Nohut’a şimdiye dek klasik masallardan okumamıştım. Masalımsı
bir kitabımız var, bir tavşanın uyku macerasını anlatan. Ama Nohut onu dinlemektense
kendi yaptıklarını, yaşadıklarını dinlemeyi tercih ediyor, tavşanı anlatayım mı
diyorum mesela, hayır kırılmış arabayı anlat diyor, köydeki inekleri anlat,
oraya gittiğimizi, buraya geldiğimizi anlat diyor. Ben de onları anlatıyorum. Bana
da böylesi çok makul geliyor zaten, dünyanın bir ucundaki tavşanın uykusundan
banane ki, ben burda, kendim, henüz iki buçuk yaşındayım ve yepyeni bir dünya
keşfediyorum, dışarı çıktığımda gördüğüm her şey yeni ve öğreneceğim o kadar
çok şey, hafızama kaydedeceğim onlarca anı, hikaye var. Yani kendi hayatımla
ilgili işleyeceğim yığınla malzeme var zaten. Ama yavaş yavaş azcık hayalgücülü
masallara da geçebiliriz gibi geliyor.
Sonuç olarak, Nohut’un sevdiği bir masal bulduk. Sık sık,
tekrar tekrar okur olduk. Resimleri
bakıp bakıp hayal kurmalık, hikayesi ise şahane bir sonla bitiyor.
Kış manzaralı sayfaya ve karıncanın evine bayıldım ben. Tam
da kış akşamları okunası bir kitap değil mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder