Yaşamanın Anlamı ve Amacı kitabında, herkesin yaşamına yön
veren bir yaşam amacı kavramından sıklıkla bahsediyor Alfred Adler. Bütün
davranışlarımızın kökeni olan ve erken yaşlarda el yordamıyla bulunan, çoğu
zaman mantığa dayanmayan, duyguların şekil verdiği bir amaç. Bu amaç, temelde her
insanda olan yetersizlik duygularından uzaklaşma ve üstün olma amacıyla şekillenir.
Bu amaç, anlam tam olarak sözcüklerle dile getirilemez ama her davranışımızı etkiler.
İncelikli ve karmaşık bir yaratı ürünü olan yaşam üslubunun anlaşılmasını
şiirin anlaşılmasına benzetir, Adler.
Bana kalırsa biraz, Freud’un “bilinçaltı”na benzeyen, ama ondan farklı olarak temeline yetersizlik duygusu ve üstün olma isteğini alan, bilincinde
olup kelimelere dökemediğimiz ama davranışlarımızı bilincimizden çok etkileyen
bir yapı.
Bu yaşam amacı, hayata uyum içinde olmamızı sağladığı gibi, ailemizin
yanlış davranışları ve yönlendirmeleriyle
uyum zorluklarına da yol açabilir.
Örneğin ölümle erken yaşta tanışmış bir çocuğun doktor
olmayı seçmesi ya da ailesinin kendisini sevmediğini düşünen bir çocuğun onları
üzmek için hırsızlık yapması.
Ailesi tarafından sevilmediğini hisseden bir çocuk “kimse
beni sevmiyor, değersizim” e dayanan bir şema oluşturacak ve bu değersizlik
duygusuyla baş etmek için çeşitli yollar geliştirecektir. Bu
yollar yüzeyde görünmez ama yüzeyin altında büyük yer kaplar. Örneğin, üstünlük
taslayan, sürekli kendisini öven biri; “Başkaları beni görmezden geliyor. Ben
de onlara kendimi kanıtlamalıyım.” amacıyla hareket ediyor olabilir.
Adler kitapta tam olarak bahsetmemiş, ama ben bunları
okuduktan sonra, yine ve yeniden koşulsuz sevginin önemini düşündüm.
Çocuğun yaşamda yol almasını sağlayan, onu geliştiren,
büyüten bir yaşam amacı seçmesi ancak onu her haliyle sevdiğimizi, herhangi bir
cinsiyetin, görünümün, mizacın, bize daha yakın ya da uzak olmadığını,
sevgimizde bir farklılık yaratmayacağını, onu her haliyle olduğu gibi kabul
ettiğimizi hissettirdiğimizde mümkün olacağını düşündüm.
Çünkü, zamanında alınamayan koşulsuz, gerçek sevginin
boşluğunu, ileriki yıllarda muazzam başarılara imza atıp, kitlelerce sevilen
biri bile olsanız dolduramayabiliyorsunuz.
Koşulsuz sevgiyi tekrar vurgulayıp netleştirelim öyleyse.
Mesela çocuğumuz;
Başkalarının yanında konuşmasını istediğimizde sustuğunda
Ders çalışmasını istediğimiz halde çalışmadığında
Kardeşiyle kavga ettiğinde
Eşyalarını unuttuğunda
Huysuzluk yaptığında, ağladığında, tepindiğinde de
Onu hala ve hiç değişmeksizin sevdiğimizi hissettirirsek sevilmeme,
değer görmeme kaygısıyla işe yaramayan, yaşamını zenginleştirmeyen yolları
seçmek yerine gün ışığını kaybedeceğinden en ufak bir endişe duymayan çiçek
gibi coşkuyla yeşerir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder