15 Mayıs 2018 Salı


Bir süre önce, o sıralar sık sık karşıma çıkan, merak ettiğim bir konu (mindfulness) hakkında bir seminere katılmam gerekti. Şimdiye dek katıldığım zorunlu seminerler genelde bildik şeylerin tekrarlanması şeklinde geçtiğinden, konuyu merak ediyor olsam da, pek bir beklentim olmadan katıldım.
Diyebilirim ki; şimdiye dek dinlediklerim içinde en ufuk açıcı, en çok şey öğrendiğim, bambaşka bir seminer oldu benim için. Ardından merakla gidip konuşmacının kitabını da aldım.
Kitabı okuduktan sonra, benim anladığım kadarıyla, bilinçli farkındalık çağımızın gittikçe daha kalabalık, gürültülü, hızlı, telaşlı hale gelen dünyasında biraz yavaşlamaya, bazen durmaya, fark etmeden geçip gittiğimiz, hep orada olduğu için önemsemediğimiz şeylere, aslında yaşamın, dünyanın üzerinde kurulduğu şeylere, mesela göğe, toprağa, hareket eden, duyumsayan bedenimize, dışımızdaki ve içimizdeki canlılığa bakmaya bir davet.  Görüntüdeki zeki, güçlü, mükemmel insanın gerçekliğine bir soru işareti, hata yapan, düşen, kalkan, ağlayan, gülen, gerçek insanı kabullenmeye, kendi elimizden tutup yeniden başlamaya bir davet.
Kitap, hıza ve yapmaya, yükselmeye, koşmaya odaklı, hata kabul etmeyen dünyamızda yorgun, telaşlı, tükenmiş hissedenler için ilaç niteliğinde. Elbette bazı şeyleri değiştirmek ve hayata geçirmek kolay değil, bir kitapla her şey bir anda değişmez ama yine de ufak bir adım atmak isteyenlere tavsiyemdir.

Merak edenler için kitapta anlatılanlardan özetle bilinçli farkındalık;
Şimdiki an içerisinde gerçekleşenlere dikkat etmek, bu dikkatin niteliğini fark etmek ve tüm bu fark edilenleri acele ile yargılamaksızın kabul etmeyi içerir.
Bazen yanlış anlaşıldığı gibi hiçbir şeyi umursamadan anı yaşamak, haz odaklı olmak değildir. Tam tersine yaşamın içindeki her şeyi bütünüyle kabullenmek, acıyı, mutluluğu ve diğer duyguları da kabullenmek, akıp gitmelerine izin vermek demektir.
Aslında kelimelerle anlatması çok da mümkün olan bir şey değildir, çünkü kavramsal değil deneyimsel bir bilgidir.
İnsan zihni sıklıkla geçmiş ve geleceğe gider. Geçmiş ve gelecekte yaşayan bir zihin ise mutsuz bir zihindir.
83 farklı ülkede yaşayan 5 bin kişiden toplanan verilerle bir araştırma yapılmış. 2250 yetişkine o anda nasıl hissettikleri ve ne yaptıkları ve yaptıkları şey dışında bir şey düşünüp düşünmedikleri sorulmuş. Çalışmada uykuda geçirdiğimiz zamanlar dışında vaktimizin %46.9 unu geçmiş veya geleceği düşünerek geçirdiğimiz bulunmuş. Yine çalışmaya göre, şu anda olanlar daha mutlu ve üstelik şimdiki anda sevmediğimiz bir işe odaklanmış olsak bile zihnimizin geçmişe ve geleceğe dalıp gittiği anlardakinden daha mutluyuz.
Bilinçli farkındalık tutumları kısaca şunlar:

Anda Kalabilme
Düşüncelerimiz hep anın ilerisinde ya da öncesindedir. Bizim amacımız ise onu geçmiş ya da gelecekten alıp şimdiki an’a getirmektir. Mesela, sabah elimizi yüzümüzü yıkarken o gün işte ne yapacağımızı ya da çıkmadan önce neler yapacağımızı değil, yüzümüze serinleten suyun bize hissettirdiklerine odaklanmak gibi.
Yargılarımızı Fark Etmek
İki bin sene önce, Epictetus’un dediği gibi; “insanları rahatsız eden şeyler buna neden olan olaylar değil, onlar hakkındaki düşünceleridir.”  İnsan olduğumuz için, yargısız, tarafsız ya da tamamen objektif olmamız mümkün değildir çünkü zihnimiz her şeyi sınıflandırma eğilimi gösterir, gördüklerini iyi köyü, seviyorum sevmiyorum şeklinde kategorize eder, durumları önceki yaşantılarından çıkardığı sonuçlara göre yorumlar. Bu şekilde otomatik tepkiler vererek aslında işini kolaylaştırır. Önemli olan bu otomatik tepkilerimizin farkında olmak, olaylara bakarken geçmiş ya da geleceğin etkisinde olmasak durumu nasıl değerlendireceğimizi bulmaya çalışmaktır.
Kabul
Kabul, yaşamı, kendimizi olduğumuz haliyle kabul edebilmektir. Hoşlanmadığımız, sevmediğimiz, şeylerin varlığını olduğu gibi kabul edebilmektir.
Sabır
 Sabretmek, beklemek, boşluğa tahammül etmek gelişimin, değişimin çabuk olmayışına sabır göstermektir.
Şefkat
Acıyı anlamak ve onunla kalmak demektir. Genelde olumsuz olanı değiştirme, acıyı ortadan kaldırma eğilimiyle harekete deriz. Şefkat ise acıyı ortadan kaldırmak, değiştirmek değil, bizi sıkıntıya sokan duygu ve durumları kabul edebilmek demektir.
Şefkat denince aklımıza hep başkalarına şefkat göstermek gelir ama şefkatin en önemli boyutu öz şefkat yani kendimize şefkattir. Zor zamanlarda kendimizi eleştirmeden, acının insana özgülüğünü fark etmek, sıkıntımızı olduğu gibi gözlemleyebilmek demektir.
Akışına Bırakma
Bizlerin yaşamda bir şeylere tutunma, bazı durumlara takılma eğilimimiz vardır. Akışına bırakmak her şeyin gelip geçici olduğunu görebilmek demektir. Boş vermek, önemsememek değil, tutunduğumuz şeyi fark edip ona uzaktan bakabilmektir.
Başlangıç Ruhu
Deneyimlerimiz tekrar edildikçe onlara dikkat etmeyi bırakır, otomatik olarak yapmaya başlarız. O işi yaparken duyumsadıklarımıza değil de aklımızdaki başka konular hakkındaki düşüncelere odaklanırız. Başlangıç ruhu ise yaptığımız işe bir çocuğun merak ve heyecanıyla, ilk kez yapıyormuş gibi yaklaşabilmek demektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder