1 Eylül 2017 Cuma

şiddetsiz iletişim

Tekrar tekrar okumak istediğim, en iyiler listemde tereddütsüz yerini alacak bir kitap: Şiddetsiz İletişim. Sadece okumakla bitmeyen, gündelik yaşama uygulanması gereken bir kitap. Buraya yazarken bir yandan da ufak notlar çıkarıp uygulama çalışmalarına başlamak istiyorum. Çünkü kullanmaya çok ihtiyaç duyduğum bir dili öğretiyor kitap ama biliyorum yıllar yıllar boyu öğrendiğin bir dili değiştirmek çok zor ve bu, kitaptan bazı cümleleri olduğu gibi alarak kullanmakla olacak bir şey değil. Uğraşarak, anlayarak, özümseyerek kendi kendine oluşturacağın bir dil.
Bu dili anlamaya çalışırken aklımda kalan en önemli şey şu: öncelikle duygularımın sorumluluğunu almam gerekiyor. Başkalarının yaptıkları sadece duygularımın tetikleyicisi olabilir sebebi değil. Örneğin;
Dün akşam gelmemekle beni hayal kırıklığına uğrattın” demek yerine
“Dün akşam gelmeyince hayal kırıklığına uğradım çünkü seninle konuşmak istiyordum.” demeyi seçebilirim.

Duygularımız, başkalarının yaptıklarını nasıl algılayacağımızı seçmemiz ve o andaki ihtiyaç ve beklentilerimizle ortaya çıkar, yani aslında bizimle ilgilidir.
Bir mesaj verirken dört seçeneğimiz vardır.
1.Kendimizi suçlamak
2.Başkasını suçlamak
3.Kendi duygu ve ihtiyaçlarımızı algılamak
4.Başkalarının duygu ve ihtiyaçlarını sezmek
 Kendi duygu ve ihtiyaçlarımızı anlayıp başkalarının duygu ve ihtiyaçlarını sezerek duygusal kölelikten özgürlüğe geçebiliriz. Duygusal kölelikte kendimizi başkalarının duygularından sorumlu hissederiz. (Benim yüzümden hayal kırıklığına uğradı vb. ) Duygusal özgürlükte ise niyetimizin ve davranışlarımızın sorumluluğunu üstleniriz.

Şiddetsiz İletişimle bir mesaj verirken temelde şu dört öğeyi kullanırız:
1.Gözlemlediğimiz somut davranışlar
2.Buna bağlı olarak ne hissettiğimiz
3.Duygularımızı oluşturan ihtiyaçlarımız, değerlerimiz, arzularımız
4.Yaşamımızı zenginleştirmek için istediğimiz/rica ettiğimiz somut davranışlar
Bu dil kısaca, olumsuz iç mesajları duygu ve ihtiyaçlara tercüme etmek demektir. Karşımızdaki insanın düşünceleri, yargıları yerine, duyguları ve ihtiyaçlarını anlamaya çalışarak bağ kurmak, ortak insanlığımıza ulaşmak. Böylelikle sevgi kanallarımızı tıkayan yargı, etiket ve suçlamalar ortadan kalkar ve iletişim kurabilir hale geliriz.
Kitaptan çok sevdiğim bir şiirle bitireyim:
“ İnsanlık eskiden beri
Ve hâlâ
Sınırlı sevgilerin
Altın kafesinde

Miskinleşmiş uyuyor.” Teilhard de Chardin

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder