Çocukken yazları bazen amcamın çalıştığı bağın yakınındaki
evine giderdik. Derme çatma bir yerdi şimdi düşününce, ama o zamanlar bana
dünyanın en güzel yerlerinden biri gibi gelirdi. Odaların önünde büyükçe açık
bir alan vardı. Deli gibi sinek olurdu, sinek yakalamaca oynardık. Önünde
bahçesi, arkasında uçsuz bucaksız tarlalar, tepesinde damı vardı. Dama tahta
merdivenle çıkılırdı. Üzüm bağlarında dolaşır, bahçede koşuşur, tulumbadan su
çekerdik. Çok gitmedik o eve, arada bir gitsek de uzunca kalmadık ama aklımda
genişçe yer etmiş.
Bu sene de amcamın köydeki evine gittik. Nohut tarlada
çamurla oynarken o günler bir rüya gibi geçip gitti gözümün önünden. Ne acayip
şey şu hayat, akrabalarınla, dostlarınla çiçekli bir bahçede oturmuş gülümseyip
konuşurken her şey böyle ahenkle sürüp gidecekmiş gibi, ama herkes köşesine
çekilince, kendime dönünce, kalbimde zamanın geçip gidişinin dile gelmeyen
sızısı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder