17 Ağustos 2017 Perşembe

Çocukken yazları bazen amcamın çalıştığı bağın yakınındaki evine giderdik. Derme çatma bir yerdi şimdi düşününce, ama o zamanlar bana dünyanın en güzel yerlerinden biri gibi gelirdi. Odaların önünde büyükçe açık bir alan vardı. Deli gibi sinek olurdu, sinek yakalamaca oynardık. Önünde bahçesi, arkasında uçsuz bucaksız tarlalar, tepesinde damı vardı. Dama tahta merdivenle çıkılırdı. Üzüm bağlarında dolaşır, bahçede koşuşur, tulumbadan su çekerdik. Çok gitmedik o eve, arada bir gitsek de uzunca kalmadık ama aklımda genişçe yer etmiş.

Bu sene de amcamın köydeki evine gittik. Nohut tarlada çamurla oynarken o günler bir rüya gibi geçip gitti gözümün önünden. Ne acayip şey şu hayat, akrabalarınla, dostlarınla çiçekli bir bahçede oturmuş gülümseyip konuşurken her şey böyle ahenkle sürüp gidecekmiş gibi, ama herkes köşesine çekilince, kendime dönünce, kalbimde zamanın geçip gidişinin dile gelmeyen sızısı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder