Akşamları bazen, aşırı derece yoğun ve yorucu geçmeyen nadir
günlerde, Nohut’a olan davranışlarımı düşünüp iyi yaptığım şeyleri ve farklı
yapabileceğim şeyleri düşünüyorum. Genel bakışta; ne kadar endişeliysem o kadar
yanlış yapıyorum. Özellikle son zamanlarda hastalıktan sonra daha endişeli olmaya
başladım ve bu otomatik olarak iletişimize yansıyor. Ama daha iyiye gidiyoruz,
daha da iyi olacağız inşallah.
Bir de, daha önce aile ve çocuklarla çalışırken, sınır
koymaya, çocukların davranışlarının sonucuna katlanmasına ve yaptırımlar
uygulamaya yönelik bir yaklaşımı benimsemiş olmam da etkili oluyor. Ama uzun
zaman önce, bunun çocuğa tehditler savurma riski yüksek bir yaklaşım olduğunu anladım
bunu değiştirmeye çalışıyorum ve yerleşik düşüncelerin arada bir sinsice
hortladığını fark ediyorum, bazı cümleleri sarf ettikten hemen sonra.
Bu akşam aklıma gelen bir şey; fark ettiğim hataları yazmak
oldu. Ne dedim, ne diyebilirdim? Kimilerine ayrıntı gibi gelebilir ama ben
sözcüklerin gücüne inanıyorum. Bizim sözcüklerimizle bir insan, bir kişilik
şekilleniyor düşünün, ama panik de yapmayın, ağzımızdan kaçanlar olabilir ama
bir dahaki sefere değiştirebiliriz ya da en azından değiştirmeye
çabalayabiliriz. Önemli olan, yanlış bir iletişim şeklinin yerleşik hale
gelmemesi.
Benim ağzımdan kaçanlar genelde, açıklamalarımla ikna
olmadığında, bir şeye bir daha izin vermeme yönünde oluyor.
Mesela, bugün kağıt havluyu tuvalete atmak istediğinde
uzunca açıklamalar yaptım. Kalın, tıkanır vs
Israrla atmak istedi, atmaya yeltenince; o zaman bir daha
kağıt havluyu almana izin vermeyeceğim dedim.
Bazı yaklaşımlar bunun doğru olduğunu öne sürse de ben,
kendimizi çocuğun yerine koyarak onu anlamaya çalışmanın daha iyi olacağını
düşünüyorum. Bize böyle bir şey dense ne hissederdik, düşünürdük gibi.
Peki bu durumda, başka ne yapabilirdim? Durumu
tanımlayabilirdim. “Atmak istiyorsun. Ne yapabiliriz bakalım. Oraya atmana izin
veremem. Başka nereye atabilirsin?”
Nohut’u düşündüğümde bence bu sözler çok büyük ihtimalle işe
yarardı. Böylece, kendi duygularını, isteklerini fark etmeyi, isteklerini farklı kanallara kanalize edebilmeyi,
problemlere çözüm üretebilmeyi öğretmek için bir kapı açmış olurdum.
Atmana bir daha izin vermem dediğimizde ne oldu?
Duygularını, isteklerini önemsememiş ve problem çözmesine fırsat vermemiş
oldum.
Siz ne diyorsunuz? Neler yapıyorsunuz böyle durumlarda? Böyle
paylaşımlar iyi oluyor, devam diyenler el kaldırsın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder