin, paylaşmanın, iletişim kurmanın, bir arada olmanın güzelliğini anlatarak,
yaşatarak, düşünmesini, kendisinin ve başkalarının duygularını anlamasını destekleyeceğiz.
Üç yaşına kadar çocukların alt beyinlerini yani öfke, korku gibi duygularını
kontrol edemeyeceğini, hızla gelişmekte olan beyinleri nedeniyle sık sık
ağlama, öfke krizi gibi durumlar yaşayabileceğini unutmayacağız. En önemlisi de
bizler çocukla ilgili her şeyi şekillendirebilen, değiştirebilen kimseler
değiliz. İyi ki de değiliz. Bence bunu bilmek en güzeli, çünkü ebeveynlik
kibrine düşmekten bizi koruyor, kendi ruh sağlığımızı böylelikle
koruyabiliyoruz. En önemlisi de, hata yapabilen, hatalarından ders alan, çabalamaya
devam eden gerçek ebeveynler olarak çocuklarımıza en güzel örnek olma yolunda
ilerliyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder