19 Kasım 2017 Pazar

Uzun zamandır aklımda çocuklarda iki yaş civarında had safhaya ulaşan paylaşmama durumu ile ilgili yazmak. Her yaşa özgü gelişim özellikleri var ve iki yaşın en önemli özelliği de sürekli “ben” demesi. Önce ben diyecek ki ardından başkaları gelecek. Bu dönemde “benim dediğim olacak, her şey benim” tavrı sağlıklı gelişimin bir parçası. Ancak bizim bu tavra yaklaşımımız bazı şeylerin değişmesine ya da kalıcı hale gelmesine sebep olacak.  Ayrıca bu gelişim özelliklerinin her çocukta farklı yoğunluklarda yaşanacağını bilmek de önemli. Biz, mesela, “benim” durumunu hayli yoğun yaşadık. Oyuncağı alınınca canı yanmış gibi yüksek perdeden uzun süre ağladı, en ilgilenmediği oyuncaklarını bile kimseye vermek istemedi. Bir dönem parkta sallandığı salıncağa başkası binince “o benim salıncağım” diye ağladığı oldu.
Bu gibi durumlarda malumunuz insanlarımızın genel tepkisi, olur böyle bu dönem normal geçici demek yerine, aa hiç öğretmemişler çocuğa paylaşmayı, ne ayıp gibi bir yaklaşım oluyor, bu tavır da sizi gerip çocuğunuza yanlış yaklaşımlar sergilemenize neden olabiliyor. Bir paylaşmayan çocuk annesi olarak bu gibi durumları sıklıkla yaşadığım için, kendime sık sık hatırlattığım şey kimseyi umursamamak (sakin, üzerinde düşünülmüş, yardım etmek niyetli eleştiri ile anında yapılan, öfkeli kınamaları zaten rahatlıkla ayırt edebilirsiniz, umursamamak derken ikinciyi kast ediyorum elbette) Çünkü iki yaşında bir çocuğun paylaşmak istememesi gelişiminin doğal bir parçası, gayet normal bir durumdur, kınayanların, eleştirenlerin bilgisizliği sizin çocuğunuza bildiğiniz halde yanlış yaklaşmanıza sebep olmasın.
Yanlış yaklaşım; çocuğu paylaş diye zorlamaktır çünkü paylaşmak içten gelmeli, gönüllü olmalı, başka türlüsünün adı paylaşmak olmaz zaten.
Peki, gelişimin normal bir parçası diye hiçbir şey yapmayacak mıyız? Elbette yapacağız ama bunun normal olduğunu bilmek ve sürekli hatırlamak bence ilk ve çok önemli bir adım.  Bu bilgiyi içselleştirmek, çocuğunuzun krizlerini, ağlamalarını, sakinlikle karşılamayı kolaylaştıracaktır.
Neler yaptık, yapabiliriz kısmına gelirsek:
Oyuncağının kendisinin olduğu, onda kalacağını anlatıp vurguladım. Benim dediğinde, tamam senin, arkadaşın bakıp geri verecek, merak etmiş bakıp verecek gibi açıklamalar yaptım. Çünkü çocuk, birisi aldığında oyuncaklarının tamamen elinden gittiğini düşünüyor olabilir. Burada kontrolün kendisinde olduğunu ona hissettirmek önemli, böylece o da daha rahat hissedecektir. Kontrolün kendisinde olduğunu hissettirmek için yine, arkadaşın gelince hangi oyuncağını paylaşmak istersin, bunlardan hangisini vermek istersin gibi konuşmalar yapabiliriz. Paylaşmak istemediği oyuncaklarını önceden kaldırabilir. Misafir gelmeden önce eğer oynanmasını istemediğin bir oyuncak varsa kaldıralım diğer oyuncaklarınla arkadaşınla birlikte oynarsınız diye konuşup düzenleme yapıyorduk.

Bizde en etkili olan yol; paylaşım konulu hikayeler ve oyunlar oldu.
Oyuncaklarını paylaşmak istemeyen bebekleri canlandırdık, çözümler aradık. Paylaşım konulu hikayeler okuduk, sonra hikayeleri kendi yaşadıklarıyla bağlantılandırarak sorular sordum, “Sen de böyle bir şey yaşamıştın, sonra ne olmuştu?” gibi.
Parkta oyuncakları paylaşmak istemediğinde, sıra kavramını ısrarla vurguladım. “Sırayla kayıyorsunuz, sırayla sallanıyorsunuz, parktaki oyuncaklar herkesin” binlerce defa kurduğum cümlelerden.
Burada şu önemli, bu cümleleri çocuk sakinleştikten sonra yapmak gerekiyor. Bu benim zorlandığım konulardan biriydi, otomatik olarak “ama parktaki oyuncaklarla herkes oynayabilir” diyordum, ama çocuk ağlıyorsa önce onun duygularına odaklanmak gerekiyor,” sadece sen mi oynamak istedin, sen binemediğin için mi üzüldün?” gibi cümlelerle duygularını anladığınızı hissettirmek gerekiyor, çünkü ancak alt beynin (kısaca, beynimizin öfke, korku gibi yoğun duygularımızdan sorumlu, ilkel tepkiler veren bölüm) alarm halini sakinleştirebilirsek üst beyin (düşünme, hayal etme, plan yapma gibi daha karmaşık zihinsel işlemlerin yapıldığı bölüm) mesaj alabilir hale geliyor.
Bir de Nohut konuşmayı çok sevdiği için bu konular hakkında uzun uzun konuştuk. Mesela oyuncağını paylaşmadı, aradan bir süre geçip sakinleştikten sonra, sen oyuncağını vermediğinde arkadaşın sence neler hissetti, biz de onların evine gittik o seninle oyuncaklarını paylaştı, vermeseydi sen ne hissederdin gibi sorularla gelişen duygusal muhabbetler yaptık😊
Paylaştığı zamanlarda bu davranışını vurgulayarak, ön plana çıkarmaya çalıştım. Ne güzel paylaştın arkadaşınla, (karşı tarafın hislerine odaklanarak) çok sevindi onunla paylaştığın için.
Kısaca;
Paylaşmadığı sırada ağlıyor ve üzgünse önce onun hislerini anladığımızı çocuğa hissettirmek
Sakinleşince diğer tarafın hislerini konuşmak.  Bu konuşmayı hikayeler ve oyunlar yoluyla da yapabilirsiniz.
Çocuklar,  paylaşmayı ve empati kurmayı üç yaş civarından önce tam manasıyla anlayamazlar. Ama sakin, sabırlı, anlayışlı yaklaşımlar çok hızlı ve güzel ilerlemeler kaydetmelerini sağlar. Anlamalarını ve hayata geçirmelerini kolaylaştırır. Nohut şimdilerde paylaşma konusunda çok daha gayretli, parkta sorun yaşamıyoruz, evde de çok kıymetli birkaç oyuncağı dışında oyuncaklarını paylaşıyor. Elbette, çocuk olduklarını hiç unutmamak gerek, zaman zaman hızlı gelişmeler olduğu gibi o günkü duygu durumuna bağlı farklılıklar da olabilir.

Çocuklarla yaşadığımız krizleri ( evet biliyorum bazen çok zor) fırsatlar olarak görmek işimizi kolaylaştıracaktır. Önce kendimiz, sonra çocuğumuz için öğrenme fırsatı. Örneğin, paylaşma sorunları empatiyi, bir arada yaşamayı öğrenmeleri için şahane fırsatlar. Yaklaşımlarımızın, sürekli uyguladığımız sorun çözme biçimlerinin zaman içinde onların sorun çözme biçimlerine dönüşeceğini unutmayalım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder