16 Ocak 2018 Salı

Bu sıralar okurken sık sık karşıma çıkıyor, kendi duygularımızı ve çocuklarımızın duygularını anlamak, kabullenmek. İşe öncelikle, kendimizi tanımaya, anlamaya çalışmakla başlamak. Kendimizi anlamadan, duygularımızı fark etmeden, bir başkasını anlamamız mümkün değil çünkü.
Ama bir de işin, okuduğum bazı yerlerde pek vurgulanmayan şu noktası da var, bana kalırsa yalnızca duygular üzerinden gitmek bizi bir yere ulaştırmaz. Çünkü duygular oldukça değişkendir  ve bize bir yol çizmemiz, kendi durduğumuz yeri anlamamız konusunda sabit bir harita çizemezler. Ama iyi bir yol gösterici olabilirler. Bizi duygularımızın ortaya çıktığı kaynağa, bence üzerinde uzunca durmamız gereken  “ biliş”lerimize götürebilirler.
Gün içinde zihnimizden bizim fark ettiğimiz ve etmediğimiz bir yığın düşünce gelir geçer ve yine biz fark etmeden bu düşünceler duygularımızı etkiler.
Bir film, izlediğimiz bir reklam, birinin düşünmeden söylediği bir söz bile düşüncelerimizi etkileyerek bir duygu yaratabilir. Mesela, sen buna değersin der bir reklam, ben buna değerim, şu kremi sürdüğümde ne kadar mutlu olacağım dersin, ya da bu eşyayı kullanmadan yapamazsın der, sen bunsuz şimdiye kadar nasıl yaşamışım, hemen gidip alayım, aldığımda iyi hissedeceğim dersin. Ya da sokakta bir teyze o çocuk üşür der, sen de hakikaten üşüyor mu, dur şu atkısını da bir sarayım dersin.  Herkesin çocuğunun marifetlerini sayıp döktüğü bir ortamdan çıktıktan sonra mesela, nedenini bilemediğin bir üzgünlük ya da öfke olabilir içinde. Anlık gelip geçiveren, “Benim çocuğum neden bunları yapmıyor?” düşüncesi olabilir sebebi.
Ben mesela, ebeveynlikle ilgili kitaplar okuyup zihnimde insan yetiştirmenin önemine dair net bir tablo çizmeseydim, çocuk yetiştirirken belki daha çok bunalmış, daha çok öfkeli hissedecektim. Karşı geldiğinde, yaşının, gelişiminin gereği diye düşünmeseydim, isyanın bana mı diye düşünüp öfkelenecektim.  
Bazı düşünce yapıları bazı duyguların ortaya çıkmasına ya da hiç çıkmamasına sebep olabilir. İnsanların size düşman olduğunu düşündüğünüzde daha fazla öfke ya da daha fazla korku hissetmeniz kuvvetle muhtemeldir.
Çocuklarımızı yetiştirirken kendi duygularımızın sorumluluğunu alalım diyoruz ya hep, sen beni delirtiyorsun, beni sinir ediyorsun, anneyi üzme, anneyi kızdırma diyerek, onlara kendi duygularımızın sorumluluğunu, yani taşıyamayacakları ağırlıkları yüklemeyelim.  Henüz kendi duygularını anlayıp baş etmekte zorlanıyorlarken bir de bizim duygularımızla zihinlerini ve kalplerini ağırlaştıramayalım.
Kendi duygularımızdan yola çıkarak kendi düşünce yapımızı anlamaya çalışmanın, ebevynler olarak  bu konuda işimizi kolaylaştıracağını düşünüyorum.  Örneğin, günlük hayatın ayrıntıları içinde boğulurken, mutfak işleri, dağılan ev, ağlayan çocuk vb. yorgun ve öfkeli hissederken, muhtemelen zihnimizden yeter artık, yetiştiremiyorum, ben de insanım vb düşünceleri geçiyordur, ama tablodan dışarıya çıkıp kendimizi yıllar sonra yalnız başımıza evde otururken ya da çocuklarımız büyümüş de çocuklarıyla bizi ziyarete gelmişken düşündüğümüzde duygularımız değişecektir.
Kast ettiğim, öfkeli değilim, üzgün değilim demek değil, yalnızca duyguların gelip geçici pofuduk baloncuklar olduğunu unutmamak.

Bakış açısı değiştirme ile ilgili Bütün Beyinli Çocuk kitabında daha detaylı bilgi bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder