Bugün, Nohut sabah çok erken kalktığı için işe gitmeden öğlen
uykusuna yatırmam gerekti. Gece de pek uyuyamadığı için çok uykusu var ama her
zamanki gibi gözlerini açma mücadelesinde. Yorgun, hemen uyur diyordum, çok
vaktim de yok, işe gideceğim, biraz zaman geçtikten sonra, sinirlenmeye, kapat
artık gözlerini demeye başladım.
Evden çıktıktan sonra, öfkelendiğim andaki iç seslerimi
dinledim: Bir kere de kolayca uyusan be
çocuk, bebekliğinden beri hep zor uyudun, hazırlanmam lazım bir an önce uyusa,
çabuk uyusun ki akşam uykusu geçe kalmasın. Sonra biraz geç de olsa aklıma ağır
geçirdiği hastalığı geldi. İğne vurulduktan sonra canlı, neşeli, durmadan
konuşan, bir türlü uyumayan Nohutum gitmiş, bütün gün uyuklayan, sesi çıkmayan,
konuşmayan bir çocuk gelmişti. O haline baktıkça içim düğüm düğüm, kalbim kesik
kesik, kelimelerin anlatamayacağı bir hal, anneler bilir. Çok şükür ki birkaç
gün içinde kendini toparlamıştı. O zaman kendime demiştim ki, bir daha uyumadığında,
uyumak istemediğinde bugünü hatırlayacağım, saçma sapan, ufak tefek şeylere kızmayacağım.
Ne unutkanım dedim bunları hatırlayınca, ne aceleci, her şey
hemen olsun, her şey istediğim gibi, planladığım gibi olsun istiyorum. Ne kadar
basit, önemsiz şeyleri günlerimin merkezine koyuyorum. Ne kadar ciddiye
alıyorum küçücük bir çocuğun sırf çocuk olması nedeniyle verdiği tepkileri
Halbuki onun bana gelişinin bir sebebi de bana her şeyin
dilediğim gibi, her şeyin hayal ettiğim gibi olamayacağını öğretmek, beni
oturduğumu sandığım yönetmen koltuğundan indirmek, geçip gitmiş olana, geleceği
belirsiz olan bir sonraki ana takılıp kalmamayı, filmin akışına kendimi
bırakmayı, bir kelebek gibi uçabilmeyi öğretmek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder