Bu sıralar okurken sık sık karşıma çıkıyor, kendi
duygularımızı ve çocuklarımızın duygularını anlamak, kabullenmek. İşe öncelikle,
kendimizi tanımaya, anlamaya çalışmakla başlamak. Kendimizi anlamadan,
duygularımızı fark etmeden, bir başkasını anlamamız mümkün değil çünkü.
Ama bir de işin, okuduğum bazı yerlerde pek vurgulanmayan şu
noktası da var, bana kalırsa yalnızca duygular üzerinden gitmek bizi bir yere
ulaştırmaz. Çünkü duygular oldukça değişkendir ve bize bir yol çizmemiz, kendi durduğumuz yeri
anlamamız konusunda sabit bir harita çizemezler. Ama iyi bir yol gösterici
olabilirler. Bizi duygularımızın ortaya çıktığı kaynağa, bence üzerinde uzunca
durmamız gereken “ biliş”lerimize
götürebilirler.
Gün içinde zihnimizden bizim fark ettiğimiz ve etmediğimiz bir
yığın düşünce gelir geçer ve yine biz fark etmeden bu düşünceler duygularımızı
etkiler.
Bir film, izlediğimiz bir reklam, birinin düşünmeden
söylediği bir söz bile düşüncelerimizi etkileyerek bir duygu yaratabilir.
Mesela, sen buna değersin der bir reklam, ben buna değerim, şu kremi sürdüğümde
ne kadar mutlu olacağım dersin, ya da bu eşyayı kullanmadan yapamazsın der, sen
bunsuz şimdiye kadar nasıl yaşamışım, hemen gidip alayım, aldığımda iyi
hissedeceğim dersin. Ya da sokakta bir teyze o çocuk üşür der, sen de hakikaten
üşüyor mu, dur şu atkısını da bir sarayım dersin. Herkesin çocuğunun marifetlerini sayıp
döktüğü bir ortamdan çıktıktan sonra mesela, nedenini bilemediğin bir üzgünlük
ya da öfke olabilir içinde. Anlık gelip geçiveren, “Benim çocuğum neden bunları
yapmıyor?” düşüncesi olabilir sebebi.
Ben mesela, ebeveynlikle ilgili kitaplar okuyup zihnimde
insan yetiştirmenin önemine dair net bir tablo çizmeseydim, çocuk yetiştirirken
belki daha çok bunalmış, daha çok öfkeli hissedecektim. Karşı geldiğinde,
yaşının, gelişiminin gereği diye düşünmeseydim, isyanın bana mı diye düşünüp
öfkelenecektim.
Bazı düşünce yapıları bazı duyguların ortaya çıkmasına ya da
hiç çıkmamasına sebep olabilir. İnsanların size düşman olduğunu düşündüğünüzde
daha fazla öfke ya da daha fazla korku hissetmeniz kuvvetle muhtemeldir.
Çocuklarımızı yetiştirirken kendi duygularımızın
sorumluluğunu alalım diyoruz ya hep, sen beni delirtiyorsun, beni sinir
ediyorsun, anneyi üzme, anneyi kızdırma diyerek, onlara kendi duygularımızın
sorumluluğunu, yani taşıyamayacakları ağırlıkları yüklemeyelim. Henüz kendi duygularını anlayıp baş etmekte
zorlanıyorlarken bir de bizim duygularımızla zihinlerini ve kalplerini
ağırlaştıramayalım.
Kendi duygularımızdan yola çıkarak kendi düşünce yapımızı
anlamaya çalışmanın, ebevynler olarak bu
konuda işimizi kolaylaştıracağını düşünüyorum.
Örneğin, günlük hayatın ayrıntıları içinde boğulurken, mutfak işleri,
dağılan ev, ağlayan çocuk vb. yorgun ve öfkeli hissederken, muhtemelen
zihnimizden yeter artık, yetiştiremiyorum, ben de insanım vb düşünceleri
geçiyordur, ama tablodan dışarıya çıkıp kendimizi yıllar sonra yalnız başımıza
evde otururken ya da çocuklarımız büyümüş de çocuklarıyla bizi ziyarete
gelmişken düşündüğümüzde duygularımız değişecektir.
Kast ettiğim, öfkeli değilim, üzgün değilim demek değil,
yalnızca duyguların gelip geçici pofuduk baloncuklar olduğunu unutmamak.
Bakış açısı değiştirme ile ilgili Bütün Beyinli Çocuk
kitabında daha detaylı bilgi bulabilirsiniz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder