16 Mayıs 2019 Perşembe

Yaşamanın Anlamı ve Amacı


Yaşamanın Anlamı ve Amacı kitabında, herkesin yaşamına yön veren bir yaşam amacı kavramından sıklıkla bahsediyor Alfred Adler. Bütün davranışlarımızın kökeni olan ve erken yaşlarda el yordamıyla bulunan, çoğu zaman mantığa dayanmayan, duyguların şekil verdiği bir amaç. Bu amaç, temelde her insanda olan yetersizlik duygularından uzaklaşma ve üstün olma amacıyla şekillenir. Bu amaç, anlam tam olarak sözcüklerle dile getirilemez ama her davranışımızı etkiler. İncelikli ve karmaşık bir yaratı ürünü olan yaşam üslubunun anlaşılmasını şiirin anlaşılmasına benzetir, Adler.
Bana kalırsa biraz, Freud’un “bilinçaltı”na benzeyen, ama ondan farklı olarak temeline yetersizlik duygusu ve üstün olma isteğini alan, bilincinde olup kelimelere dökemediğimiz ama davranışlarımızı bilincimizden çok etkileyen bir yapı.
Bu yaşam amacı, hayata uyum içinde olmamızı sağladığı gibi, ailemizin yanlış davranışları ve yönlendirmeleriyle  uyum zorluklarına da yol açabilir.

Örneğin ölümle erken yaşta tanışmış bir çocuğun doktor olmayı seçmesi ya da ailesinin kendisini sevmediğini düşünen bir çocuğun onları üzmek için hırsızlık yapması.
Ailesi tarafından sevilmediğini hisseden bir çocuk “kimse beni sevmiyor, değersizim” e  dayanan  bir şema oluşturacak ve bu değersizlik duygusuyla baş etmek için çeşitli yollar geliştirecektir.   Bu yollar yüzeyde görünmez ama yüzeyin altında büyük yer kaplar. Örneğin, üstünlük taslayan, sürekli kendisini öven biri; “Başkaları beni görmezden geliyor. Ben de onlara kendimi kanıtlamalıyım.” amacıyla hareket ediyor olabilir.
Adler kitapta tam olarak bahsetmemiş, ama ben bunları okuduktan sonra, yine ve yeniden koşulsuz sevginin önemini düşündüm.

Çocuğun yaşamda yol almasını sağlayan, onu geliştiren, büyüten bir yaşam amacı seçmesi ancak onu her haliyle sevdiğimizi, herhangi bir cinsiyetin, görünümün, mizacın, bize daha yakın ya da uzak olmadığını, sevgimizde bir farklılık yaratmayacağını, onu her haliyle olduğu gibi kabul ettiğimizi hissettirdiğimizde mümkün olacağını düşündüm.
Çünkü, zamanında alınamayan koşulsuz, gerçek sevginin boşluğunu, ileriki yıllarda muazzam başarılara imza atıp, kitlelerce sevilen biri bile olsanız dolduramayabiliyorsunuz.
Koşulsuz sevgiyi tekrar vurgulayıp netleştirelim öyleyse. Mesela çocuğumuz;
Başkalarının yanında konuşmasını istediğimizde sustuğunda
Ders çalışmasını istediğimiz halde çalışmadığında
Kardeşiyle kavga ettiğinde
Eşyalarını unuttuğunda
Huysuzluk yaptığında, ağladığında, tepindiğinde de
Onu hala ve hiç değişmeksizin sevdiğimizi hissettirirsek sevilmeme, değer görmeme kaygısıyla işe yaramayan, yaşamını zenginleştirmeyen yolları seçmek yerine gün ışığını kaybedeceğinden en ufak bir endişe duymayan çiçek gibi coşkuyla yeşerir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder