Tekrar tekrar okumak istediğim, en iyiler listemde
tereddütsüz yerini alacak bir kitap: Şiddetsiz İletişim. Sadece okumakla
bitmeyen, gündelik yaşama uygulanması gereken bir kitap. Buraya yazarken bir
yandan da ufak notlar çıkarıp uygulama çalışmalarına başlamak istiyorum. Çünkü
kullanmaya çok ihtiyaç duyduğum bir dili öğretiyor kitap ama biliyorum yıllar
yıllar boyu öğrendiğin bir dili değiştirmek çok zor ve bu, kitaptan bazı
cümleleri olduğu gibi alarak kullanmakla olacak bir şey değil. Uğraşarak,
anlayarak, özümseyerek kendi kendine oluşturacağın bir dil.
Bu dili anlamaya çalışırken aklımda kalan en önemli şey şu: öncelikle
duygularımın sorumluluğunu almam gerekiyor. Başkalarının yaptıkları sadece
duygularımın tetikleyicisi olabilir sebebi değil. Örneğin;
Dün akşam gelmemekle beni hayal kırıklığına uğrattın” demek
yerine
“Dün akşam gelmeyince hayal kırıklığına uğradım çünkü seninle
konuşmak istiyordum.” demeyi seçebilirim.
Duygularımız, başkalarının yaptıklarını nasıl
algılayacağımızı seçmemiz ve o andaki ihtiyaç ve beklentilerimizle ortaya
çıkar, yani aslında bizimle ilgilidir.
Bir mesaj verirken dört seçeneğimiz vardır.
1.Kendimizi suçlamak
2.Başkasını suçlamak
3.Kendi duygu ve ihtiyaçlarımızı algılamak
4.Başkalarının duygu ve ihtiyaçlarını sezmek
Kendi duygu ve
ihtiyaçlarımızı anlayıp başkalarının duygu ve ihtiyaçlarını sezerek duygusal
kölelikten özgürlüğe geçebiliriz. Duygusal kölelikte kendimizi başkalarının
duygularından sorumlu hissederiz. (Benim yüzümden hayal kırıklığına uğradı vb.
) Duygusal özgürlükte ise niyetimizin ve davranışlarımızın sorumluluğunu üstleniriz.
Şiddetsiz İletişimle bir mesaj verirken temelde şu dört öğeyi
kullanırız:
1.Gözlemlediğimiz somut davranışlar
2.Buna bağlı olarak ne hissettiğimiz
3.Duygularımızı oluşturan ihtiyaçlarımız, değerlerimiz,
arzularımız
4.Yaşamımızı zenginleştirmek için istediğimiz/rica ettiğimiz
somut davranışlar
Bu dil kısaca, olumsuz iç mesajları duygu ve ihtiyaçlara
tercüme etmek demektir. Karşımızdaki insanın düşünceleri, yargıları yerine,
duyguları ve ihtiyaçlarını anlamaya çalışarak bağ kurmak, ortak insanlığımıza
ulaşmak. Böylelikle sevgi kanallarımızı tıkayan yargı, etiket ve suçlamalar
ortadan kalkar ve iletişim kurabilir hale geliriz.
Kitaptan çok sevdiğim bir şiirle bitireyim:
“ İnsanlık eskiden beri
Ve hâlâ
Sınırlı sevgilerin
Altın kafesinde
Miskinleşmiş uyuyor.” Teilhard de Chardin
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder