Daha Sade Bir Hayat kitabından kısaltarak yazıyorum.
"Çocuğunuzun gördüğü ve ulaşabildiği oyuncakların sayısı
büyük oranda azaltılmalıdır. Peki neden?
Bizlere şu veya bu oyuncağın çocuğumuzun hayal gücünün
geliştireceği söylenir. Eğer tek bir oyuncak faydalıysa, o halde 10 tane
oyuncak bu faydayı 10 katına çıkarmalıdır.
Çocuklarımızı
keyiflendiren ve hayal güçlerini harekete geçiren daha fazla oyuncak olması ne
kadar harika değil mi? Çocuklarımızın hayal güçlerini geliştirmeleri için
gerekli olduklarına inandığımız oyuncakları neden almayalım ki? Tabii söylemeye
gerek yok, hayati önemi olan bu eşyaları satın alan kişiler olarak bizler de
çok önemliyiz. İçgüdülerimiz çok cömert; çocuklarımızın iyiliği için onlara her
şeyi vermek istiyoruz.
Ama temelde iyi niyetli olan bu güdülerimiz yönlendiriliyor.
Reklamcılar oyuncaklar olmadan- özellikle onların reklamını yaptığı oyuncaklar
olmadan- çocuklarımızın manevi dünyalarının gelişmeyeceğine bizi inandırmaya
çalışıyorlar. Reklam sloganlarına bakılırsa, çocuklarımızın hayal güçleri, en
doğru veya en yeni veya en mükemmel oyuncak kombinasyonunun, üzerinde sihirler
yaratacağı boş bir karatahtadan farksız.
Çocuklarda var olan yaratıcılık becerisi, şirket
yöneticilerinin toplantı odalarında “geliştirme” ve “tetikleme” iddiasındaki
çabalarına benziyor artık. Oyuncakların bu kadar aşırı vurgulanması, oyun
oynamayı ticarileştiriyor; oyunu, çocuğun doğal dünyası olmaktan çıkarıp
yetişkinlere ve onların temin edebileceği şeylere bağlı kılıyor.
Bizim bu cömert güdülerimiz çığrından çıkabilir. Sonuçta
oyuncaklara faydalıysa, istediğimiz kadar oyuncağı satın alabiliriz; bir tane,
bir tane daha. Başlangıçta çocuğumuzu memnun etmek ve ona bir şeyler
sunabilmekle ilgili olan bu cömert isteğimiz bağımlılık yaratabilir, çocuğumuzu
değil kendi ihtiyaçlarımızı tatmin etme noktasına gelebilir.
Çocuklar oyuncak satın almamızı tetikleyen dürtüleri fark
ederler. Peki bu onlara nasıl bir mesaj verir? Odalarındaki oyuncak dağının
yükselmesi onlara bir şeyler anlatır. Reklamlar kadar yüksek sesle konuşur,
verdiği mesajlar aynıdır: Mutluluk satın alınabilir. Ve Dünyanın merkezinde sen
vardın
Bir çocuğun yeni bir oyuncakla oynamasını izlemek büyük bir
keyif değil midir? Evet, gerçekten çok keyiflidir. Anne babalar olarak,
çocuklarımızın bir şeye bu kadar odaklanmalarından, kendilerini oyunun “akışına”
bırakmalarından keyif alırız. Buna doyamayız. Öte yandan onların bu doğal yeteneği,
çok fazla “şey”e sahip olmaktan dolayı raydan çıkabilir. Bir yığının ortasında
duran hiçbir şey gerçekten cazip değildir. Bir çocuğun bir oyuncağa gösterebileceği
ilgi, çok fazla oyuncağı olduğunda azalır ve gölgelenir. Çocuğumuza daha da çok
oyuncak satın almamız, onun ilgisini arttırmak yerine sığlaştırır.
İronik bir şekilde, bu oyuncak fazlalığı, çocuğun
yaratıcılığını tetikleyen bir şeyden mahrum kalmasına neden olur; can
sıkıntısı. Bu konuyu beşinci bölümde daha kapsamlı anlatacağım ama temelde can
sıkıntısı, yaratıcılığı mükemmel bir şekilde kışkırtır ve onu teşvike der “Yapacak
hiçbir şey olmamasından kaynaklanan hayal kırıklığı genellikle harika bir şeyin
başlangıcıdır. Çocuğumuzun her can sıkıntısına müdahale eder ve her iç çekişine
yeni bir oyuncakla veya eğlenceyle cevap verirsek onu yaratıcılığını geliştirme
fırsatından mahrum bırakmış oluruz.
Oyuncaklarla ilgili önerim şu: ne kadar az, o kadar fazla.
Bir çocuğun hayal gücünü geliştirmek için birtakım özel oyuncağa gerek yoktur.
Çocuklar, hayal güçlerini doğal bir şekilde geliştirirler ve kullanırlar. Bunu
yapabilmek için sadece zamana ve rahat bir kafaya ihtiyaçları vardır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder