Bir süre önce, o sıralar sık sık karşıma çıkan, merak
ettiğim bir konu (mindfulness) hakkında bir seminere katılmam gerekti. Şimdiye
dek katıldığım zorunlu seminerler genelde bildik şeylerin tekrarlanması
şeklinde geçtiğinden, konuyu merak ediyor olsam da, pek bir beklentim olmadan
katıldım.
Diyebilirim ki; şimdiye dek dinlediklerim içinde en ufuk
açıcı, en çok şey öğrendiğim, bambaşka bir seminer oldu benim için. Ardından
merakla gidip konuşmacının kitabını da aldım.
Kitabı okuduktan sonra, benim anladığım kadarıyla, bilinçli
farkındalık çağımızın gittikçe daha kalabalık, gürültülü, hızlı, telaşlı hale
gelen dünyasında biraz yavaşlamaya, bazen durmaya, fark etmeden geçip
gittiğimiz, hep orada olduğu için önemsemediğimiz şeylere, aslında yaşamın,
dünyanın üzerinde kurulduğu şeylere, mesela göğe, toprağa, hareket eden,
duyumsayan bedenimize, dışımızdaki ve içimizdeki canlılığa bakmaya bir
davet. Görüntüdeki zeki, güçlü, mükemmel
insanın gerçekliğine bir soru işareti, hata yapan, düşen, kalkan, ağlayan, gülen,
gerçek insanı kabullenmeye, kendi elimizden tutup yeniden başlamaya bir davet.
Kitap, hıza ve yapmaya, yükselmeye, koşmaya odaklı, hata
kabul etmeyen dünyamızda yorgun, telaşlı, tükenmiş hissedenler için ilaç
niteliğinde. Elbette bazı şeyleri değiştirmek ve hayata geçirmek kolay değil,
bir kitapla her şey bir anda değişmez ama yine de ufak bir adım atmak
isteyenlere tavsiyemdir.
Merak edenler için kitapta anlatılanlardan özetle bilinçli
farkındalık;
Şimdiki an içerisinde gerçekleşenlere dikkat etmek, bu dikkatin
niteliğini fark etmek ve tüm bu fark edilenleri acele ile yargılamaksızın kabul
etmeyi içerir.
Bazen yanlış anlaşıldığı gibi hiçbir şeyi umursamadan anı
yaşamak, haz odaklı olmak değildir. Tam tersine yaşamın içindeki her şeyi
bütünüyle kabullenmek, acıyı, mutluluğu ve diğer duyguları da kabullenmek, akıp
gitmelerine izin vermek demektir.
Aslında kelimelerle anlatması çok da mümkün olan bir şey
değildir, çünkü kavramsal değil deneyimsel bir bilgidir.
İnsan zihni sıklıkla geçmiş ve geleceğe gider. Geçmiş ve
gelecekte yaşayan bir zihin ise mutsuz bir zihindir.
83 farklı ülkede yaşayan 5 bin kişiden toplanan verilerle bir
araştırma yapılmış. 2250 yetişkine o anda nasıl hissettikleri ve ne yaptıkları
ve yaptıkları şey dışında bir şey düşünüp düşünmedikleri sorulmuş. Çalışmada
uykuda geçirdiğimiz zamanlar dışında vaktimizin %46.9 unu geçmiş veya geleceği
düşünerek geçirdiğimiz bulunmuş. Yine çalışmaya göre, şu anda olanlar daha
mutlu ve üstelik şimdiki anda sevmediğimiz bir işe odaklanmış olsak bile zihnimizin
geçmişe ve geleceğe dalıp gittiği anlardakinden daha mutluyuz.
Bilinçli farkındalık tutumları kısaca şunlar:
Anda Kalabilme
Düşüncelerimiz hep anın ilerisinde ya da öncesindedir. Bizim
amacımız ise onu geçmiş ya da gelecekten alıp şimdiki an’a getirmektir. Mesela,
sabah elimizi yüzümüzü yıkarken o gün işte ne yapacağımızı ya da çıkmadan önce
neler yapacağımızı değil, yüzümüze serinleten suyun bize hissettirdiklerine
odaklanmak gibi.
Yargılarımızı Fark Etmek
İki bin sene önce, Epictetus’un dediği gibi; “insanları
rahatsız eden şeyler buna neden olan olaylar değil, onlar hakkındaki
düşünceleridir.” İnsan olduğumuz için, yargısız,
tarafsız ya da tamamen objektif olmamız mümkün değildir çünkü zihnimiz her şeyi
sınıflandırma eğilimi gösterir, gördüklerini iyi köyü, seviyorum sevmiyorum
şeklinde kategorize eder, durumları önceki yaşantılarından çıkardığı sonuçlara
göre yorumlar. Bu şekilde otomatik tepkiler vererek aslında işini kolaylaştırır.
Önemli olan bu otomatik tepkilerimizin farkında olmak, olaylara bakarken geçmiş
ya da geleceğin etkisinde olmasak durumu nasıl değerlendireceğimizi bulmaya
çalışmaktır.
Kabul
Kabul, yaşamı, kendimizi olduğumuz haliyle kabul
edebilmektir. Hoşlanmadığımız, sevmediğimiz, şeylerin varlığını olduğu gibi
kabul edebilmektir.
Sabır
Sabretmek, beklemek,
boşluğa tahammül etmek gelişimin, değişimin çabuk olmayışına sabır göstermektir.
Şefkat
Acıyı anlamak ve onunla kalmak demektir. Genelde olumsuz
olanı değiştirme, acıyı ortadan kaldırma eğilimiyle harekete deriz. Şefkat ise acıyı
ortadan kaldırmak, değiştirmek değil, bizi sıkıntıya sokan duygu ve durumları
kabul edebilmek demektir.
Şefkat denince aklımıza hep başkalarına şefkat göstermek
gelir ama şefkatin en önemli boyutu öz şefkat yani kendimize şefkattir. Zor
zamanlarda kendimizi eleştirmeden, acının insana özgülüğünü fark etmek,
sıkıntımızı olduğu gibi gözlemleyebilmek demektir.
Akışına Bırakma
Bizlerin yaşamda bir şeylere tutunma, bazı durumlara takılma
eğilimimiz vardır. Akışına bırakmak her şeyin gelip geçici olduğunu görebilmek
demektir. Boş vermek, önemsememek değil, tutunduğumuz şeyi fark edip ona
uzaktan bakabilmektir.
Başlangıç Ruhu
Deneyimlerimiz tekrar edildikçe onlara dikkat etmeyi
bırakır, otomatik olarak yapmaya başlarız. O işi yaparken duyumsadıklarımıza
değil de aklımızdaki başka konular hakkındaki düşüncelere odaklanırız.
Başlangıç ruhu ise yaptığımız işe bir çocuğun merak ve heyecanıyla, ilk kez
yapıyormuş gibi yaklaşabilmek demektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder