1 Mart 2017 Çarşamba

Küçük Ağacın Eğitimi

Küçük ağacın, bu küçük Kızılderili çocuğun öyküsü bana yaşamın doğal haliyle ne kadar basit, anlaşılır ve böylece yaşanabilir bir şey olduğunu hissettirdi, sorularla, kuşkularla, kötülükle boğuşmadan, bir ağaç gibi, yapman gerekeni yaparak, büyüyerek, hissederek, öğrenerek, “kafanda yorucu yükler” olmadan, kanatlanarak yaşamak. Kitabı okuduktan sonra şöyle dedim; bence biz aldığımız bunca eğitim bunca bilgi yığını içinde tek bir şeyi, en önemli şeyi öğrenmiyoruz; yaşamayı.
Kitaptan birkaç sevdiğim bölüm:

"Ruh aklı bütün diğer kaslar gibidir. Kullandığın zaman büyür ve güçlenir. Böyle olabilmesinin tek yolunu anlamak için onu kullanmak gerekir. Ama beden aklınla açgözlü ve benzeri olmaktan kurtulana kadar kapıyı açamazsın. Açtığın zaman anlayış gelişmeye başlar ve ne kadar anlamaya çalışırsan, ruh aklı o kadar büyür."
"Görüyorsun, Küçük Ağaç, öğrenmenin yapmaktan başka yolu yok. Senin buzağıyı almanı engelleseydim, her zaman bir buzağın olması gerektiğini düşünecektin. Sana satın almanı söyleseydim, öldüğü için beni suçlayacaktın.  Yaşam içinde öğrenmek zorundasın."



"Son kelebek çukurdan uçup gitti. Büyükbaba ile mısır soyarken bir mısır sapına kondu. Kanatlarını açmadı. Yalnızca kondu ve bekledi. Yiyecek depolama amacı yoktu. Ölecekti ve bunu biliyordu. Büyükbaba dedi ki kelebek birçok insandan daha akıllıymış. Bu konuda üzülmezdi. Amacını yerine getirdiğini ve şimdi amacının ölmek olduğunu biliyordu. Bu nedenle güneşin son sıcaklığında orada bekledi."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder