Ormanın içinde yeşilliğin, suyun fışkırdığı çok bakımlı bir
köye gittiğimiz, dalından koparıp elimize yüzümüze bulaştıra bulaştıra, koklaya
koklaya çilek yediğimiz, çileğe doyduğumuz, çilek gibi neşeli bir gün. Armağan
köyünde bir çilek bahçesi. Büyükçe bir alan, sıra sıra çilekler. Bahçeye giriş,
çilek yemek serbest, yalnızca sepete doldurduklarınız için ücret ödüyorsunuz. İlaçsız
olduğu ve sahibine güvendiğimiz için
rahat rahat yedik. Bir de domatesleri var ki çileklerden bile tatlı,
böyle güzel domates hayatımda ilk defa yedim. Bahçe sahibi, muhtar, hoşsohbet,
çalışkan biri, kafası yapılacak işlerle, projelerle dolu. Bahçeye bakınca insan
görüyor zaten, iyi şeyler de oluyor diyor, mütevazi ama bıkmadan usanmadan
gayretle çalışan insanların maddi kaygılardan uzak işleri, bir taş da ben
koysam, bir işin ucundan da ben tutsam dedirtiyor insana. Çilek olur, böğürtlen
olur, domates olur, küçük bir bahçe, ucunda bir çardak, semaverde çay, havada
uçuşan heyecanlı bir sohbet, yarına yeni bir güne uyandıracak güzel işler ve
böyle günlerden örülü bir hayat, hayal ettiğim tam da bu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder