17 Kasım 2017 Cuma

Genelde beğendiğim kitapları paylaşıyorum ama bugün ikircikli duygular içinde olduğum bir kitap hakkında yazacağım. Nohut’un tuvaletini söylemesine çok faydası olan ama hikayesi hakkında kafamda soru işaretleri olan bir kitap: Güle Güle Kakalar.
Genelde kitabı okuduktan hemen sonra o da lazımlığına oturmak istiyordu. Hikayesini ben değiştirerek, genel hatlarıyla şöyle okuyordum.
Arda kakasını yapmaya çalışmış, uğraşmış, yapamamış, aradan zaman geçmiş akşam olmuş, tekrar denemiş ve yapmış, çok sevinmiş, lazımlığı tuvalete dökmüşler babasıyla, akşam annesi ona kitap okuduktan sonra rahatça uyumuş.
Kitabın asıl hikayesi ise şöyle. Parantez içlerinde içimi döktüm 😊
Arda bez kullanmayı bırakmış ama kaka yapmaya korkuyor, kakasını hemen yapmak yerine Bayan Kaka’yi içeride bekletiyor. (Bayan mı Kaka? Kakaya basitçe sadece kaka desek)
Arda’nın babası kaka yapması gerektiğini söylüyor ama Arda yapamıyor.
“Eğer anne kakanın gitmesine izin vermezsen baba kaka ve çocukları minik kakacıklar onu merak eder. Anne kaka asla evine geç gitmez.” diyor (Bu açıklamanın oldukça sıkıntılı olduğunu düşünüyorum. Çocuk acıyacağından korkarak tuvaletini yapmak istemiyor olabilir, bir de üstüne ona çocukları annesinden ayrı bırakma suçluluğunu, onları bir araya getirme sorumluluğunu neden yüklüyoruz? Sadece kakasını yapması gerektiği, yaparsa rahatlayacağı gibi güven verici açıklamalar yerine neden iki yaşındaki bir çocuğun kafasını bulandıracak böyle bir şey anlatalım?)
Arda düşünür, şu anda minik kakacıklar annelerini çok merak ediyor olmalı. (Tuvaletini yapamamak birilerinin annesinde ayrı kalıp üzülmesine neden olmamalı.) Sonra kakasını yapar. Anne kaka eve gitme zamanı gelmişti diye rahat bir nefes alır, onu tuvalete döküp uğurlarlar. Evine koşar. Yolda eve gitmek için telaş eden başka kakalara da rastlar. Çünkü hala kaka yapmamak için direnen çocuklar vardır. (Direnen çocuklar? Direnen çocuklar ve bunun sonucunda üzgün kakacıklar, işleri, duyguları neden bu kadar karıştırıyoruz hiç gerek yokken?)
Bu esnada ağlayan kakacıkları baba teselli ediyordur, anneniz market kuyruğunda gelecek diye. (Durum daha da dramatikleşiyor, üstelik baba çocuklara yalan söylüyor)
Anneleri gelince çok sevinirler. Anne kaka ardanın ne kadar iyi bir çocuk olduğunu ama zaman zaman kaka yapmakta zorlandığını anlatır. Arda da o gece karnı rahatladığı için güzelce uyur. (İyi bir çocuk olmayla kaka yapmakta zorlanmayı hiç bağlantılandırmasaydı keşke. Ve baştan beri yapılabilecek açıklama şu aslında, her çocuk zaman zaman kaka yapmakta zorlanabilir, bu gayet normaldir, olabilir, sonra yapıp rahatlar.)

İki yaş civarındaki çocukların basit, somut, gerçekçi hikayeler dinlemeye ihtiyaçları vardır. Çünkü henüz çevrelerindeki dünyayı, gündelik hayatı zihinlerine yerleştirmekle meşguldürler. Tuvalet söylemek, yapmak, lazımlık, kaka gibi kavramları, durumları henüz yeni anlayıp yerleştirmeye çalışırken onlara “anne kaka, kakanı yapmazsan çocuklar annelerinden ayrı kalır, ağlar” gibi gerçekdışı, ortada hiçbir neden yokken kendisini suçlu ya da üzgün hissetmesine neden olacak hikayeler anlatmak doğru değildir. Tam tersine rahatlatıcı, güven verici, yeni öğrendiği kavramları açık, net ve somut şekilde anlatacak hikayelere ihtiyaçları vardır. Tuvalet eğitimi hikayeleri ne olabilir mesela? Kendisinin yaşadığı duruma benzer şeyler yaşayan çocukların hikayeleri olabilir, lazımlığa oturmak istemeyen ya da kakasını yapmak istemeyen bir çocukla ilgili basit, kafa karıştırmayan, kendisiyle özdeşleştirebileceği çocukların olduğu, onun hissettiği şeylere benzer duygular hisseden çocukların hikayeleri. Kakasını yapmakta zorlanan bir çocuğun hikayede üzgün ya da korkmuş hissetmesinde bir sıkıntı yoktur çünkü muhtemelen çocuk da öyle hissediyordur ama kakasını yapmadığı için anne kaka ve çocukları ayrı bıraktığını düşündürmek ve sonucunda çocuğun kaka yapamadığında üzgün ya da suçlu hissedebilecek olması hiçbir pedagojik doğruyla örtüşmez.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder