Uzun zamandır aklımda çocuklarda iki yaş civarında had
safhaya ulaşan paylaşmama durumu ile ilgili yazmak. Her yaşa özgü gelişim
özellikleri var ve iki yaşın en önemli özelliği de sürekli “ben” demesi. Önce
ben diyecek ki ardından başkaları gelecek. Bu dönemde “benim dediğim olacak,
her şey benim” tavrı sağlıklı gelişimin bir parçası. Ancak bizim bu tavra
yaklaşımımız bazı şeylerin değişmesine ya da kalıcı hale gelmesine sebep
olacak. Ayrıca bu gelişim özelliklerinin
her çocukta farklı yoğunluklarda yaşanacağını bilmek de önemli. Biz, mesela, “benim”
durumunu hayli yoğun yaşadık. Oyuncağı alınınca canı yanmış gibi yüksek
perdeden uzun süre ağladı, en ilgilenmediği oyuncaklarını bile kimseye vermek
istemedi. Bir dönem parkta sallandığı salıncağa başkası binince “o benim
salıncağım” diye ağladığı oldu.
Bu gibi durumlarda malumunuz insanlarımızın genel tepkisi,
olur böyle bu dönem normal geçici demek yerine, aa hiç öğretmemişler çocuğa
paylaşmayı, ne ayıp gibi bir yaklaşım oluyor, bu tavır da sizi gerip çocuğunuza
yanlış yaklaşımlar sergilemenize neden olabiliyor. Bir paylaşmayan çocuk annesi
olarak bu gibi durumları sıklıkla yaşadığım için, kendime sık sık hatırlattığım
şey kimseyi umursamamak (sakin, üzerinde düşünülmüş, yardım etmek niyetli eleştiri
ile anında yapılan, öfkeli kınamaları zaten rahatlıkla ayırt edebilirsiniz,
umursamamak derken ikinciyi kast ediyorum elbette) Çünkü iki yaşında bir
çocuğun paylaşmak istememesi gelişiminin doğal bir parçası, gayet normal bir durumdur,
kınayanların, eleştirenlerin bilgisizliği sizin çocuğunuza bildiğiniz halde
yanlış yaklaşmanıza sebep olmasın.
Yanlış yaklaşım; çocuğu paylaş diye zorlamaktır çünkü
paylaşmak içten gelmeli, gönüllü olmalı, başka türlüsünün adı paylaşmak olmaz
zaten.
Peki, gelişimin normal bir parçası diye hiçbir şey yapmayacak
mıyız? Elbette yapacağız ama bunun normal olduğunu bilmek ve sürekli hatırlamak
bence ilk ve çok önemli bir adım. Bu
bilgiyi içselleştirmek, çocuğunuzun krizlerini, ağlamalarını, sakinlikle
karşılamayı kolaylaştıracaktır.
Neler yaptık, yapabiliriz kısmına gelirsek:
Oyuncağının kendisinin olduğu, onda kalacağını anlatıp
vurguladım. Benim dediğinde, tamam senin, arkadaşın bakıp geri verecek, merak
etmiş bakıp verecek gibi açıklamalar yaptım. Çünkü çocuk, birisi aldığında
oyuncaklarının tamamen elinden gittiğini düşünüyor olabilir. Burada kontrolün
kendisinde olduğunu ona hissettirmek önemli, böylece o da daha rahat
hissedecektir. Kontrolün kendisinde olduğunu hissettirmek için yine, arkadaşın
gelince hangi oyuncağını paylaşmak istersin, bunlardan hangisini vermek
istersin gibi konuşmalar yapabiliriz. Paylaşmak istemediği oyuncaklarını
önceden kaldırabilir. Misafir gelmeden önce eğer oynanmasını istemediğin bir
oyuncak varsa kaldıralım diğer oyuncaklarınla arkadaşınla birlikte oynarsınız
diye konuşup düzenleme yapıyorduk.
Bizde en etkili olan yol; paylaşım konulu hikayeler ve
oyunlar oldu.
Oyuncaklarını paylaşmak istemeyen bebekleri canlandırdık,
çözümler aradık. Paylaşım konulu hikayeler okuduk, sonra hikayeleri kendi
yaşadıklarıyla bağlantılandırarak sorular sordum, “Sen de böyle bir şey yaşamıştın,
sonra ne olmuştu?” gibi.
Parkta oyuncakları paylaşmak istemediğinde, sıra kavramını
ısrarla vurguladım. “Sırayla kayıyorsunuz, sırayla sallanıyorsunuz, parktaki
oyuncaklar herkesin” binlerce defa kurduğum cümlelerden.
Burada şu önemli, bu cümleleri çocuk sakinleştikten sonra
yapmak gerekiyor. Bu benim zorlandığım konulardan biriydi, otomatik olarak “ama
parktaki oyuncaklarla herkes oynayabilir” diyordum, ama çocuk ağlıyorsa önce
onun duygularına odaklanmak gerekiyor,” sadece sen mi oynamak istedin, sen
binemediğin için mi üzüldün?” gibi cümlelerle duygularını anladığınızı
hissettirmek gerekiyor, çünkü ancak alt beynin (kısaca, beynimizin öfke, korku
gibi yoğun duygularımızdan sorumlu, ilkel tepkiler veren bölüm) alarm halini sakinleştirebilirsek
üst beyin (düşünme, hayal etme, plan yapma gibi daha karmaşık zihinsel işlemlerin
yapıldığı bölüm) mesaj alabilir hale geliyor.
Bir de Nohut konuşmayı çok sevdiği için bu konular hakkında
uzun uzun konuştuk. Mesela oyuncağını paylaşmadı, aradan bir süre geçip
sakinleştikten sonra, sen oyuncağını vermediğinde arkadaşın sence neler
hissetti, biz de onların evine gittik o seninle oyuncaklarını paylaştı,
vermeseydi sen ne hissederdin gibi sorularla gelişen duygusal muhabbetler
yaptık😊
Paylaştığı zamanlarda bu davranışını vurgulayarak, ön plana
çıkarmaya çalıştım. Ne güzel paylaştın arkadaşınla, (karşı tarafın hislerine
odaklanarak) çok sevindi onunla paylaştığın için.
Kısaca;
Paylaşmadığı sırada ağlıyor ve üzgünse önce onun hislerini
anladığımızı çocuğa hissettirmek
Sakinleşince diğer tarafın hislerini konuşmak. Bu konuşmayı hikayeler ve oyunlar yoluyla da
yapabilirsiniz.
Çocuklar, paylaşmayı ve empati kurmayı üç
yaş civarından önce tam manasıyla anlayamazlar. Ama sakin, sabırlı, anlayışlı yaklaşımlar çok hızlı
ve güzel ilerlemeler kaydetmelerini sağlar. Anlamalarını ve hayata geçirmelerini kolaylaştırır. Nohut şimdilerde paylaşma konusunda
çok daha gayretli, parkta sorun yaşamıyoruz, evde de çok kıymetli birkaç
oyuncağı dışında oyuncaklarını paylaşıyor. Elbette, çocuk olduklarını hiç
unutmamak gerek, zaman zaman hızlı gelişmeler olduğu gibi o günkü duygu
durumuna bağlı farklılıklar da olabilir.
Çocuklarla yaşadığımız krizleri ( evet biliyorum bazen çok
zor) fırsatlar olarak görmek işimizi kolaylaştıracaktır. Önce kendimiz, sonra
çocuğumuz için öğrenme fırsatı. Örneğin, paylaşma sorunları empatiyi, bir arada
yaşamayı öğrenmeleri için şahane fırsatlar. Yaklaşımlarımızın, sürekli
uyguladığımız sorun çözme biçimlerinin zaman içinde onların sorun çözme biçimlerine
dönüşeceğini unutmayalım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder