12 Aralık 2018 Çarşamba

Herkes Gibi Olmak


“Yetişkinlerin çoğu reklamlara dikkat etmedikleri ya da aptalca buldukları için reklamlardan etkilenmediklerini düşünüyorlar. Yanılıyorlar. Reklamcılar özellikle ikna sanatını ve bilimini kullanarak insan davranışını dikkatle incelerler. İkna üzerine yapılan araştırmaların ortak bulgusu, insanların “normal” olarak algılanmak istediğidir. Dolayısıyla, yeni bir kavramı etkin olarak satmanın anahtarı, o kavramın “normal” olarak algılanmasını sağlamaktır. Fast food yemek endüstrisi sürekli sunduğu, futbol antrenmanına yetişmeye çalışırken yoldan hamburger alan ya da kızarmış tavuk lokantasında hep birlikte yemek yiyen modern aile imajlarıyla, kuralı belirlemede çok başarılı oldu ve davranış kalıplarımızı şekillendirdi.”
diye yazıyor şimdilerde okuduğum bir kitapta.
Bir süredir benim de, çocuklarla ve aileleriyle sıkça karşılaşıp hep şaşırdığım bir konu bu. Aslında, bizim için iyi olmayan, hatta çoğu zaman bize ve çevremize zarar veren, insan doğasına ters düşen, doğru olmayan ya da bir zamanlar kabul görmeyen şeylerin ne kadar kolaylıkla “normal” olarak kabul ettirilebildiği ve benimsenebildiği.  Reklamlar, filmler, toplumsal mesajlar  vb yoluyla, insanlara bilinçli olarak düşünüp sorguladıklarında kabul etmeyecekleri şeyleri, üstelik bir dalgınlık anında ya da kısa süreli de değil, yaşamlarının merkezinde yer alacak ve vazgeçemeyecek şekilde benimsetmek mümkün ve kolay.  
Mesela, uzun vadede insan sağlığına ciddi zararlar verdiği artık kanıtlanan yiyecekler okullarda, evlerde ödül olarak kullanılabiliyor.  Uzak tutmak isteyenlere söylenen şey hep aynı: ama herkes yiyor, o da ister.
Çocukların gelişimini sekteye uğrattığı, dikkat dağınıklığı, öğrenme bozuklukları gibi türlü soruna yol açtığı artık kesinleşen ekran rahatlıkla ve saatlerce çocuklar için bir oyalayıcı, bakıcı olarak kullanılabiliyor. Açıklama aynı: ama herkes izliyor, o da izlemek ister.

Şiddet içeren, bir çocuğun asla karşılaşmaması gereken görüntülerle dolu oyunlar, filmler vb. tereddüt etmeden çocuklara sunulabiliyor. Açıklama aynı; ama bunlar artık her yerde, hepsi izliyor.

Çocuklar, herkeste olan o telefonları, o ayakkabıları, o muhteşem oyuncakları almak için aileleriyle büyük bir mücadele içinde. Aileler ise direniyor ama bir tek, çocuklar şunu söylediklerinde karşı çıkamıyorlar: ama herkeste var bende niye yok?
Çok sayıda aile çocukları bunu söylediğinde çok üzülüp dayanamayıp istediğini aldığını söylüyor. Bense şunu soruyorum: Neden herkes gibi olmak zorundayız?  Herkeste olan bizde de elbette neden olmalı? Neden hepimiz aynı yoldan yürümek zorundayız?
Neden başkalarının olmasını istediğimiz gibi olmalıyız? Farklı olmaya katlanmak bu kadar zor mu? Başkalarının bizi yargılamasına, etiketlemesine, onaylamamasına, kabul görmemeye dayanmak bu kadar zor mu?
Çocuklarımıza bir şeyler anlatmadan, öğretmeden önce bu soruları bizim dürüstlükle cevaplamamız, aynayı kendimize tutmamız önemli.

Sonrasında, bize dayatılan, öğretilen, yapmaya ya da almaya mecbur hissettiğimiz hatta hayatımızın sıradan, günlük normal bir parçası gibi hissettiğimiz şeyleri birlikte sorgulayarak öğrenmesine destek olabiliriz. Çocuklarımızın başkaları gibi olmak istedikleri her durum, (ki taklit etmek gelişimlerinin bir parçası), aslında onların dediklerini yapmak zorunda hissetmemiz için değil, tam tersine, kendi isteklerinin ardına bakmaları için yaşına uygun sorularla; duyguları, düşünceleri,  yani onları kendileri yapan bileşenler üzerinde konuşmak, bunlar hakkında farkındalık kazandırmak, bağımsız karar vermelerini teşvik etmek, herkesten farklı ve özel bir birey olduklarını, her özellikleriyle koşulsuz sevildiklerini anlatmak, hissettirmek için bir fırsat.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder