2 Ocak 2018 Salı

Nohut’a şimdiye dek klasik masallardan okumamıştım. Masalımsı bir kitabımız var, bir tavşanın uyku macerasını anlatan. Ama Nohut onu dinlemektense kendi yaptıklarını, yaşadıklarını dinlemeyi tercih ediyor, tavşanı anlatayım mı diyorum mesela, hayır kırılmış arabayı anlat diyor, köydeki inekleri anlat, oraya gittiğimizi, buraya geldiğimizi anlat diyor. Ben de onları anlatıyorum. Bana da böylesi çok makul geliyor zaten, dünyanın bir ucundaki tavşanın uykusundan banane ki, ben burda, kendim, henüz iki buçuk yaşındayım ve yepyeni bir dünya keşfediyorum, dışarı çıktığımda gördüğüm her şey yeni ve öğreneceğim o kadar çok şey, hafızama kaydedeceğim onlarca anı, hikaye var. Yani kendi hayatımla ilgili işleyeceğim yığınla malzeme var zaten. Ama yavaş yavaş azcık hayalgücülü masallara da geçebiliriz gibi geliyor.
Sonuç olarak, Nohut’un sevdiği bir masal bulduk. Sık sık, tekrar tekrar okur olduk.  Resimleri bakıp bakıp hayal kurmalık, hikayesi ise şahane bir sonla bitiyor.

Kış manzaralı sayfaya ve karıncanın evine bayıldım ben. Tam da kış akşamları okunası bir kitap değil mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder