Annelerin yazdıklarını, yorumları, anneler hakkında
yazılanları okudukça, konuşulanları duydukça kafamda şöyle bir tablo beliriyor.
Çok genel hatlarıyla; iki anne tipi var, biri her şeyi en iyi şekilde yapan ya
da yaptığını düşünen anneler diğerleri de onların mükemmel anneliğiyle dalga
geçenler. Elbette insanlar arası ilişkiler, insanların ilişkilerde benimsedikleri
roller bu kadar basite indirgenemez ama durumu özet ve basit şekilde anlatmak
için aklıma şu örnek geliyor, okul zamanlarından hatırlayacağımız, çalışkan ya
da nam-ı diğer inek öğrenciler ve onlarla dalga geçen zeki ama tembel
öğrenciler. İnek öğrenciler öğretmenin desteği, sevgisini kazanır ama
arkadaşlarının öfkesiyle karşılaşır. Kendilerine başarılı olmak üzerinden bir
kimlik inşa ederken, tembel ama zekiler onların başarısını alay yoluyla alaşağı
edip değersizleştirir, kendilerine başarılı olmayı umursamayan ama zeki olmayı
önemseyen bir kimlik geliştir, zeki olmak önemlidir çünkü özgüven kazanmanın
yolu dalga geçerken zeka pırıltıları sergilemektir. İki yaklaşım da
sıkıntılıdır, çünkü ikisinde de her halimizle kendini kabul yoktur. İlk
gruptakiler merakla öğrenmenin keyfini yaşamak yerine hep başarılı olmak
zorunda olmanın kaygısını yaşar ikinci gruptakiler zekasını kötüye,
başkalarının başarısını değersiz göstermeye kullanır.
Keşke çocukluğumuzdan bu yana içinde olduğumuz ve
büyüdüğümüzde de sadece şekil değiştiren kısır döngüleri fark edebilseydik,
bence ilk yapacağımız şey onları kırmak olurdu. Nasıl ki çocuklara yaşamlarına başarılı olmak
ya da olmamak üzerinden bakmamalarını öğretmemiz gerekiyorsa, kendimiz de anneliğe
mükemmel olmak ya da olmamak, iyi anne ya da kötü anne olmak üzerinden
bakmamalıyız.
Önce kendi anneliğimizi olduğu gibi kabul ederek işe
başlayabiliriz, bu bize başkalarının anneliğini kabullenmeye giden yolu
açacaktır. Her annenin çocuklarıyla olan iletişimi kendine has ve özeldir, her
annenin güçlü yanları olduğu gibi zayıf yanları vardır, her anne çocuklarına
bazen çok güzel rehberlik edip yol gösterebildiği gibi bazen de hatalar
yapabilir. (Kasıtlı istismar ve ihmal durumlarını konu dışı tutuyorum.)
Birbirimizi neden yanlışlarımız ve doğrularımız üzerinden değerlendiriyoruz?
Bir anne başka bir anneyle karşılaştığında, neden gözüne çarpan ilk şey onun
hataları oluyor? Kendince en doğrusunu yapan annenin, başka bir annenin
hatalarını eleştirmesini doğru bulmuyorsak, çocuğuna emek veren, iyisini
yapmaya çalışan annelere de “o çocuğuna hiç mi bağırmıyor, hepsi yalan” tarzında
bir yaklaşımı da doğru bulamayız, hatta bana kalırsa, iki yaklaşım sonuçta aynı
noktaya çıkmaktadır; ancak başkaları yanlışsa, kötüyse ben doğru, ben iyi
olabilirim.
Ayrıca bu düşünme tarzı, çocuğa kötü davranmayı hem kendisi
hem başkaları için normalleştirerek baştan yıkılmaya mahkum bir binanın
temelini atmış olur. “Herkes çocuğuna bağırıyor, onlar kendilerini başka
gösteriyor, mükemmeli oynuyor” gibi bir düşünce neresinden tutacak olursanız parçalanan,
temeli olmayan olmayan bir düşüncedir. Bu sonucu kafasında belirleyip
insanların yanlışlarını ikna olduğu düşünceye uydurmaktır. İşleri bu kadar
karıştırmak yerine çocuğumuza daha az bağırmanın, daha iyi davranabilmenin
yollarını aramak daha kolay değil mi?
Diyorum ki; insanları bırakalım, doğrulara, değerlere,
temele ne attığımıza bakalım, kafamızda çocuk büyütme ile ilgili tutarlı,
sağlam dayanakları olan bir bina inşa edelim. Sürekli başkalarının çocuğuna ne
yaptığıyla ilgilenen, farkında olmadığımız duygularımızın yönlendirmesiyle
bulanık, değişken bir yaklaşım hem kendimize hem çocuklarımıza zarar verir.
Önce kendi duygularımızı anlamaya çalışmakla işe başlayalım. Öfkemizi,
kaygımızı. Sonra en önemlisi, çocuklarımızın duygularını anlamaya çalışmakla.
Yani empati, en çok ihtiyaç duyduğumuz ama hiç bulamadığımız şey. Sokak
ortasında çılgınca bağırdığında belki çocuğumuzu anlayamadık, ama biraz daha
sakinleştikten sonra deneyebiliriz. Ne hissediyordu, bize aslında ne anlatmak
istiyordu? O sırada biz ne hissettik? Ne yaptık, ne hissettiğimiz, ne
düşündüğümüz için öyle davrandık? Farklı ne yapabilirdik?
Başkalarını, çocuklarımızı ve kendimizi öyle kolay
yargılıyoruz, etiketliyoruz ki, şimdiye kadar sık rastladığımız kötü anne
etiketine son dönemde bence bir yenisini eklemiş olduk, zıttını; mükemmel anne.
Kendimizden daha iyi olduğunu düşündüğümüz anneye yapıştırdığımız bir etiket mi
bu? Bunu demekle, kabullenemediğimiz ama birileri tarafından bize yapıştırılmış
olan kötüyü kapsayan tüm etiketleri alıp ters çevirip başkasına yapıştırıyor
olabilir miyiz?
Okulda, çocuklarla çalışırken onların sözlerden,
etiketlerden ne kadar çok etkilendiğini, üzüldüğünü ve o etiketleri yıllarca
taşıyıp ağırlaştırdığımızı bilen biri olarak soruyorum, birbirimizi
etiketlemeden, yargılamadan iletişim kurmanın bir yolu yok mu?
Ben, anlamaya çalışmayı öneriyorum. Başkası senin yürüdüğün
yolları yürümedi, başkasının seninkinden çok farklı bir ailesi oldu, senin
çektiğin acıları hiç yaşamadığını düşündüğün o çok mutlu görünen insan belki de
senin yaşadıklarından çok daha zorunu yaşadı. Hiçbir şey bilmediğini sandığın o
anne belki senin bildiklerinden daha fazlasını seziyor, kalbiyle anlıyor. Anneliğini
eleştirdiğin kişinin koşullarında sen olsaydın, belki sen de onun yaptıklarının
aynısını yapacaktın.
Herkesi anlayamayız diyenler olacaktır, işe kendimizle
başlayabiliriz, içimizdeki o yargılayan sese sorarak; seni hiç anlamadılar mı?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder