“Telefonlarını ellerinden alarak, bağırarak, ceza vererek ya
da tokat atarak çocuklarımızı disipline etmek, sorunu çözmek yerine kalıcılaştırıyor.
Disiplinin işe yaramadığının kanıtı önünüzde duruyor. İşe yarasaydı, çocuğunuz
hala bu davranışları sergiliyor olmazdı.
Yıllarca ben de disipline inandım. Bağırdım, ceza verdim,
tehdit ettim. Ebeveynliğin bunları gerektirdiğine inandım. Disiplinin gereksiz
olmakla kalmayıp, düzeltmeye çalıştıkları olumsuz davranışı aslında aslında
beslediğini söylediğimde, ebeveynlerin doğum haklarından vazgeçmelerini
istemişim gibi tepki vermelerine şaşırmıyorum.
Ceza veren, tehdit eden ebeveynlik yaklaşımının sonucu şu
oluyor: Aralıksız kontrol edilmeye alışan çocuk tehdit edilmeden ya da
karşılığında bir şey almadan içinden gelerek hiçbir şey yapmıyor. İşin tuhafı,
en ağır şekilde disipline edilen çocuklar kendilerini en az kontrol edebilenle
roluyor.
Ne zaman bir ebeveynle bunları konuşacak olsam bana şunu
söylüyor, “Ama ben de sıkı disiplinle yetiştirildim. Hatta babam canımı
çıkarıncaya kadar dayak atardı, sonunda da fena biri olmadım”
Böyle bir tartışmayla konunun özüne inilemeyeceğini
öğrendim. Bunun yerine şunu sorarım, “Çocukken cezalandırıldığınızda ya da
dövüldüğünüzde ne hissediyordunuz?”
Amacımız çocuğumuzu eğitmekse şunu bilelim; Disiplin
eğitimin düşmanıdır.
Zorla isteklerimizi yerine getirseler de taleplerimize, ama
en fazla da mesajı ileten bizlere karşı içten içe bir direnç geliştirirler.
Dirençleri ya da en iyi olasılıkla gönülsüzlükleri ebeveynin kontrol ihtiyacını
yoğunlaştırır; çünkü ebeveyn çocuğunu sıkı tuttuğu ölçüde terbiye vereceğine
inanıp çocuğun üstünde baskı uygular. İşte bu direnç öğrenmenin, gelişmenin
ve-her şeyden önemlisi- ebeveyn ve çocuk arasındaki bağın önünde engel
oluşturan duygusal bir yaraya dönüşecektir.
Çocuğun davranışları uyumlu olsa da içten olmayacaktır.”
Çocuğunuzun Sahibi Değilsiniz- Dr. Shefali Tsabary
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder