13 Kasım 2017 Pazartesi

Nasıl Bir Anne?

Annelerin yazdıklarını, yorumları, anneler hakkında yazılanları okudukça, konuşulanları duydukça kafamda şöyle bir tablo beliriyor. Çok genel hatlarıyla; iki anne tipi var, biri her şeyi en iyi şekilde yapan ya da yaptığını düşünen anneler diğerleri de onların mükemmel anneliğiyle dalga geçenler. Elbette insanlar arası ilişkiler, insanların ilişkilerde benimsedikleri roller bu kadar basite indirgenemez ama durumu özet ve basit şekilde anlatmak için aklıma şu örnek geliyor, okul zamanlarından hatırlayacağımız, çalışkan ya da nam-ı diğer inek öğrenciler ve onlarla dalga geçen zeki ama tembel öğrenciler. İnek öğrenciler öğretmenin desteği, sevgisini kazanır ama arkadaşlarının öfkesiyle karşılaşır. Kendilerine başarılı olmak üzerinden bir kimlik inşa ederken, tembel ama zekiler onların başarısını alay yoluyla alaşağı edip değersizleştirir, kendilerine başarılı olmayı umursamayan ama zeki olmayı önemseyen bir kimlik geliştir, zeki olmak önemlidir çünkü özgüven kazanmanın yolu dalga geçerken zeka pırıltıları sergilemektir. İki yaklaşım da sıkıntılıdır, çünkü ikisinde de her halimizle kendini kabul yoktur. İlk gruptakiler merakla öğrenmenin keyfini yaşamak yerine hep başarılı olmak zorunda olmanın kaygısını yaşar ikinci gruptakiler zekasını kötüye, başkalarının başarısını değersiz göstermeye kullanır.
Keşke çocukluğumuzdan bu yana içinde olduğumuz ve büyüdüğümüzde de sadece şekil değiştiren kısır döngüleri fark edebilseydik, bence ilk yapacağımız şey onları kırmak olurdu.  Nasıl ki çocuklara yaşamlarına başarılı olmak ya da olmamak üzerinden bakmamalarını öğretmemiz gerekiyorsa, kendimiz de anneliğe mükemmel olmak ya da olmamak, iyi anne ya da kötü anne olmak üzerinden bakmamalıyız.
Önce kendi anneliğimizi olduğu gibi kabul ederek işe başlayabiliriz, bu bize başkalarının anneliğini kabullenmeye giden yolu açacaktır. Her annenin çocuklarıyla olan iletişimi kendine has ve özeldir, her annenin güçlü yanları olduğu gibi zayıf yanları vardır, her anne çocuklarına bazen çok güzel rehberlik edip yol gösterebildiği gibi bazen de hatalar yapabilir. (Kasıtlı istismar ve ihmal durumlarını konu dışı tutuyorum.) Birbirimizi neden yanlışlarımız ve doğrularımız üzerinden değerlendiriyoruz? Bir anne başka bir anneyle karşılaştığında, neden gözüne çarpan ilk şey onun hataları oluyor? Kendince en doğrusunu yapan annenin, başka bir annenin hatalarını eleştirmesini doğru bulmuyorsak, çocuğuna emek veren, iyisini yapmaya çalışan annelere de “o çocuğuna hiç mi bağırmıyor, hepsi yalan” tarzında bir yaklaşımı da doğru bulamayız, hatta bana kalırsa, iki yaklaşım sonuçta aynı noktaya çıkmaktadır; ancak başkaları yanlışsa, kötüyse ben doğru, ben iyi olabilirim.
Ayrıca bu düşünme tarzı, çocuğa kötü davranmayı hem kendisi hem başkaları için normalleştirerek baştan yıkılmaya mahkum bir binanın temelini atmış olur. “Herkes çocuğuna bağırıyor, onlar kendilerini başka gösteriyor, mükemmeli oynuyor” gibi bir düşünce neresinden tutacak olursanız parçalanan, temeli olmayan olmayan bir düşüncedir. Bu sonucu kafasında belirleyip insanların yanlışlarını ikna olduğu düşünceye uydurmaktır. İşleri bu kadar karıştırmak yerine çocuğumuza daha az bağırmanın, daha iyi davranabilmenin yollarını aramak daha kolay değil mi?
Diyorum ki; insanları bırakalım, doğrulara, değerlere, temele ne attığımıza bakalım, kafamızda çocuk büyütme ile ilgili tutarlı, sağlam dayanakları olan bir bina inşa edelim. Sürekli başkalarının çocuğuna ne yaptığıyla ilgilenen, farkında olmadığımız duygularımızın yönlendirmesiyle bulanık, değişken bir yaklaşım hem kendimize hem çocuklarımıza zarar verir. Önce kendi duygularımızı anlamaya çalışmakla işe başlayalım. Öfkemizi, kaygımızı. Sonra en önemlisi, çocuklarımızın duygularını anlamaya çalışmakla. Yani empati, en çok ihtiyaç duyduğumuz ama hiç bulamadığımız şey. Sokak ortasında çılgınca bağırdığında belki çocuğumuzu anlayamadık, ama biraz daha sakinleştikten sonra deneyebiliriz. Ne hissediyordu, bize aslında ne anlatmak istiyordu? O sırada biz ne hissettik? Ne yaptık, ne hissettiğimiz, ne düşündüğümüz için öyle davrandık? Farklı ne yapabilirdik?
Başkalarını, çocuklarımızı ve kendimizi öyle kolay yargılıyoruz, etiketliyoruz ki, şimdiye kadar sık rastladığımız kötü anne etiketine son dönemde bence bir yenisini eklemiş olduk, zıttını; mükemmel anne. Kendimizden daha iyi olduğunu düşündüğümüz anneye yapıştırdığımız bir etiket mi bu? Bunu demekle, kabullenemediğimiz ama birileri tarafından bize yapıştırılmış olan kötüyü kapsayan tüm etiketleri alıp ters çevirip başkasına yapıştırıyor olabilir miyiz?
Okulda, çocuklarla çalışırken onların sözlerden, etiketlerden ne kadar çok etkilendiğini, üzüldüğünü ve o etiketleri yıllarca taşıyıp ağırlaştırdığımızı bilen biri olarak soruyorum, birbirimizi etiketlemeden, yargılamadan iletişim kurmanın bir yolu yok mu?
Ben, anlamaya çalışmayı öneriyorum. Başkası senin yürüdüğün yolları yürümedi, başkasının seninkinden çok farklı bir ailesi oldu, senin çektiğin acıları hiç yaşamadığını düşündüğün o çok mutlu görünen insan belki de senin yaşadıklarından çok daha zorunu yaşadı. Hiçbir şey bilmediğini sandığın o anne belki senin bildiklerinden daha fazlasını seziyor, kalbiyle anlıyor. Anneliğini eleştirdiğin kişinin koşullarında sen olsaydın, belki sen de onun yaptıklarının aynısını yapacaktın.

Herkesi anlayamayız diyenler olacaktır, işe kendimizle başlayabiliriz, içimizdeki o yargılayan sese sorarak; seni hiç anlamadılar mı?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder