Nohut’la yazlık kıyafetleri çıkarıp oyun oynarken gözüm
daldı el yapımı bir kıyafete. Annem dikmişti. Onca hazır alınmışın
yanında bu elde dikilmiş kıyafetlerin yeri nasıl bambaşka, bir sürü hikaye ile,
parmak izleri, göz nuru ile ışıldıyor.
Kumaşı, çok terleyen Nohut için pamuklu, incecik, onun gibi
minik desenli, sevimli bir kumaştan, seçilmiş.
Kol yerleri sonradan daha rahat giyip çıkarsın diye genişletilmiş,
giydikçe kısalan boyu alta kıvrılan parçası açılarak uzatılmış. Adımlarına, hareketine, gövdesinin şekline göre
şekillenmiş, giydikçe, yıkadıkça yumuşamış, tam şeklini almış. Yazın şeftali,
karpuz yerken kollarından sızan suların lekeleri gezinmiş pembe güllerin
üstünde, yıkanmış, güneş ışıkları gezinmiş üzerinde kurulanmış, derelerde
ıslanmış, topraklara bulanmış, terleyip de rüzgar çıkınca üşümesin diye üstüne
geçirilivermiş, akşam gezmelerine çıkarken serin olur diye çantaya atılmış,
tozlanmış, ıslanmış, kirlenmiş, yıkanmış, kırarmış, günlerin izi yavaş yavaş,
hiç sezdirmeden soldurmuş rengini, dantelleri kimi yerlerinden sökülmüş,
düğmelerinin iplikleri gevşemiş.
Elbiseleri küçüldükçe tanıdıklara vermek
adetimiz oldu ya, Nohut diyor ki verelim anne, ben diyorum ki hatıra olarak
saklayalım, zihnimin vitrinine yerleştiriyorum bu giysiyle birlikte geçmiş bütün güzel günleri, gün ışığını tutamıyorum
saklayamıyorum ya diyorum, neden saklamayayım gün ışığının rengini taşıyan,
parmak uçlarıyla yapılmış bütün ince, emekli güzel şeyleri.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder