Kelimelerle gerçekleri nasıl eğip büküp değiştirebildiğimizi,
durumları nasıl da kendi işimize geldiği gibi oldurabildiğimizi fark ediyorum
son günlerde. Hakikate giden yolu kelimelerle nasıl tıkadığımızı, gerçekliği
kelimelerle nasıl bulanıklaştırdığımızı ve bu bulanıklığın, belirsizliğin
nesilden nesile nasıl aktarıldığını.
Çocuklarla çalışmayı sanırım en çok bu yüzden seviyorum.
Kelimeleri henüz gerçekleri örtmek, değiştirmek, çarpıtmak için kullanmayı
bilmiyorlar. Bu yüzden onlarla konuşurken gerçeğin kalbine yakın bir yerlerde
hissediyorum kendimi. Hakikatin bozulmadığı, gerçeklerin net, aydınlık olduğu,
ışıklı bir yerde.
İş, yetişkinlerle konuşmaya gelince tamamen değişiyor, onlara
ulaşmaya çalışırken karanlık bir kelimeler mağarasında kaybolduğumu
hissediyorum.
Geçenlerde bir çocuk, babasının onunla dövüş oyunu yaptığını, oynarken canını yaktığını, bundan
rahatsız olduğunu ama babasının bunu o daha güçlü olsun diye yaptığını anlattı.
Babasıyla konuştuğumda söylediklerini doğruladı, ardından çocuğun
içinde kaldığı zor durumu ona anlatmak için uçsuz bucaksız bir kelimeler
denizini aşmak zorunda kaldım.
Babaya göre, dışarısı zor ve tehlikeli bir yerdi ve çocuğunu
güçlü kılmak için canını yakması gerekiyordu.
Üzerinden zaman geçtikçe, mantığa bürünmüş kelimelerin
altında gömülü kalıyor çocukluğumuz, bize ışık tutan hislerimiz.
Sizden büyük, daha güçlü, güvendiğiniz, çok sevdiğiniz biri
tarafından canınızın yakılması, üstelik bunun iyilik adı altında yapılması ne
kadar kafa karıştırıcı. Birileri mantıklı bir açıklaması olduğu sürece canımı
yakabilir, sınırımı aşabilir, kişiliğimi yıkıp geçebilir, kalbimi tuzla buz edebilir.
Temellerimin sallantıda olduğu, bedenimin başladığı ve bittiği yeri bilemediğim
bir dünya.
Senin canını yakıyorum ama susmalısın çünkü bu senin
iyiliğin için. Yapılan zorbalığa kelimelerle iyilik süsü vermek ne kolay. Bir
çocuk için canının yandığı bir duruma, çok sevdiğin, güvendiğin birinden
geldiği için, kendi sesini susturarak katlanmak ne zor. İyi niyetli bile olsak
karşı tarafın dünyasına, hissettiklerine kapalı olduğumuz zaman can yakabilmek
ne kolay.
Bir yığın mantıklı görünen açıklamadan, mazaretten, gerekçeden
örülü karanlığımıza ışık tutacak, unuttuğumuz bir soru; sana yapılsaydı,
gerçekten ne hissederdin?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder