18 Ağustos 2017 Cuma

Ormanın içinde yeşilliğin, suyun fışkırdığı çok bakımlı bir köye gittiğimiz, dalından koparıp elimize yüzümüze bulaştıra bulaştıra, koklaya koklaya çilek yediğimiz, çileğe doyduğumuz, çilek gibi neşeli bir gün. Armağan köyünde bir çilek bahçesi. Büyükçe bir alan, sıra sıra çilekler. Bahçeye giriş, çilek yemek serbest, yalnızca sepete doldurduklarınız için ücret ödüyorsunuz. İlaçsız olduğu ve sahibine güvendiğimiz için  rahat rahat yedik. Bir de domatesleri var ki çileklerden bile tatlı, böyle güzel domates hayatımda ilk defa yedim. Bahçe sahibi, muhtar, hoşsohbet, çalışkan biri, kafası yapılacak işlerle, projelerle dolu. Bahçeye bakınca insan görüyor zaten, iyi şeyler de oluyor diyor, mütevazi ama bıkmadan usanmadan gayretle çalışan insanların maddi kaygılardan uzak işleri, bir taş da ben koysam, bir işin ucundan da ben tutsam dedirtiyor insana. Çilek olur, böğürtlen olur, domates olur, küçük bir bahçe, ucunda bir çardak, semaverde çay, havada uçuşan heyecanlı bir sohbet, yarına yeni bir güne uyandıracak güzel işler ve böyle günlerden örülü bir hayat, hayal ettiğim tam da bu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder